21 Temmuz 2026
  • Antalya36°C

SAİT FAİK'İN 'SON KUŞLAR'I DA GİTMESİN

BİHTER GÖRDÜ

20 Temmuz 2026 Pazartesi 13:21

Merhaba sevgili okur…

Elimde olmayan nedenlerle bir süre yazılarıma ara vermek zorunda kaldım. Fakat bu süreç bana önemli bir gerçeği yeniden hatırlattı: Bazen durmak, yeniden başlayabilmenin en güzel yoludur.

Yazmak benim için ekmek ve su kadar vazgeçilmez bir ihtiyaç. Kalemden uzak kaldığım günler önce ağır geliyor insana. Sonra fark ediyorsunuz ki o sessizlik, insanın kendini yeniden dinlemesine, özüne dönmesine fırsat veriyor.

Çünkü öyle bir çağda yaşıyoruz ki, bizi kendimiz olmaktan uzaklaştıran sayısız etken var. Özümüzden uzaklaştıkça yalnızlaşıyor, sürünün bir parçası hâline geliyoruz. Oysa hepimizin anlatacak bir hikâyesi var. Hayat, o hikâyeyi yazabilmemiz için bize verilmiş sınırlı bir zaman.

Ben hikâyeleri çok severim sevgili okur.

Çünkü hikâyeler özgürdür. Romanlar gibi sizi uzun süre kendine mahkûm etmez. Bir solukta okunur ama etkisi bazen günlerce, hatta yıllarca sürer. Bazı hikâyeler vardır ki bittiğinde zihninizden çıkmaz; dönüp dolaşıp tekrar hatırlarsınız. Sonra bir başkasına anlatmak istersiniz. İyi hikâyeler paylaşılmak ister.

Bu kısa molada bol bol gezdim, bol bol okudum.

Uzun zamandır görmek istediğim, dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilen Artemis Tapınağı için Efes’e gittim. İzmir’in güzel insanlarıyla aynı havayı solumak ruhuma iyi geldi. Efes’i başka bir yazıda uzun uzun anlatırım.

Bu yolculuk boyunca bana büyük ustamız Sait Faik Abasıyanık eşlik etti.

Onun hikâyeleriyle yeniden zamanın dışına çıktım. Denizleri, martıları, balıkçıları ve en önemlisi insanın iç dünyasını nasıl ustalıkla anlattığını bir kez daha hayranlıkla okudum.

Özellikle 1952 yılında yayımlanan “Son Kuşlar” kitabındaki aynı isimli hikâye beni derinden etkiledi.

Sait Faik, Burgazada’da yaşanan doğa tahribatını anlatırken aslında sadece bir adayı değil, bütün insanlığı eleştiriyordu. Konstantin Efendi’nin çocuklara kuş avlatması, ağaçların kesilmesi ve doğanın sessizleşmesi üzerinden bize çok büyük bir gerçeği gösteriyordu.

Doğa bir anda yok olmaz. Önce kuşlar susar. Sonra ağaçlar azalır. En sonunda insan yalnız kalır.

“Son Kuşlar” toplam on dokuz hikâyeden oluşuyor. Balıkçılar, çocuklar, ada sakinleri… Sıradan insanların yaşamlarını anlatırken aslında hepimize aynı mesajı veriyor:

Doğaya saygı duy. İnsana değer ver.

Kitabın ayrıntılarını anlatmayacağım. Çünkü gerçekten okunması gereken eserlerden biri. Eminim siz de okuduğunuzda, Sait Faik’in o eşsiz dili uzun süre damağınızda kalacak.

Tatil dönüşü eve geldim.

Ve hayatın bana hazırladığı acı bir manzarayla karşılaştım.

Otuz yıldır gözümüz gibi baktığımız palmiyemiz kesilmişti.

Ne yazık ki bu ilk değildi.

“Döküntü yapıyor.” denilerek kesilen fındık ağacımız…

“Sinek yapıyor.” denilerek yok edilen incir ağacımız…

“Işığı kapatıyor.” bahanesiyle kesilen yenidünya ağacımız…

Şimdi de palmiyemiz…

Bizim mahalle, İzmit’in Bostanları olarak bilinen bereketli bir yer. Büyüklerimiz yıllar önce meyve ağaçları dikmiş, bize emanet etmişler.

Peki biz ne yaptık?

Emanete sahip çıkamadık.

Mahallemizde cevizler yerlere düşüp çürüyor. Karadutlar asfaltın üzerinde eziliyor. İnsanlar meyvenin kıymetini konuşmak yerine, “Ortalık kirleniyor.” diye şikâyet ediyor.

Yakında bu ağaçların da kesileceğinden endişe ediyorum.

Oysa motorlu testereyle birkaç dakikada yok ettiğimiz bir ağacın büyümesi onlarca yıl sürüyor.

Bir ağacı kesmek birkaç dakika… Bir ağacı yetiştirmek ise bazen bir ömür.

Bugün şehirlerde neredeyse herkes eline testere alıp budama yapıyor. Kimi zaman bakım adı altında, kimi zaman keyfî gerekçelerle.

Bu bakım değil; doğaya yapılan sessiz bir zulümdür.

Ne zaman akıllanacağız sevgili okur?

Ne zaman çocuklarımıza gölge bırakmayı, beton bırakmaya tercih edeceğiz?

Ne zaman kuşların sesini otomobillerin gürültüsünden daha değerli göreceğiz?

Mustafa Kemal Atatürk yıllar önce şöyle diyordu:

“Yeşil görmeyen gözler renk zevkinden mahrumdur. Burasını öyle ağaçlandırınız ki, kör bir insan dahi yeşillikler arasında olduğunu fark etsin.”

Bugün bu sözün üzerinden geçen onca yıla rağmen hâlâ ağaç kesmeyi konuşuyorsak, dönüp kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Biz gerçekten gelecek nesillere nasıl bir ülke bırakıyoruz?

Ve son bir dileğim var sevgili okur…

Sait Faik’in 'Son Kuşlar'ı da gitmesin… Bizim son ağaçlarımız da kesilmesin.

 

 

Bu yazı toplam 355 defa okunmuştur.
Yorumlar