TÜRK MÜSLÜMANLIĞI VE SOL’UN AYMAZLIĞI

EŞREF URAL
27 Eylül 2026 Pazar 16:05
Genelde Türkiye’nin ve özelde seküler-sol siyasi çizgisinin en büyük talihsizliği, laiklik denilen yönetim biçiminin bize Fransa ekolü üzerinden gelmiş olmasıdır. Çünkü Fransız laisizmi kilise, monarşi ve halk kesimleri arasında yaşanan çok kanlı ve çok öfkeli bir sosyo-ekonomik siyasi zemin üzerinde şekillen-miştir. Oysa Anadolu toprağının tarihinde hiçbir zaman Fransa benzeri bir toplumlar arası hesaplaşma yaşanmamıştı. Ama bu hesaplaşmadan ortaya çıkan jakoben-laik sistem, olduğu gibi ve devlet eliyle yeni cumhuriyetin ana merkezine oturtuluverdi. Ve yüzlerce yıldır Türklerin hayatında büyük rol oynamış bulunan Türk Halk Müslümanlığı, (yani Ahmed Yesevi geleneği) Cumhuriyet nesilleri tarafından, sanki Arap İslamı ile aynı şeymiş gibi, hakir görülmeye başlanıldı. Kuşkusuz bu bakış açısı hem bilimsel değildi, hem de süreç içerisinde maalesef Selefi bir İslamcılık anlayışlının da önünü açacaktı. Elbette Türk solu yaşanmış olan bu tarihi sürecin farkında değil ve hiçbir zaman olmadı. Çünkü Türk Solu, yüz senedir bunca olan bitene rağmen ve hâlâ, Anadolu’da sol düşünceye olan ilgisizliğin temelinde bedava dağıtılan makarna bulgur paketleri olduğuna inanıyor, yazık!
Ama aslında Türk Solu geleneği içinde Müslümanlığın toplum yaşamında ne derece kıymetli ve etkili bir alan olduğunu görmüş ve gücü oranında bu gerçekliğe dikkat çekmeye çalışmış az sayıda teorisyen çıkmış sahneye. Bunlardan birisi de hiç kuşkusuz sosyalist – Marksist Türk devrimcisi Doktor Hikmet Kıvılcımlı. Türkiye Sosyalist Hareketinin bu büyük fikir adamı, gerek teorik metinlerinde ve gerekse pratik siyasi yaşamında, İslam dininin bu topraklarda oynadığı büyük rolü dile getirmiş ve dikkat çekmiştir. Peki dinleyen olmuş mu? Elbette hayır! Öyle ya, Latin Amerikalı, Vietnamlı, Rusyalı devrimcilerin sloganlarını ezberlemek varken, Rumeli kasabasında doğmuş bir Türk çocuğunu kim ciddiye alır?
Bakın Doktor 1957 yılında, Vatan Partisi Genel Başkanı sıfatıyla Eyüp Büyük Cami avlusunda cuma namazı çıkışı cemaate nasıl sesleniyor: “Vatandaşlar!.. İnsanlık tarihinde, bizim yakından tanıdığımız halkçı idare üç dört günde icat edilmiş bir şey değildir. Bizim, en müstebit [despot, zorba] sultanların zulüm yaptığı Şark memleketlerimizde dahi, öyle büyük geleneği olan bir demokrasi 1400 yıl evvel kurulmuştur… Biz hâlâ bugün, o kadar kuvvetli demokrasinin vücudunu hayranlıkla: “- Acaba var mıymış? Nasılmış? Ah! Ben de öğrenebilsem…” diye arıyoruz. Hepimizin, şu mübarek tanrı evinde, beş vakitte dualarla andığımız hayat, özlediğimiz şey: O büyük insan demokrasisi değil mi?”
Hikmet Kıvılcımlı’nın bu meşhur konuşmasını burada kesiyorum, merak eden internetten bulur, okur. Ama şu kadarını söyleyeyim; islam denildiğinde gericilik, yobazlık; Türk denildiğinde ise ırkçılık, faşistlik aklına gelen Türk solcuları, daha çok uzun yıllar atı alıp Üskidar’ı geçenleri seyretmeye devam edecekler. Bizim solcular sanıyorlar ki İslamcı ve Türkçü iktidar bloku ülke yönetimini eline yüzüne bulaştırdı, üflesen düşecekler ve sıra bize gelecek! Böyle düşünüyorlar ve bunu umut ediyorlar. Umarım böyle olur, çünkü ülkemizin artık yeni bir hükümete gerçekten çok ihtiyacı var. Türkiye son yirmi sene içinde gerçekten çok yoruldu. Ama yine de, her şeye rağmen, ben bu yaklaşımı pek iyimser Çünkü bana göre Türk Solu hâlâ bu topraklara ve bu topluma çok yabancı ve dağlar gibi sorunları olan bu ülkeyi omuzlayabilecek bir sol kadro sahnede görünmüyor.
Şimdi bu yazıyı okuyan pek çok solcu arkadaşım, büyük ihtimalle saçmaladığımı düşünecek ve yazdıklarımı tebessümle karşılayacaklar. Hatta bazıları da kalkıp, “Eşref Ural bizim şeriatçı olmamızı, Türkçü, ırkçı olmamızı istiyor” falan diyecekler. Oysa hiç alakası yok! Kimseye akıl verecek durumda değilim. Değil bir siyasi camiaya, bir tek insana bile akıl vermek haddime değil. Hem kelin merhemi olsa önce kendi başına sürer! Söylemek istediği çok basit aslında; bu toprakların maneviyatını anlamadan ve hissetmeden bu ülkede siyaset yapamazsınız! İster ateist olsun ister materyalist, hiçbir siyasi aktör bu toprakların manevi dünyasını hissetmeden bu topluma önderlik edemez. Bu denli yoksulluğun, açlığın yaygınlaştığı bir ülkede, işçi ve emekçi partisi olduğunu iddia eden bir siyasi hareket toplumdan %2 bile destek göremiyor, bu da mı size bir şey söylemiyor?
Her neyse, lafı uzatmaya gerek yok, Bu işler böyle azizim. Dün de böyleydi, bu gün de böyle ve yüz yıl sonra da böyle olacak. Hepsi bu kadar.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 1983 Antalya Son Haber
