14 Şubat 2026
  • Antalya8°C

TEBÜK’TEN MİLLÎ MÜCADELE’YE: STRATEJİK KIVRAKLIK VE İKTİDAR YÖNETİMİ

MUHARREM YELLİCE

13 Şubat 2026 Cuma 00:37

Gerçek iktidar, savaş meydanında değil; insan zihninin derinliklerinde kurulur.

Askerî ve siyasî liderliğin en yüksek aşaması, fiilî çatışmaya başvurmadan düşmanı stratejik ve psikolojik olarak etkisiz hâle getirmektir. Tarih, yalnızca savaşların değil; kriz anlarında kitleleri harekete geçirebilen, güç dengelerini doğru okuyabilen ve düşmanını zihinsel olarak kuşatabilen liderlerin başarılarıyla şekillenmiştir. MS 630’daki Tebük Seferi ile Türk Millî Mücadelesi’nin Doğu Stratejisi, farklı çağlara ait olmalarına rağmen, “iktidarın psikolojisi” ve “stratejik pragmatizm” açısından dikkat çekici paralellikler sunar.

Hz. Muhammed’in 30.000 kişilik bir kuvvetle Medine’den Tebük’e yürüyüşü, yalnızca askerî bir hareket değil; kolektif iradenin sınandığı bir kriz yönetimi örneğidir. Aşırı sıcak, kıtlık ve hasat mevsimi gibi maddî şartlar, orduda ciddi bir isteksizlik doğurmuştur. Ancak liderlik, tam da bu noktada psikolojik üstünlük üretmiştir.

Bertrand Russell’a göre iktidar, başkalarının davranışlarını yönlendirme kapasitesidir; bu yönlendirme çoğu zaman fiziksel zorlamadan ziyade zihinsel ikna ve korku mekanizmaları üzerinden işler [1]. Tebük Seferi sırasında nazil olan “Cehennem ateşi daha sıcaktır” (Tevbe, 81) uyarısı, somut sıcaklık ve yoksunluk duygusunu daha büyük bir metafizik riskle ikame ederek kolektif direnci kırmıştır [2]. Bu, metafizik söylemin stratejik bir zamanlamayla kullanılmasıdır.

Muhammed Hamidullah’ın analizine göre Tebük, askerî bir çarpışmadan ziyade bir güç gösterisi ve diplomatik kazanım seferidir. Bizans’ın bölgedeki müttefikleri olan Eyle ve Ezruh yöneticileri, fiilî savaş olmaksızın İslâm otoritesini tanımışlardır [3]. Böylece psikolojik mobilizasyon, diplomatik sonuç üretmiştir.

Osmanlı tarihinde de askerî psikolojiyi yöneten benzer örnekler vardır. Çaldıran Seferi öncesinde ordunun isteksizliğine karşı Yavuz Sultan Selim’in askerlerine hitaben söylediği rivayet edilen sözler, askerî liderliğin moral mobilizasyon boyutunu gösterir. Bu hitap, askerlerin onur ve erkeklik duygusunu harekete geçirerek savaşa katılımı sağlamıştır.

Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran seferinde ordunun savaşa isteksizliği üzerine atının üzerinde askerlerine şöyle seslenmiştir.” Savaşa mecbur değilsiniz, isteyenler İstanbul’a dönsün  ve karılarının yaşmaklarını  sarık yerine başlarına örtsünler. Ben tek başıma yoluma devam ederim.

Selim’in askerî disiplini ve kararlılığı, Osmanlı kroniklerinde ayrıntılı biçimde aktarılır[4].

Burada dikkat çeken husus, tehdidin fiziksel değil; psikolojik bir eşiğe yöneltilmiş olmasıdır. Lider, askerin kimlik bilincine seslenerek tereddüdü ortadan kaldırmıştır.

KAYNAKLAR

[1] Russell, Bertrand. İktidar: Yeni Bir Sosyal Analiz. Çev. Mete Tunçay. İstanbul: Cem Yayınevi, 1990.

[2] Kur’an-ı Kerim, Tevbe Suresi, 81. Ayet.

[3] Hamidullah, Muhammed. İslam Peygamberinin Harp Sanatı. Çev. Salih Tuğ. İstanbul: Yağmur Yayınları, 1963.

[4] İnalcık, Halil. Osmanlı İmparatorluğu: Klasik Çağ (1300-1600). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2003.

[5] Atatürk, Mustafa Kemal. Nutuk (1919–1927). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1989.

[6] Sonyel, Salahi R. Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2003.

Bu yazı toplam 558 defa okunmuştur.
Yorumlar