21 Ekim 2026
  • Antalya14°C

TAZİYE OYUNLARI İSLAM TOPLUMLARINDA ESKİ BİR GELENEK

BİHTER GÖRDÜ

20 Ekim 2026 Salı 11:38

“Burası Mezopotamya... Zamanın düz bir çizgide değil, kendi kuyruğunu ısıran bir yılan gibi döndüğü yer. Burada takvimleri günler değil, dökülen kanlar tutar. Bir taziye evidir koca bir coğrafya. Ölenlerin arkasından yakılan ağıtlar henüz solmadan, yenileri eklenir toprağa.

Kadınların gözpınarları kurumuş, erkeklerin elleri tüfeğin soğuk demirine alışmıştır. Biz burada doğan çocuğa beşik değil, bir namus borcu hazırlarız. Her ölüm bir başlangıçtır yeni ölümlere. Suskun çığlıkların, taşa kazınmış törelerin gölgesinde bir insanlık dramıdır bu, ne silinen bir izi vardır ne de sonu gelen bir yası... “

Herkese merhaba. Bugünkü yazıma önceki gün Antalya Devlet Tiyatroları’nda izlediğim “Taziye” oyunundan Baş ağıtçı rolünün tiradıyla başladım. Zira beni çok etkiledi.

Araştırınca gördüm ki, Taziye oyunları İslam toplumlarında eski bir gelenek. Anadolu’da özellikle Güneydoğu’da oldukça yaygın. Eskiden, önemli biri öldüğünde, ölünün başına ağlayıcı kadınlar toplanır, onun giysilerini giyerek, eşyalarını kullanarak, onun özelliklerini yansıtarak hayatının önemli bölümlerini yeniden canlandırırlarmış. Onu, bu son yolculuğuna bütün hayatını yeniden canlandırarak uğurlarlarmış. Ne enteresan bir bilgi değil mi sevgili okur.

Murathan Mungan’ın doğup büyüdüğü coğrafyanın kültürel kodlarını, masallarını, trajedilerini tiyatroya aktardığı “Mezopotamya Üçlemesi” serisinin ikinci halkası “Taziye”.

Bu seri, 1980 yılında Müslüman bir genç ile Yezidi bir kızın aşkını mezhep ve inanç çatışmaları üzerinden anlatan “Mahmud ile Yezida” oyunu ile başlar.

1982’de ikinci oyunu “Taziye” hayat bulur. O da Bedirhan ağa ile Fasla kadın aşkını Güneydoğu’daki töre, kan davası ve aşiret üçgeninde anlatır.

Üçlemenin son halkası da 1992’de “Geyikler Lanetler” ile karşımıza çıkar. Bu oyunun dili diğer oyunlara göre daha sadedir. Oyun, daha çok efsaneler, mitler ve lanet olgusu üzerinden masalsı bir atmosfer sunar.

Şimdi gelin birlikte “Taziye”nin konusuna bakalım: Hikaye, hasmı Şerho Ağa’nın kızını düğününden kaçırarak kendine eş yapan Bedirhan Ağa çevresinde gelişir.

Şerho Ağa sabrı, öfkeyi ve ölümü temsil eden üç oğluyla birlikte Bedirhan Ağa’yı öldürerek yıllar yıllar sonra da olsa intikamını alır. Bu durum sanıldığı gibi kan davasını bitirmez, aksine yeni bir yas ve intikam döngüsü başlatır.  

Daha fazla detay vermeyeceğim, Taziye’nin konusu ilginizi çektiyse izlemeye değer bir oyun olduğunu söyleyebilirim. Bu oyunda insanları var eden şey, kendi iradeleri değil, törenin onlara ısrarla dayattığı rollerdir. Yani mutlak iktidar töredir töre.

Oyunun baş karakterleri bu mutlak güce karşı susarak birer birer pasifleşirler ve yaşayacakları trajik sonlara bile bile boyun eğerler.

Aslına bakarsanız Murathan Mungan’ın bu oyunda can verdiği kadın karakterler, genellikle tıpkı Güneydoğu’daki kadınlar gibi son derece ciddi, ölçülü ve haysiyetli bir duruşu olan kendi kararlarını verebilen kişilerdir.  

