02 Ağustos 2026
  • Antalya26°C

TEVAZU:HARCI TER, GÖZYAŞI, EMEK, BİLGİ, ZAMAN, SABIR, DİRENÇ VE İNANÇTAN

BAHAR UYSAL HAMALOĞLU

02 Ağustos 2026 Pazar 13:49

 

      Federasyon Başkanı sordu: “Prim, ödül, ne istiyorsanız…”
Kaptanın cevabı ise milyonların yüreğine dokundu:
“Atatürk’ün sporcu kızları, ülkesi adına kazandıkları başarıyı pazarlık konusu yapmaz. Ne prim ister ne de başka özel bir şey. 85 milyona yaşattığımız mutluluk bize yeter.”
İşte şampiyonluk ruhu, işte gerçek vatan sevgisi! 

- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -

      Günümüzde sürekli olarak öne çıkmaya, giderek daha görünür bir izlenim oluşturmaya, çokça beğenilmeye ve onaylanmaya özendirildiğimiz bir kültürde yaşıyoruz. Tanınmak, kişisel değerin bir ölçüsü hâline gelmiş gibi görünüyor. Aslında kişi başkalarının hayranlığına, takdirine ne kadar çok bağımlı olursa, eleştiriye, başarısızlığa ya da unutulmaya karşı bir o kadar da savunmasız hâle geliyor. İnsan varoluşu, kimsenin tam olarak kontrol edemediği koşullar tarafından şekillendirilir. Kimse nerede doğacağını, hangi ailede büyüyeceğini, hangi tarihî dönemde yaşayacağını veya sahip olmak istediği biyolojik yetenekleri seçme olanağına sahip değil. Kişisel çabanın, yaşamın inşasında büyük bir rol oynadığı temel bir gerçek, ancak her zaman özgürce seçilmemiş koşulların yaşam üzerindeki etkileri de göz ardı edilemez. Bunu kabul etmek, özveriyle çalışmanın değerini azaltmaz; başarılarımızın kökenini daha geniş bir bakış açısıyla görmeyi gerektirir. İşte burada bir erdemin yaşama eşlik etmesi kişiye farklı bir alternatif sunar: alçak gönüllülük. Tevazu, başarıların tadını çıkarmamıza izin verirken, onları varoluşumuzun yegâne temeli hâline getirmemizi engeller.
 
     Alçak gönüllülük, geleneksel olarak güç alanlarında, siyasi, ekonomik ve hatta akademik alanlarda reddedilen bir erdem olmuştur çünkü toplum bunu, daha az güçlü olanların özelliği olarak kabul etmeye eğilim gösterir. Modern karizmatik liderlik kavramını ve ‘’Übermensch’’ - kusurlarını ve dini toplumun etkilerini aşarak insanlığın aşkın bir biçimine evrimleşmiş kişi- fikrini ileri süren Alman filozof Friedrich Nietzsche’ye göre alçak gönüllülük, güçlülerin gazabından kaçmak için zayıfların benimsediği bir tepkidir. Dinlerde, alçak gönüllülüğün zıddı olan kibir, ölümcül günahlardan biri olarak kabul edilmiştir. Lucifer, Yunan mitolojisinde ve Hristiyanlıkta adı geçen ilahi bir varlık olarak bilinir. Yunan mitolojisinde gökyüzünden düşen bir tanrı olarak tanınmakla birlikte dini açıdan şeytanın diğer adı olarak kabul edilmekte. Kibrine ve hırsına yenik düşen Lucifer Tanrı'nın yarattığı ve kendinden daha güçsüz olan insanoğluna itaat etmeyeceğini söyler. Tanrılığa özenir, lanetlenir ve cennet bahçelerinden kovulur. Mitolojide, kibir örneği olarak kabul edilen diğer ünlü bir hikâyenin baş kahramanı ise İkarus’tur. Usta zanaatkâr Daidalos ve oğlu İkarus, Girit Kralı Minos tarafından yüksek bir kuleye kapatılır. Kaçabilecekleri tek yer gökyüzü olduğundan Daidalos, kuş tüyü ve bal mumu kullanarak kendisi ve oğlu için iki çift kanat yapar. Yola çıkmadan önce babası İkarus’a çok alçaktan uçarsa deniz suyunun kanatları ağırlaştıracağını, çok yüksekten uçarsa da güneşin ısısının bal mumunu eriteceğini söyler. Uçmanın sevinciyle büyülenen İkarus, babasının sözlerini unutur ve gökyüzünde, güneşe doğru yükselmeye başlar. Güneşin sıcaklığı bal mumunu eritip de kanatları dağılınca Ege Denizi'ne çakılarak can verir. Hikâye, insanın aşırı hırsı, kibri ve sınırları aşma çabasının getirdiklerinin bir özetidir.

