14 Şubat 2026
  • Antalya8°C

TÜRKİYE'DE SİYASAL REJİM DÖNÜŞÜMÜ

PROF DR RAMAZAN DEMİR

13 Şubat 2026 Cuma 23:44

 

Özet

Bu makale, Türkiye’de 2017 Anayasa değişikliği ile ortaya çıkan başkanlık sisteminin siyasal, toplumsal ve kurumsal etkilerini incelemektedir. Çalışmada, rejim değişikliğinin “kişiye özgü” bir yönetim modeli yarattığı; denge-denetim mekanizmalarını zayıflattığı; hukukun üstünlüğü, kurumların işlevselliği, toplumsal güven ve ekonomik göstergeler üzerinde olumsuz sonuçlar doğurduğu savunulmaktadır. Türk devlet geleneğinin dayandığı Cumhuriyetçi ve üniter yapının aşındırılması, dış politika kırılganlığının artması ve toplumsal çözülme olguları ele alınmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Siyasal rejim, anayasa değişikliği, Türkiye, başkanlık sistemi, toplumsal dönüşüm.
*
Giriş

Türkiye, 16 Nisan 2017 referandumu ile yönetim biçiminde tarihsel bir kırılma sürecine girmiştir. Referandum sonrası uygulamaya konulan başkanlık sistemi, literatürde sıklıkla “tek adam” iktidar modeli olarak tanımlanan yapısal değişiklikler yaratmıştır. Bu çalışma, söz konusu sistemin Türk devlet yapısı ve toplumsal düzen üzerindeki etkilerini incelemekte; değişimin bir karşı devrim niteliği taşıdığı tezini tartışmaktadır.
*
Emperyal Müdahaleler ve Türk Devlet Geleneği

Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanma sürecinden itibaren Türkiye, ekonomik ve siyasi baskılar üzerinden şekillendirilmeye çalışılmış; Cumhuriyet’in kuruluşuyla bu baskılar büyük oranda aşılmıştır. Ancak 21. yüzyılda bölgesel projeler, örneğin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ve iç politikadaki kırılganlıklar, devletin kurucu ilkelerine dönük yeni müdahale biçimlerini ortaya çıkarmıştır.
*
“Tek Adam” Rejimi

2017 Anayasa’sı, literatürde “kişiye özel anayasa”, “kişiselleştirilmiş başkanlık” ve “tek merkezli yürütme” kavramlarıyla tanımlanan yeni bir siyasal model yaratmıştır.
Bu yapıyla birlikte:
*Kuvvetler ayrılığı fiilen ortadan kalkmış,
*Yasama organı yürütme karşısında işlevsizleşmiş,
*Yargı bağımsızlığı ağır biçimde zayıflamış,
*Denetim ve hesap verebilirlik mekanizmaları büyük ölçüde işlemez hale gelmiştir.
*
Yeni Rejimin Kurumsal Etkileri

1-Ahlak ve Güven Erozyonu: Ahlaki normlarda, toplumsal dayanışmada ve karşılıklı güven ilişkilerinde ciddi bir çöküş yaşandığı gözlemlenmektedir. Yolsuzluğun olağanlaşması, fuhuş ve suç oranlarının artışı, sosyal sermayeyi tahrip eden temel unsurlar olarak öne çıkmaktadır.
2- Adalet Sisteminin Çöküşü: Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması, hukuk devletinin en temel ilkeleriyle çelişmektedir. Anayasal güvencelerin zayıflaması, toplumsal adalet duygusunun kaybına yol açmıştır.
3- Ekonomik Sıkıntı: Gelir adaletsizliğinin artması, enflasyonist baskılar ve asgari ücrete mahkûm çalışan kitlesi, ekonomik yapının sürdürülebilirliğini zayıflatmaktadır. Beyin göçü ve nitelikli insan kaynağının ülkeyi terk etmesi, ekonomik gelişimi doğrudan olumsuz etkilemektedir.
4- Eğitim ve Sağlık Sisteminde Çöküş: Bilimsel eğitimin yerini ezberci ve dogmatik bir yapıya bırakması, uzun vadede toplumsal gelişimi sekteye uğratmaktadır. Sağlık hizmetlerinin erişilebilirliği ve niteliği ciddi biçimde çökmektedir .
5-Dış Politikada İlkesizlik: Günübirlik ve hesaplanmamış dış politika adımları, Türkiye’nin bölgesel ve küresel konumunu zayıflatmıştır. Devlet kurumlarının koordinasyonsuzluğu, stratejik kapasiteyi sınırlamaktadır.
*
Rejim Değişikliğinin Siyasal Yansımaları

Yeni Anayasa talebinin üç dayanağı vardır: a)Yargısal sorumluluktan kaçış ve bazı söylemlerin suç teşkil etmesini engellemesi; b) Cumhurbaşkanının üçüncü kez adaylığının sağlanması ve ömür boyu başkanlığın yasal zemine oturtma; c) Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinin değiştirilmesi.
Bu amaçların ortak noktası, kurucu Cumhuriyet düzeninin etkisizleştirilmesi ve yerine kişiselleştirilmiş bir siyasal sistem inşa edilmesidir.
*
“Karşı Devrim” Kavramı

Klasik askerî darbelerden farklı olarak iktidarın seçimli yollarla güç devşirmesi, daha sonra hukuk düzenini ve kurumsal yapıları dönüştürerek rejimi fiilen ele geçirmesi olarak tanımlanır. Değişim, seçimler üzerinden meşrulaştırılmış, hukuk düzeni işlevsizleştirilmiş, demokratik ilkeler yerini otoriter yönetim biçimine bırakmıştır. Bu dönüşüm, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet sisteminin ortadan kaldırılması riskini içermektedir.
*
Sonuç

Türkiye’de son on yılda yaşanan siyasal dönüşüm, demokratik bir rejimin içerden dönüştürülmesiyle ortaya çıkan bir karşı devrim süreci olarak değerlendirilebilir. Toplumsal çözülme, ekonomik zorluklar, adalet sistemine güvensizlik ve dış politikada kırılganlık, bu sürecin doğrudan sonuçlarıdır. 
Türkiye’nin, Cumhuriyet’in kurucu ilkelerine dayalı hukuk devleti modeline geri dönmesi, yalnızca siyasal değil, toplumsal barışın ve devlet sürekliliğinin de temel şartı olarak ortaya çıkmaktadır.
*
Kaynakça 
Akıncı, F. (2020). Türkiye’de Başkanlık Sistemi ve Siyasal Dönüşüm. Ankara: Siyasal Kitabevi.
Aydın, S. (2019). Hukuk devleti ve anayasal düzenin dönüşümü. Anayasa Araştırmaları Dergisi, 7(2), 45–68.
Çınar, M. (2021). Popülizm, kişisel iktidar ve anayasa değişiklikleri. Siyasal Bilimler Dergisi, 12(1), 77–96.
Özbudun, E. (2018). Demokratik gerileme ve Türkiye. İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Yıldırım, A. (2022). Türkiye’de kurumsal zayıflama ve yargı bağımsızlığı. Kamu Yönetimi Hakemli Dergi, 5(1), 101–125.

Bu yazı toplam 71 defa okunmuştur.
Yorumlar