YILDIZLARA BAKARKEN DÜŞENLER 3 : DOĞAN AVCIOĞLU

EŞREF URAL
21 Ağustos 2026 Cuma 14:36
İstanbul’da bir pastanede genç bir adam, karşısında oturan genç bir kıza evlenme teklif ederken şöyle konuşur: “ama benim bu teklifime evet demeden önce çok iyi düşün, çünkü karşında oturan adam birkaç yıl içinde ya idam edilecek, ya da başbakan olacak!”.
Çok şükür idam edilmedi ve fakat başbakan da olamadı. Ama kendinden sonraki gelen kuşaklara altın değerinde kıymetli kitaplar, makaleler, eserler bırakıp gitti. Çok erken gitti. Yazık ki Türkiye, bu pek çalışkan aydınımızı, sadece “9 Martçılar” olarak bilinen cunta faaliyetinin önde gelen bir üyesi olarak tanıyor. Oysa onun bu faaliyeti hayatının kısa bir kesitini kapsıyor aslında. Öncesinde ve sonrasında oldukça güzel işler yapıyor.
Önce onun kişisel yaşamından konuşalım. 1926 yılında Bursa’da, oldukça varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geliyor. Liseyi bitirdikten sonra Paris’e gidiyor ve burada siyaset bilimi ve ekonomi konularında eğitim alıyor. Bir süre de Londra’da kalıyor, ekonomi okuyor ve İngilizcesini geliştiriyor. Ve 1955 yılına geldiğinde, ki tam olarak otuz yaşındadır, artık Türkiye’ye dönme vaktinin geldiğine karar veriyor. Paris günlerinde Marksizm’le tanışmıştır ve hayali, sosyalist bir ülke kurmaktır. Nitekim Paris’ten ayrılırken Abidin Dino’ya, “merak etme, Türkiye’de sosyalizmi kuracağız” diyor!
Batı Avrupa günlerinde o ülkelerin yaşam standardından çok etkilendiği kesindir. Geldiği günlerde yazdığı bir metinde, “bizi hor gören bu pezevenklerin seviyesine nasıl geliriz?” diye sorular sormaya başlıyor. (Tırnak içindeki ifade bizzat kendisine aittir). Belli ki Paris ve Londra günlerinde Türklerin oralarda nasıl aşağılandığını, oradan buralara nasıl bakıldığını görüyor, şahit oluyor. Bu günlerde aklı fikri “Türkiye’nin kalkınması, “kalkınma modelleri ve çareleri” üzerine çalışmakta, sorular sormakta, yanıtlar aramaktadır.
Bu günlerde 27 Mayıs 1960 ihtilali olur ve Doğan Avcıoğlu da, diğer pek çok sivil aydın gibi, yeni anayasanın hazırlanması sürecine katılır. Ancak Avcıoğlu, bütün bu revizyon uğraşlarıyla yetinecek adam değildir. Zaten Kemalist Cumhuriyetin bazı temel sorunları çözemediği fikrine sahiptir ve bu gidişle de bu temel meseleler, (toprak reformu, sınıfsal uçurum, Türkiyenin altyapı eksikliği vs) çözülecek gibi görünmemektedir. Bu nedenle bir grup aydın arkadaşıyla 1961 yılından itibaren haftalık Yön dergisini çıkarmaya başlıyorlar. Bu dergi 1967 yılına kadar yaşamını sürdürecek, dünya ve ülke meselelerine dair çok esaslı makaleler, yorumlar, tartışmalar burada yapılacaktır.
Ancak 1965 seçimlerinde Adalet Partisi’nin %53 civarında bir oy alarak iktidara gelmesi, Doğan Avcıoğlu’nu farklı bir siyaset yolu izlemeye yönlendirir. Evet, TİP bu seçimlerde kendisini hissettirmişti, 15 milletvekili çıkartmıştı, ama bu tablo Doğan Avcıoğlu gibi “acilci” bir kafayı tatmin etmeye yetmeyecekti. Nitekim bu noktada Doğan Avcıoğlu haklı çıkacak, 1969 seçimlerinde Demirel yine büyük bir zafer kazanacak ve TİP neredeyse sahneden silinecekti.
1969 seçimlerinden itibaren Doğan Avcıoğlu’nu artık Türkiye meselelerine kafa yoran bir aydın olarak değil, doğrudan siyasete ve ülke yönetimine müdahil olmaya çalışan bir siyasi aktör olarak görüyoruz. Bir grup yüksek rütbeli asker ve aydınla beraber gizli bir ihtilal komitesi kuruyorlar 1970’lerin başında. Orgeneral Cemal Madanoğlu komitenin başındadır. O kadar özensiz çalışıyorlar ki, toplantıları hem devlet hem de kamuoyu tarafından duyuluyor, biliniyor. Bir gün bir gazeteci Madanoğlu’na soruyor: “efendim, bir darbe hazırlığı yaptığınız konuşuluyor, bu konuda bir birikiminiz var mı?” Cevap aynen şöyledir; “Darbe yapmak için birikim değil, .aşşak gerekir, evelallah o da bizde var!”.
Ve 1971 yılının 9 Mart günü devlet harekete geçerek bu ekibin tamamını tutukladı ve üç gün sonra, 12 Mart 1971 günü de askerler bir muhtıra yayımlayarak başbakan Demirel’i istifa ettirdiler. Artık Türkiye’de yeni bir dönem başlamıştı; tutuklamalar, gözaltılar, sorgular, infazlar, idamlar… Ve Doğan Avcıoğlu açısından aktif siyasi hayat bu şekilde sona ermişti. 1973 affıyla cezaevinden salıverildi. (Tahmini doğru çıkmamış, asılmamıştı!)
Bundan sonra çok kıymetli eserler, kitaplar kaleme alacaktı. 1968’de “Türkiye’nin Düzeni” adlı muhteşem eserini yayımlamış ve çok etkili olmuştu. Bundan sonra da ciltler halinde “Türklerin Tarihi” ve “Türk Milli Kurtuluş Tarihi” adlı eserlerini yayımlayacaktı ve hiç kuşkusuz bu eserler de hak ettiği ilgiyi görecekti.
Ve bu çalışkan, cesur aydınımız, 4 Kasım 1983 günü, henüz 57 yaşında, hayata gözlerini yumdu. Aradan yarım asır geçti ve Türkiye halen, Doğan Avcıoğlu’nun tanımlamasıyla “o pezevenklerin” seviyesine erişemedi.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 1983 Antalya Son Haber