     Bugün, alçak gönüllülük uyum ve boyun eğme ile ilişkilendirilerek, doğası değersizleştirilerek liderlik kavramıyla karşılaştırılmakta. Ancak alçak gönüllülük, çekingenlik, kölelik veya sessiz itaat değildir. Alçak gönüllülük, kişinin sınırlılıklarının farkına varmasının yanı sıra bu sınırlılıklarının üstesinden gelmesine neden olur. Hayattaki büyük hedeflere ulaşmasını engellemek yerine tam aksini özendirir. Bizi sürekli olarak öne çıkmaya, giderek daha görünür olmaya zorlayan bu kültür bizim daha çok tanınır, bilinir hâle gelmemizin kişisel değerimizin ölçütü olduğuna bizi ikna etmeye çalışıyor. Ancak kişinin, başkalarının hayranlığına ne kadar çok bağımlı olursa, eleştiriye, başarısızlığa ya da unutulmaya karşı da o kadar savunmasız hâle geldiği hep akılda tutulmalı. Alçak gönüllülük farklı bir alternatif sunar; başarıların tadını çıkarmamıza izin verirken, onları varoluşumuzun tek temeli hâline getirmemizin önüne set çeker. Gelecekte bir kişinin daha az bilindiğinde, kimliğinin de onunla birlikte yok olmayacağı fikrini hatırlamak önemli çünkü insan varoluşu, kimsenin tam olarak kontrol edemediği koşullar tarafından şekillendirilir. Kişisel çaba, yaşam kurmada büyük bir rol oynar ve her zaman özgürce seçilmemiş koşullar üzerinde etkilidir. 

      Kendini tanımak, bilmek bu erdemin ilk adımı. Kendini tanımak  gerçekten ne anlama gelir sorusunun cevabını vermek atılacak ilk adım. Birçok insan bunun güçlü ve zayıf yönlerini bilmekten ibaret olduğunu söyleyecektir. Ancak bu bilgiye ulaşmak göründüğünden çok daha zordur. İnsan gerçekliğin yalnızca küçük bir bölümünü gözlemler; hiç kimse dünyayı her olası perspektiften deneyimlemez. Her birimiz gerçeği kaçınılmaz bir şekilde sınırlı bir bakış açısından gözlüyoruz. Başkalarının hatalarını saptamak, kendi hatalarımızı fark etmekten çok daha kolay; kararlarımızı, başka bir kişide nadiren kabul edeceğimiz kanıtlarla haklı çıkarıyoruz. Bize edilen hakaretleri net bir şekilde hatırlarken kendi söylediklerimizi kolayca unutuyoruz. Michel de Montaigne alçak gönüllülüğün cehaletten değil çoğu zaman bilgiden doğduğu savını ileri sürer. İnsanlar, zar zor anladıkları konularda bile kesin görüşler oluşturma eğilimindedir. Montaigne bu eğilim karşısında, sürekli kendimizi baştan aşağı temize çekmemizi önerip her zaman özdüzeltmeye açık olmamızı öğütler. Alçak gönüllülük başkalarıyla ilişki kurma biçimimizi de dönüştürür. Kibirli bir kişi her konuşmayı üstünlüğünü gösterme fırsatı olarak yorumlayıp sadece cevap vermek için dinler ve sürekli söz keser. Tüm eleştirileri de kişisel bir saldırı olarak görür. Alçak gönüllü kişiyse dinler çünkü muhataplarının kendilerinde olmayan bir deneyim sunabileceğinin ayrımındadır. Soru sorar çünkü anlamanın etkilemekten daha önemli olduğunu bilir. Dışarıdan bakıldığında,  ikinci kişinin daha az öz güvenli olduğu düşünülebilir. Gerçekte doğru olansa tam tersidir. Sadece egosunu sürekli savunmak zorunda olmayan biri, kendini küçümsenmiş hissetmeden fikrini değiştirebilir.

