ZAMAN VE TOPRAĞIN RİTMİ

IŞIK YARGIN
19 Eylül 2026 Cumartesi 07:56
Zaman, sanki bireyden ayrılmış da çarkında döneniyormuşum gibi hissettirmiyor bana. 80’li yılların başında Lincoln Barnett’in Evren ve Einstein kitabını ilk okuduğumda, zaman duygusunu bir algı biçimi olarak kabullendiğimi tam olarak fark edememiştim. Bugün ise "o zaman" yazdığım şiirlerimde, zamanın öznesine ne kadar çok önem verdiğimi ve olayların olası sırasına dair algımı şiirlerime yansıttığımı daha net görüyorum.
Üstelik zamanın özselliği, yeni ilgi alanlarımda ilerlemem için bana rehberlik etmeye devam ediyor. Einstein, söz konusu kitabın 58-53. sayfalarında zamanın özselliğini şöyle açıklıyor:
"Bireyin yaşantıları bize bir olaylar dizisi içinde düzenlenmiş görünür. Bu diziden hatırladığımız olaylar 'daha önce' ve 'daha sonra' ölçüsüne göre sıralanmış gibidir. Bu nedenle birey için bir ben-zamanı ya da öznel zaman vardır. Bu zaman kendi içinde ölçülemez. Olaylarla sayılar arasında öyle bir ilgi kurabilirim ki, büyük bir sayı önceki bir olayla değil de, sonraki bir olayla ilgili olur."
Zamanın bu öznel akışını sorgularken, tam 10 yıl önce yaşam biçimimizi değiştirme yolunda radikal bir adım attık. Eşim ve ailemizle birlikte endüstriyel kent ritminden sıyrılıp doğanın zamanına eklemlenmenin yollarını arıyorduk. O dönemde yolumuz permakültür felsefesiyle kesişti. Permakültür, sadece sürdürülebilir yaşam alanları tasarlamak değil; doğanın ritmiyle yeniden hizalanmak, zamanı adeta geriye akıtmaktı.
İşte tam da bu süreçte kendimi "zaman" kavşağında dururken buldum. Beynimiz sıralı sorulara alışmış: "Ne zaman doğuyor? Ne zaman yürüyor? Ne zaman konuşuyor? Ne zaman ölüyor?" Her soru bize zamanın lineer ve ileri doğru aktığını düşündüren bir alışkanlığın ürünü. Permakültür felsefesi ise geleneksel algılarımıza dokunarak ezberimizi bozuyordu. Belleğim beni Nobel ödüllü ünlü genetik profesörü ve düşünür François Jacob’un Mümkünlerin Oyunu adlı kitabına götürdü:
"Tersinden gösterilen filmler, zamanın tersine doğru akacağı bir dünyanın neye benzeyeceğini tasarlamamıza imkan vermektedir. Ama zamanın tersine çevrildiği böyle bir dünyada, beynimizin süreçleri ve belleğimizin oluşması da aynı şekilde tersine çevrilmiş olacaktır. Geçmiş ve gelecek için de aynı şey olacaktır ve dünya tastamam bize göründüğü gibi görünecektir." (François Jacob, Mümkünlerin Oyunu, Kesit Yayınları, 1996, s. 111)
2015 yılında hayatımızı dönüştürme kararını verirken zihnimde şu sorular yankılanıyordu: "Bu tersine akan zamanı mı deneyimletecek, yoksa kentli yaşam biçimine alternatif yeni biçimleri mi? Ütopik mi, gerçekçi mi?"
Arayışımızın üzerinden 10 yıl geçti... Yerleştiğimiz bu yeni coğrafya bize birebir bir permakültür tasarımı deneyimletmedi belki; ama bizi toprağın en kadim kollarından birine, zeytinciliğe sevk etti. Zeytin ağacının asırlara yayılan sabrıyla tanıştığımızda, zamanın gerçekten de ne kadar öznel ve döngüsel olduğunu anladık. Permakültürün teorisinden zeytin ağacının pratik bilgeliğine uzanan bu 10 yıllık yolculukta gördük ki; zamanı geriye akıtmak ütopya değilmiş, sadece doğru ağacın gölgesinde doğru ritmi bulmakmış.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 1983 Antalya Son Haber
