YOL YÜRÜYEREK YAPILIR

BAHAR UYSAL HAMALOĞLU
01 Şubat 2026 Pazar 20:16
Devasa bir beyazlık ve ıssızlığa soğuk sessizliğin eşlik ettiği bir coğrafyada gözleriniz, laleye benzeyen perdeli ayak izlerini takip ettiğinde, sonunda kalın ve kısa bacaklı toparlak bir gövdenin üstüne minik bir kafa yerleştirilmiş siyah bir silueti seçecek: bir Adelie pengueni. Özgün film yapımcısı Werner Herzog ‘’Dünyanın Sonundaki Karşılaşmalar’’ adlı belgeseli çekmek için Antarktika’ya gittiğinde tanık olduğu o penguenin yolculuğunu "ölüm yürüyüşü" olarak tanımlamış ve penguenin iç bölgelerdeki dağ silsilesine doğru sürdürdüğü yolculuğundan sağ çıkmasının olası olmadığını ileri sürmüştü.
Werner Herzog, oraya gitmeden önce penguenler hakkında bir film daha yapmayacağı konusunda kararlıydı. Ancak yol onu başka bir yer götürecekti. Başlangıçta Antarktika’nın uçsuz bucaksızlığı ve sessizliğiyle "sonsuzmuş gibi görünen boşluğu" karşısında şaşkına döndü. McMurdo araştırma istasyonuna vardığında, burayı çirkin bir maden kasabasına benzetti. Dünyanın öbür ucunda böyle bir yerde gönüllü olarak çalışan kişilerle karşılaşmak onu şaşırtmıştı. Orada bulunma nedenlerini kendisiyle paylaşacak büyüleyici insanlar arasında, Antarktika'nın profesyonel hayalperestler ve macera severler için ideal yer olduğunu düşünen bir forklift operatörü ve filozof, dev bir buzdağının üzerinde okyanusta sürüklenişin büyülü hissine sevdalı bir okyanus bilimci, Aztek atalarının devamı olduğunu iddia eden bir tesisatçı, yetenek gösterisinde performans sergilemek için vücudunu küçük bir bavula dönüştüren bir kadın araştırmacı vardı. Belgeselin en komik sahnesinde, yeni gelenler iki günlük bir hayatta kalma okulunda tutuluyor ve burada bir iglo inşa etmeyi ve birlikte çalışarak kar fırtınasıyla başa çıkmayı öğreniyorlardı. Araştırma kampında Herzog, uzun kariyerinde buzun altına son dalışını yapacak olan Sam Bowser ile tanıştı. Dünyanın evrimi hakkında gerçekleri aramak için su altına inen bilim insanları, dalışlarını "katedrale inmek" olarak adlandırıyorlardı. Garip yaratıkların keşfedilmeyi bekleyen dünyasında bir gün ekip üyelerinden biri üç yeni tür keşfetti. Bu bilim insanları, doğal dünyanın ve hayvan krallığının gizemlerinden saygı ve övgüyle söz etmeyi hep birlikte bir kez daha deneyimlediler. Herzog sevimli penguenlerle pek ilgilenmese de, bir doğa araştırmacısıyla penguenlerin alışkanlıkları hakkında sohbet ettikten sonra bir penguenin koloniden ayrılıp tek başına, zirveleri bulutlara karışmış dağlara doğru uzaklaşmasını sonuna dek izledi. Herzog'un "çılgın" diye adlandırdığı bu penguenin, buzdan bir ölümle karşılaşması kaçınılmazdı. Tıpkı o yalnız penguen gibi, hepimiz dünyada kendi yolumuzu kendimiz bulmak ve yolculuğumuzu sürdürmek zorundayız.
Edebiyat, her zaman yaşam ve kendini keşfetme sürecinde bir alegori olarak gördüğü yola ve yolculuğa ilgi duydu. Bu kavram çeşitli eserlerde kahramanları zorlayan, büyümelerine olanak tanıyan dönüştürücü bir deneyim olarak yer aldı. Farklı dönemlerde, Homeros'un Odissea’sı, Miguel de Cervantes'in Don Kişot’u, Herman Melville'in Moby Dick’i, Herman Hesse’nin Siddharta’sı yolculuğu ve yolcuyu anlattı bizlere. Şiir dünyasında bu metafor bağlamında en bilinen şiirse Antonio Machado’nun 1912'de yayımlanan ‘’Campos de Castilla’’ (Kastilya Kırları) kitabındaki “Proverbios y Cantares’’ (Atasözleri ve Şarkılar) bölümüne ait. XXIX numaralı dizelerin, ilk kıtasına karşılık gelen "Yolcu, yol yok" başlığıyla yayımlanmış şiir yazarın en çok bilinen metinlerinden birisi. İspanyol şair Antonio Machado şiirlerinde yolu, aynı zamanda kendini de tanımak isteyen herkesin yaşam yolculuğu için gerekli, evrensel bir tema olarak görür. Şiirlerinde adım adım kendi yolunu çizmek zorunda olan bilinmeyen bir gezgine gönderme yapar. Yolculuk planlanmamıştır, planlanamaz da çünkü Machado’ya göre yol yürüyerek inşa edilir. Büyük bir yolculuğun, yaşanmış bir hayatın, geride bırakılanların bir bütünü olarak ‘’Caminante, no hay camino’’ (Yolcu, yol yok) şiiri, yolu şimdiki zaman olarak yeniden sahiplenir, geçmişi anımsatır, ancak kaderimizi belirlemeye gelince, geçmişin veya geleceğin bizde saplantı hâline gelmesini engellemek ister.
