27 Haziran 2026
  • Antalya32°C

SÖYLENECEK SÖZÜM VAR: YÖNETMELİKLERİN GÖLGESİNDE HUKUK

IŞIK YARGIN

27 Haziran 2026 Cumartesi 10:00

Dünyada kriz var. Üzerine binlerce spekülasyon... Ancak benim favorim, her şeyin "hız" ve "verimlilik" adı altında hukukun temel prensiplerinden uzaklaşması. Eskiden silahların sustuğu bir barış hayal ederdik; oysa bugün ekonomi ve teknoloji devi imparatorlukların, yasaların boşluklarını idari kararlarla doldurarak yeni bir "sessiz silahlanma" içine girdiğini görüyoruz. Bu dönemi, somut kuralların yerini esnek ve keyfi yorumlara bıraktığı bir geçiş dönemi olarak okumalıyız.
Kuantum fiziği hayatımıza girdiğinden beri, suyun kristal yapısından toplumsal hafızaya kadar her şeyin niyetle ve sözle değişebileceğini konuşuyoruz. Eğer hukukun temel "yasama" suyuna olumlu, adil ve net sözler (kanunlar) yerine; karmaşık, daraltıcı ve keyfi yorumlar (genelgeler) eklerseniz, o toplumun adalet kristalleri kararır, formları bozulur.
Hukuk sistemimizde objektif hukuk (devletin koyduğu genel kurallar) ve pozitif hukuk (yürürlükteki mevzuat) arasında bir denge olması beklenir. Ancak son yıllarda bu dengenin "idari birimlerin kendi kendinden menkul yetkileriyle" çıkardığı yönetmelik ve genelgeler lehine bozulduğuna şahit oluyoruz.
Peki, hakkında kanun olan kurallar için özgür irade ve idari yorum nereye kadar gidebilir? Bir vaka üzerinden düşünelim: Bir kanun vardır, o kanunu açıklayan bir yönetmelik çıkarılır; buraya kadar her şey pozitif hukuk açısından normaldir. Ancak ne zaman ki bir "genelge" veya "uygulama talimatı", kanunun özünü daraltmaya, seçme ve seçilme gibi temel demokratik haklara kanunda olmayan engeller koymaya başlar; işte orada "anormallik" başlar.
Demokrasinin birinci adımı, siyaseti ve karar alma mekanizmalarını tabana yaymaktır. Ancak bu yayılımın güvencesi hukuk güvenliğidir. Kanunla verilen bir hakkın, bir alt düzenleme ile (yönetmelik veya genelgeyle) fiilen kullanılmaz hale getirilmesi, sadece hukuka değil, demokratik işleyişe de vurulmuş bir prangadır.
İşleyen bir demokrasi istiyorsak, idari düzenlemelerin kanunun ruhunu "mealen" açıklarken, onu tahrif etmemesi gerekir. Bir sistem; hukukun ve adaletin dışına çıkarak korunmaya çalışılıyorsa, o sistem esasen korunmaya değer değildir. 2026'nın karmaşıklaşan dünyasında, dijital dönüşümden ekonomik kararlara kadar her alanda şu gerçeği hatırlamalıyız: Kanun vardır, yönetmelik vardır; ancak bunlar yetmezmiş gibi yapılan "yorumlarla" asıl kuralı yok saymak, hukuku bir labirente çevirir.
Türkiye'nin ve dünyanın ihtiyacı olan şey; alt kadroların veya idari mercilerin keyfiyetine bırakılmış bir düzen değil, en üstten en alta kadar herkesin aynı netlikte anladığı ve uyguladığı "şeffaf bir hukuk nizamıdır." Kanunla örtüşmeyen her genelge, demokratikleşme yolunda atılmış bir geri adımdır.
Sonuç olarak; özgür iradenin ve demokrasinin nefes alabilmesi için, idari yorumların kanunların ruhunu boğmadığı bir adalet iklimine muhtacız. Aksi halde, Nazım’ın dediği gibi; kalbimiz "çar-pa-cak" ama hep bir kederle, hep bir haksızlığın ağırlığıyla...

Bu yazı toplam 313 defa okunmuştur.
Yorumlar