05 Temmuz 2026
  • Antalya27°C

TÜRKİYE SOLU’NUN BAŞARISIZLIĞI

EŞREF URAL

05 Temmuz 2026 Pazar 13:24

Birkaç gün önceki Medyascop TV yayınında gazeteci Ruşen Çakır, 18-35 yaş gençler arasında yapılan bir saha araştırmasının sonuçlarını paylaştı ve bu sonuçlara çok üzüldüğünü ifade etti. Evvela yapılan anketin sonuçlarını yazarak mevzuya girelim, soru şu: “kendinize en yakın hissettiğiniz siyasi kimlik nedir?” Ve cevaplar şu şekilde ortaya çıkmış: Atatürkçüyüm %40, Milliyetçiyim %15, İslamcıyım %10, Cumhuriyetçiyim %7, Ülkücü, %5…. Muhafazakar, liberal vsvs. Liste böyle azalarak devam ediyor. Ve bu saha araştırmasına göre kendisini solcu-sosyalist olarak tanımlayan gençlerin oranı sadece %1,9! Evet, sadece bu kadar! Gençler arasında %1,9 ise, ileri yaşlarda muhtemelen bu oran %1’lere düşmektedir.

Şimdi tam da burada şu can alıcı soruyu sorarak mevzuya dalabiliriz; Türkiyede 120 senelik bir geçmişi olan sosyalizm fikriyatının toplumda bu derece az, neredeyse sıfıra yakın, bir tercihle karşılaşmasının sebepleri neler olabilir? Nihayetinde işçi, emekçi, köylü, ırgat, ezilen, itilen, kakılan, sömürülen toplum kesimlerinin yoldaşı olma iddiasındaki bir siyasi ideolojinin toplumsal kabulünün bu derece düşük seyrediyor olması sadece bana mı tuhaf görünüyor? Yani bu ülkede yaşayan işçi, köylü, emekçi, gariban halk kesimleri tümüyle aptal mı ki kendi çıkarlarını savunan bu siyasi ideolojiye hiç ilgi göstermiyorlar?

Tabi şu anda pek çok eski solcu yurttaşımızın “12 Eylül buldozerinden” bahis açtığını duyar gibiyim. Devlet 12 Eylül’de üstümüzden silindir gibi geçti, yoksa halk kitleleri arkamızdaydı ve her şey yolunda gidiyordu! Eh, yani evet, 12 Eylül Darbesinin etkisini ve sonuçlarını inkar edecek değilim, gerçekten ağır bir darbeydi. Ama ben yine de Türkiye’de sol-sosyalist siyasi cereyanın başarısızlığının asıl sebebinin 12 Eylül olduğunu düşünmüyorum. Mesele daha derin, bilimsel ve gerçekçi bir analizi gerektiriyor.

Biraz anakronik olacak ama, yine de, şöyle bir soru formüle edebilir miyiz; eğer yukarıda belirttiğim gençler üzerindeki saha araştırması 1960’ların ortalarında yapılmış olsaydı sonuç nasıl çıkardı? Ben tahminimi söylüyorum: %50 Atatürkçü, %30 Milliyetçi, %15 muhafazakar-islamcı, %3 sol-sosyalist. Aşağı yukarı bu şekilde bir veri tablosunun ortaya çıkacağından hiç kuşku duymuyorum. Tabloya dikkat edilecek olursa, toplumun kahir ekseriyeti milliyetçi, (Atatürk milliyetçisi, Türk milliyetçisi vs) ciddi bir kesimi de milliyetçi – muhafazakar ve İslamcı. Fotoğraf aşağı yukarı bu minvalde.

Peki bu sosyolojik hakikat karşısında bizim sol-sosyalist kadrolar nasıl bir ideolojik metot geliştiriyorlar: milliyetçilik ve islami eksenli her türlü yaklaşımı hakir gören, dışlayan, gerici bulan ve evrensel ilkeler ışığında yürüyen “sosyalizm” bayrağı altında toplanmak! Güzel. Peki bu konuda bizim sosyalist kadrolara kim rehberlik ediyor? Elbette Batı’dan gelen çeviri kitaplar, Batılı sosyalist yazarların ekseriyetle kendi tarihleri, kültürleri ve coğrafyaları üzerinde yaptıkları analizler, makaleler, görüşler… O kadar öyle ki, 18 yaşına kadar Dersim’in, Malatya’nın, Diyarbakır’ın, Samsun’un kasabalarında yaşamış ve belki de şehre bile inmemiş çocuklar, fakültelere geldikleri günlerde Politzer’in, Dimitrof’un, Marx’ın, Engels’in, Lenin’in Türkçeye tercüme edilmiş kitaplarıyla karşılaştılar ve elbette çok etkilendiler. (Bu arada, söz sırası çeviriye gelmişken, bir anekdot aktarmama izin verin; 1970’li yıllarda Türk soluna liderlik etmiş isimlerden birisi 12 Eylül’den sonra yurt dışına çıkar ve oralarda yabancı dil öğrenir. Gençliğinde Türkçe okuduğu solun klasik kitaplarını orijinal dilinden de okuma ihtiyacı hisseder. Ve bu konuda şöyle bir itirafta bulunur: “bizim okuduğumuz kitaplarla orijinal metinler birbirinden çok farklı!”)

Ve bu yıllarda Türkiye sosyalist gençliğinin hızlı adımlarla toplumun genel değer yargılarından ayrışmaya ve uzaklaşmaya başladığını görüyoruz. Sosyalist gençler için Türk milliyetçiliği ırkçılık, dindarlık da külliyen gericilik ve yobazlıktan ibaretti. Selçuklu-Osmanlı “barbardı”, hatta Atatürk cumhuriyeti bile ırkçı bir anlayışa sahipti!  Gençler, bu dönemde, “evrensel değerler” sarhoşluğu içinde, kendi tarihinden, kültüründen, geleneğinden süratle uzaklaşarak, adlarını bile telaffuz etmekte zorlandıkları dünyanın çeşitli coğrafyalarındaki militan sosyalist aktivistleri kendilerine rehber edinmeye başlamışlardı bile. Örneğin büyük devrimcilerimizden “sakallı” Namık Kemal’in hiçbir fotoğrafı bir solcunun duvarında yer bulamazken, dünyanın öteki ucundaki Latin Amerikalı “sakallı” Ernesto Che Guavera, bizim gençlerin duvarlarını ve hayallerini süslemeye başlıyordu.

Elbette Türkiye sol-sosyalist hareketinin tarihi başarısızlığında başkaca faktörlerin de ciddi payı var, belki zaman içinde bunları da yazar, konuşuruz.  Peki buna rağmen, bütün bu olup bitenlere ve yaşananlara rağmen, bu günün Türkiyesinde toplumsal karşılığı olan gerçek anlamda bir sol-sosyalist hareket inşa edilebilir mi? Benim bu soruya yanıtım tek kelime ile “evet” tir. Evet, bu ülkede bir sol hareket realize edilebilir, buna Türkiye’nin çok ihtiyacı var ve bunu gerçekleştirmek pekala mümkündür.

Nasıl mı? Onu da bir başka yazımızda ele alalım, kalın sağlıcakla.

Bu yazı toplam 311 defa okunmuştur.
Yorumlar