03 Kasım 2026
  • Antalya18°C

TÜRK SANATÇI SÜLEYMAN SARI'YA YARATICI METAMORFOZ ÖDÜLÜ

GÖZDE SARI

03 Kasım 2026 Salı 16:01

10. Uluslararası Lucius Annaeus Seneca Akademik Ödülünün Ardından

Doğaya uygun yaşa!

İki bin yıl önce yazılmış üç kelime. Stoacı bilge için doğa, evrensel aklın yani Logos’un ördüğü ahenkli bir bütündü. İnsanın görevi bu düzenle savaşmak değil, ona uymaktı. 24 Ekim 2026 akşamı İtalya’da, Sannicandro di Bari’nin tarihi Norman-Svevo Kalesi’nde bu üç kelimenin nasıl yaşayan bir sanata dönüştüğünü gördük. Seneca Ödülleri’nin onuncu yıl töreninde yirmiden fazla ülkeden gelen şairlerin, yazarların, sanatçıların arasında sahneye çağrılan isimlerden biri bir Türk sanatçıydı. Süleyman Sarı. Yani babam…

Bir çakıl taşını anlamak için onu yuvarlayan ırmağı tanımak gerekir. Bir geceyi anlamak için de o geceye adını veren ruhu. Bu yüzden şimdi iki bin yıl geriye gideceğiz.

whatsapp-image-2026-11-03-at-15-40-10-001.jpeg

Taşradan Gelen Filozof

Seneca, milattan önce 4 yılında Roma’da değil, Roma’nın taşrasında, bugünkü İspanya’daki Corduba’da doğdu. Tarihin “Roma filozofu” diye andığı bu büyük zihin, aslında imparatorluğun kenarından gelen bir yabancıydı. Belki de bu yüzden felsefesi hiçbir sınıra sığmadı.

İmparator Claudius onu Korsika’ya sürdü. Sekiz yıl... Ama kalemi susmadı. Sürgünden annesi Helvia’ya yazdığı teselli mektubunda özetle şu düşünceyi fısıldar; “Bilge insan yurdunu yanında taşır.” Sürgün insanı değil, yalnızca yeri değiştirir. Sonra Roma’ya çağrıldı, genç Neron’un hocası oldu ve mutlak gücün zirvesindeki bir imparatora Merhamet Üzerine adlı eserini adadı. 65 yılında ölüme mahkûm edildiğinde ise Tacitus’un anlattığına göre son anlarında bile dostlarını teselli ediyordu. Ölümünü bile bir derse dönüştürdü.

Doğanın Öğrencisi Seneca

Seneca deyince çoğumuzun aklına önce zaman, öfke, ölüm üzerine öğütler gelir. Oysa onun felsefesinin derin bir damarı daha var. Doğa...

Bağlı olduğu Stoa okulunun temel ilkesi şudur; Secundum naturam vivere, yani doğaya uygun yaşa. Doğayla savaşma, doğanın düzenini oku ve ona uy. Tutkularını dizginle; çünkü doğanın hiçbir yaratığı öfkeyle, hırsla, israfla yaşamaz. Gerçek mutluluk lükste değil, bu uyumdadır. Sade hayat bilgenin ziynetidir.

Seneca bu ilkeyi kitaplara dökmekle kalmadı, doğayı bizzat inceledi. Doğa Soruları adlı eserinde depremleri, gökkuşağını, yıldırımları, kuyruklu yıldızları sorguladı. Ona göre doğayı araştırmak yalnızca merak gidermek değil, ahlaki bir eğitimdi. Kâinatın düzenine hayranlık duyan ruh, küçük korkulardan ve küçük hırslardan arınır.

Ve bir gün dostu Lucilius’a yazdığı 41. mektupta iki bin yıl sonra bile tüyler ürperten o pasajı kaleme aldı. Özetle şöyle der; “Yolun ıssız bir koruluğa düşerse, asırlık ağaçların göğe uzandığı, dalların gökyüzünü kapattığı bir yere girersen ya da hiçbir elin yontmadığı, doğanın kendi derinliğinden oyduğu bir mağaraya rastlarsan, içini birdenbire kutsal bir ürperti kaplar. Orada bir şey olduğunu hissedersin.”

