01 Haziran 2026
  • Antalya24°C

TELEVİZYONUN KARAMSAR RENGİNDEN, HAYATIN EN GÜZEL PEMBESİNE...

MÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK

01 Haziran 2026 Pazartesi 13:42

Geride bıraktığımız o dört günlük bayramı düşünün... Televizyon ekranlarını her açtığımızda karşılaştığımız o ağır, karamsar ve insanı derinden yaralayan konuşmaları... Bayramın o kendine has neşesi yerine, yokluktan kurban kesemediğini boynu bükük anlatan babaları, evlatlarına bir lokma et yedirememenin mahcubiyetini yaşayan anneleri izledik. İçimiz burkuldu, bayramın tadı damağımızda, coşkusu yüreğimizde yarım kaldı. En çok da kendimize şu soruyu sorduk: Biz bu çaresizliği, bu gri bulutları her özel günde taşımak zorunda mıyız?

İşte tam da bu yüzden, gelin bugün zihnimizin üstündeki o ağır örtüyü biraz aralayalım. Yaşadığımız, bizi nefessiz bırakan bu karamsar gerçeklerin içinden bir anlığına çıkıp, aslında her birimizin en doğal hakkı olan o huzurlu resmi hayal edelim. Başımızı yastığa koyarken yarının getireceği yükleri düşünmediğimiz, sabaha kaygıyla değil, sadece yeni bir günü kucaklamanın verdiği o hafif tebessümle uyandığımız bir ülkeyi düşünelim…

Güneş her zamanki gibi doğudan doğuyor ve biz sadece onun gökyüzündeki o muazzam yolculuğunu, batıdan batışını izliyoruz. Bir koşturmacanın, bir şeyleri yetiştirme telaşının ya da "Yarın ne olacağız?" korkusunun gölgesinde kalmadan, sadece doğanın ritmine eşlik ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki o güneş batarken, arkasında kimseyi çaresiz ve boynu bükük bırakmıyor.

Bu öyle bir tablo ki...
Sokaklara çıktığınızda insanların yüzünde asılı duran o tanıdık yorgunluğu değil, içten gelen bir selamı görüyorsunuz. Herkesin hayatı yolunda, kimseden bir feryat, bir yokluk şikayeti yükselmiyor. Bayramlar, yokluğun hesaplaşması değil, gerçekten kucaklaşmanın vesilesi oluyor.

Gençlerimizi hayal edin:Yarınlarını umutsuzluğun pençesinde aramıyorlar. Sırtlarında geleceğin kaygısı yok; sadece kitapları, hayalleri ve hedefleri var. Koşuyorlar... Bilime, sanata, kendi seçtikleri parlak geleceğe doğru heyecanla koşuyorlar.

Anneleri, babaları düşünün:Akşam eve dönerken market raflarındaki fiyatları, faturaları ya da bayramda neyi eksik bıraktıklarını değil; çocuklarının yüzündeki gülümsemeyi düşünüyorlar. Alın terlerinin karşılığını tam olarak almanın huzuruyla, evlatlarının yarınına güvenle yatırım yapabiliyorlar.

Ve büyüklerimiz...Ömür boyu çalışıp didindikten sonra köşesine çekilip hesap kitap yapan, bayramda torununa harçlık veremediği için içi sızlayan nineler, dedeler değil; torunlarının elinden tutup parklarda, bahçelerde tasasızca gezen, hayatın tadını çıkaran mutlu çınarlar var bu resimde.

Biliyorum, ekranlardaki o gerçeklerin üzerine bunları okurken içinizden "Ne kadar pembe bir masal, ne kadar uzak bir dünya"diyorsunuz. Haklısınız da. Gerçeklerin ağırlığı, hele ki bu bayramda izlediklerimiz, üzerimize o kadar çöktü ki, olması gereken normali bile artık bir "masal" gibi görmeye başladık.

Ama insanı ayakta tutan, toplumlara yön veren şey o masallara duyulan özlem ve inançtır. Biz o televizyonlarda izlediğimiz çaresizliği değil, bu huzur kokan sabahları hak ediyoruz.

Bir gün bu masala kavuşacağız. Belki bugün sadece zihnimizde canlandırdığımız bir tablo, ama yarın el birliğiyle, umutla şekillendireceğimiz o güzel geleceğin ilk adımını atabilme umuduyla her şey güzel olacak…

Bu yazı toplam 427 defa okunmuştur.
Yorumlar