      Alçak gönüllülük, başarının yalnızca tek bir nedene bağlı olamayacağını bilir. Her yolculuğun ardında, kimsenin tamamen kendi başına yaratmadığı koşullar, karşılaşmalar, yardım ve fırsatlar vardır. Tevazunun bir diğer önemli boyutu da insanlık durumunun kırılganlığını kabul etmektir. Zaman herkes için bir gün durur. Beden yaşlanır, beklenmedik bir hastalık ortaya çıkabilir. Ne tüm bilgimiz belirsizliği tamamen ortadan kaldırabilir ne de sahip olduğumuz güç yılların geçişini durdurabilir. Alçak gönüllülük de bu farkındalıktan doğar; kötümserliği sürdürdüğü için değil, günlük kaygılarımızı daha geniş bir perspektife yerleştirdiği için. Gerçek tevazuya zekâdan daha yakın bir şey yoktur. Zekânın asla es geçemeyeceği gerçek ise evrenin devasalığının sonsuzluğu ile başı sonu belli anlık insan ömrü süresi arasındaki muazzam orantısızlığı algılamaktır. Bu, mutlak umutsuzluğa değil çoğu zaman tam olarak alçak gönüllülüğe yol açar; endişelerimizin, bizim için önemli olsa da, çok daha büyük bir gerçekliğin ufak bir parçası olduğunu anlarız, bu farkındalık da genellikle başkalarına karşı üstünlük gösterme gereksinimini azaltır. ‘’Ey aciz Yunus, kimseye kibirlenme, toprak gibi alçak gönüllü ol. Gül bahçelerinin tümü toprakta biter.'' diyen şair ve düşünür Yunus Emre şiiriyle 13. yüzyıldan seslenip bizi tarihin ortak vicdanına çağırıyor:
 
Bir Kez Gönül Yıktın ise 

Bir kez gönül yıkdunısa bu kıldugun namâz degül
Yitmiş iki millet dahı elin yüzin yumaz degül
Erenler gelüp geçdiler dünyâyı koyup göçdiler
Havâya agup uçdılar bular hümâdur kaz degül
Cân odur kim Hak'a ire ayak odur yola gire
Er oldur alçakda tura yüksekden bakan göz degül
Münkir ile müdde'îyi sayma buçuga koyanı
Git ahûra tak buları her kim (ki) 'âşık-bâz degül
Togrı yola gitdünise er etegin tutdunısa
Bir hayır da itdünise birine bindür az degül
Yûnus bu sözleri çatar sanki balı yaga katar
Halka metâ‘ların satar yüki güherdüz tuz degül


     Araba ne kadar boş olursa o kadar çok gürültü çıkarır. Ter, gözyaşı, emek, bilgi, zaman, sabır, direnç ve inancın harcını oluşturduğu sessiz alçak gönüllülüğü şiar edinmiş tüm sporcu evlatlara yürekten sevgim ve hürmetimle…

whatsapp-image-2026-08-02-at-10-39-57.jpeg

Bu yazı toplam 462 defa okunmuştur.
Yorumlar