Bu sözü şimdilik avucunuzda bir çakıl taşı gibi saklayın. Hiçbir elin yontmadığı o mağara imgesi zihninizde usul usul demlensin. Çünkü felsefi bir hakikatin tohumu gibi o imgeye yazının sonunda yeniden döneceğiz. Ve orada asıl sırrın nasıl açıldığını birlikte göreceğiz.

whatsapp-image-2026-11-03-at-15-42-57-001.jpeg

Bir Fikrin On Yılı: Bari'deki Akademi

Doğaya hayran, insana saygılı, bilgiyi paylaşmayı görev sayan Seneca’yı kendine isim babası seçen kurum, Bari merkezli Sanat ve Felsefe Bilimleri Akademisi. Ödül, on yıl önce bir fikir olarak doğdu, zamanla bu Akademinin çatısı altında kurumsallaştı. Kurumun kapısı şiirden romana, denemeden gazeteciliğe ve görsel sanatlara kadar yaratıcılığın her dalına açık. Partizan değil, hiçbir mezhebe bağlı değil, kâr amacı gütmüyor. Başkanından sahne görevlisine herkes gönüllü.

Ödülü on yıl önce tasarlayıp bugüne taşıyan isim, Seneca Ödülü’nün Başkanı ve Akademinin Rektör Yardımcısı Sayın Massimo Massa. Ödülün Sanat Yönetmeni, şair ve yazar Sayın Maria Teresa Infante La Marca. Kendisi Akademinin Dayanışma ve Sosyal Gelişim Bölümünün başında ve 2026 Nobel Barış Ödülü adayı. Gecenin sunuculuğunu Akademinin Edebiyat ve Felsefe Bölümü Direktörü, yazar-şair Sayın Laura Pavia ile gazeteci Sayın Duilio Paiano üstleniyor. Bu dört isim aynı zamanda Akademinin yedi kurucusundan dördü. Onursal başkanlığı ise Sayın Corrado Calabrò yürütüyor. Ve arkada basın bültenlerinden sahne düzenine, fotoğraf karelerinden konuk ağırlamaya kadar koşturan gönüllü bir ekip var.

Akademinin resmi sitesinde Seneca için kullanılan ifade, kurumun bütün felsefesini özetliyor. Lucius Annaeus Seneca uno di noi, yani "Seneca bizden biri". Gerekçeleri de çok insani. Onu kusurlarıyla birlikte seviyoruz. Bütün büyüklüğüne rağmen bize yakın duruyor.

24 Ekim akşamı kalenin tarihi Scuderie Salonu'nda bu felsefe ete kemiğe büründü. Arnavutluk’tan Bosna-Hersek’e, Norveç’ten Şili’ye, Ukrayna’dan Kırgızistan’a, Hindistan’dan Mısır’a yirmiden fazla ülkenin sesi bir aradaydı. Ve elbette Türkiye’nin sesi de…

whatsapp-image-2026-11-03-at-15-41-02-001.jpeg

Maestro Süleyman Sarı

Törenin Türkiye delegasyonunun önde gelen ismi, İtalyanların "Maestro" diye davet ettiği babam Süleyman Sarı idi. Kendisine verilen ödülün adı bile başlı başına bir hikâye… Premio Metamorfosi Creativa, yani Yaratıcı Metamorfoz Ödülü.

Babamın sanatını bilmeyenlere anlatayım. O, deniz kıyılarından, derelerden topladığı bir ile üç milimetrelik doğal çakıl taşlarıyla çalışır. On binlerce taşı cümbezle tek tek yerleştirir. Tek bir yapıtın tamamlanması aylar sürer. Ve asla müdahale etmez; boyamaz, kırmaz, yontmaz.

Şimdi Seneca’nın 41. mektubuna dönelim. Hiçbir elin yontmadığı, doğanın kendi derinliğinden oyduğu mağara... Babamın taşları da öyle. Hiçbir el yontmadı onları; su yonttu, rüzgâr yonttu, zaman yonttu. Zamanın ıssız sularında yıkanmış o sessiz tanıklar, insan elinin kibrinden uzakta, yüzyılların hafızasını taşıdı kıyılara. Bir nehrin yatağında sabırla pişen, dalgaların koynunda yontulan her bir çakıl; insandan evvel yazılmış, insanla anlam bulan ilkel birer dize gibiydi. Babam o kıyılarda gezinirken doğanın yarım bıraktığı cümleyi tamamlıyor, sabrın, sükûnetin ve estetiğin kadim dilini yeryüzünün yüzüne yeniden fısıldıyordu. Çünkü onun dünyasında sanatçı, doğayı biçimsel olarak değiştiren değil; rüzgârın ve suyun izini süren, evrendeki gizli ruhu ve saklı formu açığa çıkaran kişidir.