Buna karşın erkekler güç sahibi gibi görünseler de aslında törenin uygulayıcısı olmaktan öteye gidemeyen umarsız figürlerdir.

Bu coğrafyanın kaçınılmaz döngüsü Doğum ve Ölümdür. Ancak, Aşklar ve Sevgiler bu topraklarda yaşayamaz, çünkü onlar destansılaşarak ölümsüzleşir.

Taziye oyununun ilk sahnelenişi 1984 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu’nda gerçekleşir. Bu temsil Murathan Mungan’a Ankara Sanat Kurumu tarafından En İyi Oyun Yazarı ödülünü getirir.

1994’te Antalya Devlet Tiyatroları & İstanbul Tiyatro Festivali’nde, Mezopotamya Üçlemesi’nin tüm oyunları ilk kez peşpeşe sahnelenerek bir tiyatro maratonu olarak seyirciyle buluşur.

Aynı oyunu 2013-2014 tiyatro sezonunda büyük ses getiren bir yapımla Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda nefis bir görsel şölenle sahnelendiğini öğrenince, memleketimde de izleme fırsatım olmuştu. Yurdaer Okur’un yönetmenliğini yaptığı “Taziye” oyununda Mezopotamya’da adeta büyülenmiştim.

Nefis dekorlar barındıran oyunun en eşsiz materyallerinde biri de danstı. Her şeyi insan bedeniyle anlatıyordu. Bu anlamda yenilik barındıran bir oyundu. Diyarbakır Devlet Tiyatroları’nın sahnelenmiş oyunlarının en iyilerinden biri olan Taziye oyununun çağdaş yorumu olduğunu düşünüyorum.

Mezopotamya’nın tüm büyüsünü içinde barındıran “Taziye”nin 14 Ekim’de Antalya Devlet Tiyatrosu’nda prömiyer yapacağını duyunca heyecanlandım.

Çünkü bana göre her gün şiddetin her türlüsüne maruz kaldığımız şu çılgın dünyada, bizim taziyemiz insanoğlunun acılarınaydı ve bu taziye Antalya’da nasıl tutulur görmek istedim. Hemen biletimi aldım, nostalji yapmak için beklemeye koyuldum.

Malumki hala her gün çok sayıda insan bu acılara kurban gidiyor. Yazılı olmayan kurallar nedir? Niçin insanlar birbirini öldürür, töre, kan davası dediğimiz olgu nedir? Peki günümüzde bu olaylar sadece bizim topraklarda mı yaşanıyor?

Hayır. Benzeri olayların İspanya'da da yaşandığını biliyoruz. Lorca'nın yazdığı 'Kanlı Düğün'deki ana ile bizim oyunumuzdaki Kevsa ana arasında hiçbir fark yok.

Günümüzde Taziye oyunu yaşananlara bir cevap, bir eleştiri olarak karşımıza çıkıyor. İnsanlara bunu göstererek ve tekrar tekrar hatırlatarak, hafızamızı tazeliyor.

Murathan Mungan'ın Türk Tiyatrosu’na kazandırdığı en güçlü eserlerden biri olan Taziye, gerek sahne dili, gerek mitolojik derinliği ve gerekse işlediği temalarla bir başyapıt.

Bu başyapıtı iki farklı devlet tiyatromuzda izlemiş bir seyirci olarak hangisini daha çok beğendin derseniz Diyarbakır Devlet Tiyatroları derim size. Aslında bunun tek sebebi de tiyatro aşkımın mimarı 88 yılında kurulan Diyarbakır Devlet Tiyatroları olduğu için diyebilirim.

Bir ortaokul öğrencisiyken kentimizde devlet tiyatroları açıldığını öğrendiğim günden beri, sahnelenen oyunları önce arkadaşlarımla, sonra ailemle ve son olarak da en sevdiğim halamla olmak üzere en az üç kere keyifle izlerdim.

Ancak bu lafım Antalya Devlet Tiyatroları’nın Taziye oyununun kötü olduğu anlamını taşımıyor. Onu da çok beğendim, izlemeyen kalmasın.  

 

Bu yazı toplam 348 defa okunmuştur.
Yorumlar