16 Eylül 2026
  • Antalya28°C

TAŞA KAZINAN DEVLET AHLÂKI – III

MUHARREM YELLİCE

16 Eylül 2026 Çarşamba 09:28

Bu olguyu “Osmanlı hiçbir zaman merkez için çevreden kaynak aktarmadı” şeklinde okumak tarihî gerçekliği aşar. Fakat şu hüküm daha sağlamdır:

Türk devlet geleneğinin önemli damarlarından biri, hâkimiyet altındaki coğrafyayı yalnız vergi alınacak çevre olarak değil, imar edilmesi ve düzeni korunması gereken devlet ülkesi olarak görmektir.

III.Türk İmparatorlukları “Eşitlikçi” miydi?

Göktürk, Selçuklu veya Osmanlı devletine XXI. yüzyılın hukuk anlayışıyla “eşitlikçi devlet” demek anakronik olur. Modern vatandaşlık eşitliği yoktur; toplumlar statüler, dinî topluluklar, askerî ve idarî sınıflar bakımından farklılaşmıştır.

Ancak başka bir anlamda güçlü bir düşünce çizgisi görülebilir:

Hükümdar yalnız kendisini ve başkentini değil, hükmettiği ülkeyi mamur etmekle yükümlüdür.

İşte Orhun Kitabelerindeki kağan anlayışıyla Selçuklu kervansarayını ve Osmanlı vakıf-imaret sistemini buluşturabileceğimiz yer burasıdır.

Bunu tarih boyunca hiç değişmeden devam eden doğrudan bir kurumlar zinciri olarak değil, Türk siyaset kültüründe tekrar tekrar karşımıza çıkan bir hizmet yoluyla meşruiyet anlayışı olarak ifade etmek daha doğru olacaktır.

Kağanın büyüklüğü sarayının altınıyla değil, milletinin durumuyla ölçülür.

Selçuklu hükümdarının gücü yalnız Konya’nın surlarında değil, Anadolu yolcusunun güvenle sığınabileceği handa görülür. 

Osmanlı padişahının hâkimiyeti yalnız Topkapı Sarayı’nda değil, imparatorluğun uzak bir kasabasındaki köprü, çeşme ve vakıfta da görünür.

Bu bakımdan taşla başlayan devlet düşüncesi giderek kuruma dönüşür.

IV.          Yalburt, Behistun, Ankara ve Orhun Ne Söylüyor?

Bu dört büyük anıtı yan yana koyduğumuzda ortaya yaklaşık iki bin yıllık çok ilginç bir tablo çıkar:

Yalburt’ta hükümdar fethettiği coğrafyaya iktidarını kazır.

Behistun’da Darius, neden meşru hükümdar olduğunu taşa anlatır.

Ankara Anıtı’nda Augustus, başarılarını seçerek kendi hükümdarlığının ideal portresini kurar.

Orhun’da Bilge Kağan yalnız zaferlerini değil, devletin nasıl kaybedildiğini de millete hatırlatır; milletine tarih ve devlet şuuru verir.

Orhun metinlerinde, gök ve yer var oldukça Türk devletinin yaşayabileceğine ilişkin güçlü bir süreklilik düşüncesi vardır. Bunu bugünün diliyle şöyle yorumlamak mümkündür:

Kendini ve tarihini idrak et; devletinin hangi şartlarda ayakta kaldığını unutma.

Bu yorum, Bilge Kağan’ın sözlerinin birebir alıntısı değil, yazıtların taşıdığı tarih ve devlet şuurunun bugünkü dile aktarımıdır.

İşte Remzi Oğuz Arık’ın Augustus karşısında Orhun’un “gerçeklik, yalınlık, içtenlik ve alçakgönüllülüğü”nden söz etmesi bu nedenle basit bir millî övgü olarak görülmemelidir. Arık esasen hükümdarın tarihe karşı tutumunu karşılaştırmaktadır

Bu açıdan onun Augustus için kullandığı auto-apologie sözü çok anlamlıdır:

Augustus’un metni, hükümdarın kendisini tarihe karşı savunmasıdır. Orhun ise büyük ölçüde devletin millete karşı hesabıdır.