İşte bu yüzden diyorum ki bu süreç, sadece bir zanaat ustalığı ya da sabır testi değildir; kitaplardan fırlamış bir askesis, yani etik bir erdem egzersizidir. Aylar süren sarsılmaz bir disiplin ve öz denetim; izleyiciyi doğanın zamansız tınısıyla yüzleştiren, nesne ile özne arasındaki sınırı muğlaklaştıran derin bir estetik deneyime dönüşür. Taşların dinginliği, izleyicinin zihninde şiirsel bir yankı uyandırır.

Ödülün adındaki "metamorfoz" kelimesi de boşuna değil. Doğa sürekli dönüşür. Babam doğanın en alçakgönüllü parçalarını, büyüleyici bir aura ve sarsıcı bir güzellik barındıran sanat eserlerine dönüştürüyor. Ve bir paradoks daha var; Seneca "Zaman kıttır, israf etmeyin" derken babam bir tırnak büyüklüğündeki alana günler harcıyor. Ama belki de mesaj tam da bu… Doğru kullanılan zaman kıt değildir. O taşlar jeolojik zamanın tanıkları. Babam milyonlarca yıllık bir hafızayı şimdiye taşıyor.

Ve beni en çok çarpan metafor şu; o tablolardaki her taş kendi rengini, kendi biçimini korur. Hiçbiri diğerine benzemez. Ama hepsi bir araya gelince bütünlüklü, sarsıcı bir kompozisyon oluşturur. O akşamki salon da öyleydi. Yirmiden fazla ülke, her biri kendi dili, kendi sesi, kendi rengiyle oradaydı. Ama hep birlikte tek bir insanlık portresi oluşturdular. Seneca’nın "Bütün insanlar tek bir bedenin uzuvlarıdır" cümlesinin o gece Bari'de gerçekleşen uluslararası buluşmada somutlaşmış haliydi bu.

Onuncu yıl şerefine babam bu teknikle bir Seneca portresi hazırlayıp Akademiye armağan etti. Düşünsenize, filozofun yüzü Anadolunun taşlarından oluşuyor; hiçbiri doğal halinden koparılmamış binlerce küçük taştan... Akademi ayrıca babamın eserlerinden bir seçkiyle sergi düzenleme davetinde bulundu ve eserler sergilendi.

Antalyalı bir sanatçının doğayla kurduğu bu yalın ve derin bağ, bugün Bari’nin tarihi kalesinde, Seneca felsefesinin ve sanatının değerinin en derin şekilde bilindiği, ruhuna en uygun düşen o kadim mekânda yankılanıyor. Sürgündeki Seneca’nın sözünü hatırlayın; Bilge yurdunu yanında taşır. Babam da yurdunu (taşlarını) yanında taşıdı ve gittiği yerde yurt edindi. O kaleye annem Nejla Sarı ile birlikte Onur Konuğu olarak girdi.

whatsapp-image-2026-11-03-at-15-43-15-001.jpeg

Bir Evladın Not Defteri

İtiraf edeyim, ben babamı yıllardır taş seçerken izliyorum. Antalya’daki atölyemizde sepetler dolusu çakıl, sabırla ayrılan renkler, cımbızın ucunda günlerce süren tek bir form... Çocukken "Bu kadar küçük taşlarla ne uğraşıyor?" diye içimden geçirdiği olmuştur. Şimdi anlıyorum; kıt olan zaman değil, bakışımızmış. O taşların hiçbiri küçük değilmiş, biz onlara küçük bakıyormuşuz. Gerçek metamorfoz taşlarda değil, onlara bakmayı öğrenen bizde gerçekleşiyormuş.

Akademi Seneca için "bizden biri" demişti. O akşam anladım ki bu ödülün bütün hikâyesi o iki kelimede gizli… İki bin yıllık bir filozofu bizden sayan, Antalyalı bir sanatçıyı da dünyanın dört yanından gelen onlarca kültür insanını da aynı sofraya "bizden biri" diye oturtan bir fikir bu.

Onuncu yılın kutlu olsun Premio Seneca! Nice on yıllara...

Ve baba, şimdi dünya senin gördüğünü görmeye başladı. İyi ki varsın, bu gurur hepimizin.

whatsapp-image-2026-11-03-at-15-41-45.jpeg

Bu yazı toplam 655 defa okunmuştur.
Yorumlar