Çocuklarım benim yaptığım pek çok şeyi yapamıyor, pek çoğunun yapılması gerektiği de artık tartışmalı. Örneğin sökükleri dikmek, hadi daha ileri gideyim; çorap yamamak…
Zaman ve mekan yapılması gerekini belirliyor pek tabii. Ama insanın yapabilirliğiyle deneyimlediği her eylem sonsuz bir hürriyet kazandırıyor bana göre. Kalanlar ise esaretimizin yapı taşları.
Neyin neye evrildiğini saptarken kafam karışıyor. Bir kuşak yalınayaktı. Sonrasında eprimiş, parmak uçları yamanmış çoraplar şükür sebebiydi, bir sonrasındakiler ise onlardan utanmaya başladı… Şahit olup büyüyenler ister istemez hem onlar için hem de kendilerini bekleyen gelecek adına üzüldü…. Üzülenlerden bazıları iki film üstündelerin de katkısıyla “fakir ama onurlu genç” olmaya sığındı; kimileri de başkasına ait yeşil parkalarını bir vestiyerden alıp kendi üzerinde ikonlaştırarak taşıdı… Kullan at ucuz çoraplar bahsi pek sonrasında piyasaya hakim oldu. Ama bacak bacak üstüne attığında sıyrılan pantolonundan çorabının marka logosu görünenler daimdi…
Utanma, toplulukları hizaya sokan en ortak duygulardan biridir.
Utanacağımız şeylere de biz dahil olur, ait olma adına kendimizi bir cendereye sokarız. Bir zaman sonra da üzerlerine düşünmeyiz bile…
Oysa düşünüp dursak ne güzel bir dünya mümkündü… Delik çoraplardan kim, yamalılardan kim, logolardan kimler utanmalı?
Bu yazı toplam 229 defa okunmuştur.