V.Hükümdarın Büyüklüğünün Ölçüsü

Yalburt’un Hitit taşlarından Behistun kayalıklarına, oradan Ankara’daki Augustus Tapınağı’nın duvarlarına ve Orhun vadisindeki bengü taşlara kadar insanlık tarihinde hükümdarlar yaptıklarını ölümsüzleştirmek istemişlerdir.

Fakat bütün taşlar aynı şeyi söylemez.

Bazı taşlar:

Bakın, ne kadar büyüktüm.”

der.

Bazıları:

“İktidar benim hakkımdı.”

der.

Orhun ise bunların ötesinde bir soru sorar:

Ey Türk milleti, devletini nasıl kaybettiğini ve nasıl yeniden kazandığını unutma.”

Bu anlayışın sonraki Türk devletleriyle doğrudan ve kesintisiz bir kurum devamlılığı oluşturduğunu kanıtlamak kolay değildir. Fakat Selçuklu ve Osmanlı dünyasında hükümdarlığın yalnız merkezin ihtişamıyla değil; yol, köprü, han, vakıf, imaret ve şehir üzerinden bütün ülkeye hizmet götürmekle meşrulaştırılması, Orhun’daki devlet–millet ilişkisinin çok uzak bir yankısı olarak okunabilir.

Remzi Oğuz Arık’ın Roma ile Türk imparatorluklarını karşılaştırırken üzerinde durduğu farkı bu nedenle şöyle ifade etmek daha yerinde olacaktır:

Türk devlet düşüncesinin güçlü damarlarından birinde devlet, hükümdarın şahsî ihtişamı için var olan bir mülk değil; hükümdarın üzerinde sorumluluk taşıdığı bir millet ve ülke düzenidir. Kud ad Gu Bilikte Hakanın görevleri şöyle belirlenmiştir.

  1. Milletinin can güvenliğini koruyacak.
  2. Gümüşün değerini kuruyacak.
  3. Milletin düşman bildiği düşman, Dost bildiğini dost bilecek.

Taşın bize bıraktığı belki de en anlamlı hüküm budur:

Devletin büyüklüğü başkentin ne kadar zengin olduğuyla değil, merkezden en uzaktaki insanın o devletten ne kadar düzen, güvenlik ve hizmet gördüğüyle ölçülür.

KAYNAKÇA

1.            Augustus. Ankara Anıtı. Çev. Hâmit Dereli; Remzi Oğuz Arık’ın incelemesiyle. İstanbul: Cumhuriyet Dünya Klasikleri, 1999.

2.            Harmanşah, Ömür - Johnson, Peri. “Yalburt’a Çıkan Bütün Yollar: Yalburt Yaylası Arkeolojik Yüzey Araştırması (Konya) 2012 Sezonu Çalışmaları.” 31. Araştırma Sonuçları Toplantısı, c. II, Ankara, 2014, s. 377-394.

3.            Özkan, Serap. “Behistun Yazıtı’nda Bahsi Geçen Fiziksel Şiddet İçerikli Cezalar.” Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, c. 10, sy. 1, 2023, s. 18-33.

4.            Augustus. Monumentum Ancyranum: Ankara Anıtı. Çev. Çiğdem Dürüşken. İstanbul: Kabalcı Yayınları, 2009.

5.            Sezer, H. Emin. “Arık, Remzi Oğuz.” TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 3. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı, 1991, s. 357-358.

6.            Ergin, Muharrem, Orhun Âbideleri. 1000 Temel Eser 32. İstanbul: Millî Eğitim Bakanlığı, 1970.

7.            Turan, Osman. “Selçuk Kervansarayları.” Belleten, c. 10, sy. 39, 1946, s. 471-496.

8.            Özer, Mustafa. “Osmanlı Şehir ve Kasabalarının İmarında Vakıfların Rolü.” Sanat Tarihi Yıllığı, sy. 33, 2024, s. 195-217.

Bu yazı toplam 191 defa okunmuştur.
Yorumlar