Atasözleri ve Şarkılar (XXIX)
Yolcu, yol yok
Ey yolcu, ayak izlerin yoldur
başka bir şey değil;
Ey yolcu, yol diye bir şey yok,
yol yürüyerek yapılır.
Yürüyerek yol yapılır,
ve geriye baktığında,
bir daha asla
ayak basılmayacak
izi görürsün.
Ey yolcu, yol diye bir şey yok,
sadece denizde iz var.
Werner Herzog'un 2007 yılında çektiği belgeselde üyesi olduğu koloninin üreme ve beslenme alanlarını reddedip gruptan kopan o çılgının ölüme doğru yolculuğunun 2026 yılının sosyal medyasında ünlenmesi, günümüz insanının içinde bulunduğu koşullar düşünüldüğünde pek de şaşırtıcı değil. Penguen ne bir filozof ne de bir asi. Bilim dünyasında bu davranış biçimi nörolojik bir sorun, üreme mevsiminde oluşan stres veya kafa karışıklığı, içgüdüsel bir hata olarak açıklansa da hayatın kendisine olduğu gibi her şeye bir anlam yüklemeye kodlanmış insan, bu yolculuğun nedenlerini sorgulamaya, yolculuk metaforunu didik didik etmeye başlıyor. Penguenin, koloninin çıkardığı gürültüden, grubu takip etmekten, artık anlam ifade etmeyen, tekrarlanan hareketlerden bıktığını düşünüyor. Yiyecek ve su erişimi olmayan aşırı soğuk hedef kesin bir son anlamına gelse de nihilist penguenin kendisini hayatta kaybolmuş gibi hissedip bir tükeniş yaşadığında, çıktığı ölüm yolculuğunu onun sessiz isyanı olarak görüyor. Özgünlük ve anlam açlığı çeken insan, bir hayvanın, grubun güvenliğinden, konfor alanından ayrılıp özgürleştiğini gördüğünde, bunu delilikle eşleştirmeye kalkmayıp üstüne üstlük cesaretini, kararlılığını takdir ediyor ve alkışlıyor. Penguenin kaçışı, modern toplumun baskılarından kurtulma isteği, hızına yetişilemeyen bir akış, rekabetçi ve başarı odaklı iş yaşamı, bireysel tükenmişlik duygusu, kaybolma, kaçma arzusu ve modern insanın anlam arayışı temalarının sorgulanmak üzere arka arkaya sıralanmalarına neden oluyor. Düşerek kalkarak, yaralanarak iyileşerek, değişerek dönüştürerek bir yol inşa etmeye çalışan bizler anlamaya çalışarak, farkındalığı arttırarak, adaleti geçerli kılarak ve kollektif vicdanın inşasına el vererek yolu güzelleştirilebiliriz. Hayat, nihilist bir penguenin seçimiyle özdeşleştirilemeyecek kadar kıymetli. Uğruna can vereceğimiz şeylerin, kişilerin, nedenlerin üst başlığını ‘’uğruna yaşamayı seçtiklerimiz’’ olarak değiştirmek gerekiyor; onları iyileştirir ve güzelleştirirken yolu değerli kılmak için. Joan Manuel Serrat’ın Machado’dan esinlenerek yazıp bestelediği şarkısına kulak veriyorum: ‘’Yolcu yol yok, yol yürüyerek yapılır.’’ Yürüyorum…
Yolcu, yol yok,
Her şey geçer ve her şey kalır
Ama bize düşen geçmek
Yollar açarak geçmek
Denizde yollar açmaktır
Hiçbir zaman şöhret peşinde koşmadım
Ne de insanların anılarında
Şarkılarımı bırakmanın
İnce, narin dünyaları seviyorum
Ağırlıksız ve zarif
Sabun köpükleri gibi
Güneş ve kızıla boyanmış hâllerinin
Mavi gökyüzü altında
Uçuşmasını, ansızın titreşmesini
ve kırılmasını izlemeyi seviyorum
Hiçbir zaman şöhret peşinde koşmadım
Yolcu, ayak izlerin yol, başka bir şey değil
Yolcu, yol yok, yol yürüyerek yapılır
Yürüyerek kendi yolunu çizersin
Ve geriye baktığında
Bir daha asla geçmeyeceğin izi görürsün
Yolcu, yol yok ama denizde köpükten izler var
Bir zamanlar bugün dikenlerle kaplı
ormanların bulunduğu o yerde
Bir şairin sesi duyuldu haykırırken
Yolcu, yol yok, yol yürüyerek yapılır
Darbe üstüne darbe, dize üstüne dize
Şair evinden uzakta öldü
Komşu bir ülkenin toprağı onu örttü
Uzaklaşırken ağladığını gördüler
Yolcu, yol yok, yol yürüyerek yapılır
Darbe üstüne darbe, dize üstüne dize
Saka şarkı söyleyemediğinde
Şair bir hacıyken
Duanın bize yararı yokken
Yolcu, yol yok, yol yürüyerek yapılır
Şiir ve şarkı sözü çevirisi: Bahar Uysal Hamaloğlu
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 1983 Antalya Son Haber
