ŞAİRİN ÖLÜMÜ VE SONRASI-5

GAZANFER ERYÜKSEL
11 Ekim 2026 Pazar 22:24
Cemal Süreya’nın Cenaze töreni
(1931-09 Ocak 1990)
Cemal Süreya, 9 Ocak 1990 tarihinde hayatını kaybettikten sonra cenazesi 11 Ocak 1990'da Şişli Camii'nde kılınan öğle namazının ardından Haliç'e nazır Kulaksız Mezarlığı'nda toprağa verilir. Şairin cenazesinde, o dönem çok az sayıda kişinin, oğlu Memo, amcasının çocukları ve birkaç dostunun bulunması edebiyat çevrelerinde derin bir yalnızlık hikâyesi olarak sonsuza dek kalacaktır.
Bu hüznü ve acıyı Sunay Akın’dan dinleyelim.
“Cemal Süreya’nın naaşının Haydarpaşa Numune Hastanesi’nin morgunda olduğunu duyunca hemen soluğu orada aldım. Hatay Lokantası’nın sahibi Mehmet Ali Işık, Cemal Süreya’nın amcasının iki çocuğu ve oğlu Memo’dan başka kimse yoktu.”
Oysa bir gün önce gece evinde telefonlara hep ben bakmıştım. Herkes Hoca’nın nerde olduğunu, paraya ihtiyacımız olup olmadığını sorup, mutlaka geleceğini söylemişti. Ben Numune Hastanesi’nin morguna gittiğimde bir kalabalıkla karşılaşacağımı umut ediyordum. En azından bir 25-30 kişi oluruz diyordum ama saydığım insanlar dışında kimse yoktu. Hatay Lokantası’nın sahibi Mehmet Ali Işık, maddi olarak gereken her şeyi üstlendi.
Cenaze arabası geldi. Cenaze arabasına Cemal Süreya’yı koyacağız. Çünkü cenaze bir gün sonra Şişli Camii’nden kaldırılacak. Cenaze arabasına bindik. Ben önde, Cemal Süreya’nın oğlu Memo ve Mehmet Ali Işık arkada oturuyordu.
Şoförün Numune Hastanesi’nden çıktıktan sonra güzergahı belli: Birinci köprüden, Ankara asfaltından karşıya geçecek, bizi Şişli’ye bırakacak.
Yol güzergahına girmeden önce, bir anda aklıma Cemal Süreya’nın bir dizesi geldi. O da şu; Gömmeden önce biraz gezdirin beni. Şoföre dedim ki…
Köprüye asfalttan gitmeyeceğiz,
– Nerden gidelim abi, başka hangi yol var?
– Harem’e gideceksin ama sahil yolundan gideceğiz!
– Abi, işimiz var. Daha başka cenazeler var, onları taşıyacağım.
Adamı zar zor razı ettik. Ve Harem’e doğru yola çıktık. Kız Kulesi’nin önünden geçtik. Cemal Süreya demişti ya hani bir şiirinde;
“Kız kulesinin düş getiren pay senetleri, kısa günde kapış kapış gitti…”
Cemal Süreya’ya tarihi yarımadayı gösteriyorum. Martıları, vapurları, Kız Kulesi’ni… Üsküdar’a geldik. Ve Kuzguncuk’a doğru giderken dedim ki içimden;
Kuzguncuk’tan geçerken hemen orada bir kahve var. Ve Can Yücel hep orada oturur. İster misin Can Yücel orada olsun… Eğer Can Yücel oradaysa arabayı durdurtacağım ve diyeceğim ki: Hocam bak Cemal Süreya’yı gezdiriyoruz…
Kuzguncuk’a geldik, kahveye baktım. Can Yücel yok! Hemen içeriye doğru giren sokağa baktım, 70-80 metre ilerde Can Yücel elleri arkada yürüyordu. “Hocaam! Hocaam!” diye bağırdım. Şoföre “Dur!” dedim. “Duramam abi, cenazelere yetişeceğim” dedi. Durmadı… içimde uktedir. Demek ki biz birkaç saniye önce gelsek, Cemal Süreya’yı taşıyan cenaze arabasının önünden Can Yücel geçecekti. Hiç unutamam o anı…
Sonrası ertesi gün, namaz için Şişli Camii’ne gittik. Hocayı son yolculuğuna uğurlayacağız. Çok enteresan bir şey oldu: Hiç kimse bilmez bunu… Bir kadın geldi; siyah şapkalı, siyah paltolu… Çok şık ve çok güzel bir kadın… Filmlerden çıkmış gelmiş gibi…
Cemal Süreya’nın kız kardeşi Perihan Hanım gidip onunla bir şeyler konuştu. Tanıyordu, dedim demek ki… Acaba akrabası mıydı? Gittim, sordum Perihan hanıma… Perihan Hanım cevap verdi:
“Suna O…” dedi.
Suna, Cemal Süreya’nın ilk aşkı! Ve hatta belki de ‘Üvercinka’…
Cemal Süreya Üvercinka’nın kim olduğunu hiç söylemedi ya da bana söylemedi. Ama onun Suna’yı nasıl sevdiğini, Suna’nın hayatındaki yerini çok iyi biliyorum. Yıllardır hiç görüşmemişlerdi. Ama Suna kalktı, Cemal Süreya’nın son yolculuğunda onu yalnız bırakmadı, geldi… Cemal Süreya’nın naaşını aldık, Şişli Camii’nin önünden cenaze arabasına koyduk.
Hani o arabalarda cenaze kime aitse, ismi yazılı olan bir tabela vardır. Bir baktım orada ‘Cemal Süreyya’ yazıyor, iki Y’yle. Tashih var! Ya hoca gidiyor ve son tabelada tashih var! Araba trafiğe çıktı, trafik sıkışık.
Ben gerideyim ama görüyorum bir kadın koşuyor tabelaya doğru… Anladım durumu... Yetiş, yetiş, dedim… Koştu, koştu… Ve son anda bir kadın parmak uçlarıyla ikinci Y’yi sildi… Ve araba trafiğe öyle çıktı, Cemal Süreya uzaklaştı… Cemal Süreya, “Öyle çirkin isim mi olur?” dediği, hiç sevmediği Kulaksız’daki, Kulaksız Mezarlığı’na gömüldü. Hocam derdim ona önceden, sohbetlerimizde; “Van Gogh’u da oraya gömmek lazım.”
Gülerdik…
Cemal Süreya’nın bugüne kadar hiç kimseye anlatmadığım son yolculuğu, Kulaksız’da işte böyle bitti…
İlhan Berk’in Cenaze Töreni
(18 Kasım 1918-28 Ağustos 2008)
İlhan Berk için Bodrum Belediyesi Meclis Salonu'nda tören düzenlemiş ve törene, şairin sanatçı dostları ve sevenleri katılmıştır.
Bodrum Belediye Başkanı Mazlum Ağan, İlhan Berk'in Bodrumlu olmasından gurur duyduğunu söyledi. Ağan, "İlhan Berk'in adını yaşatacağız. Sanatçı dostlarından da onun adına etkinlikler düzenlemelerini rica ediyorum" demiştir.
Ressam Turan Erol da İlhan Berk ile 1960 yılından beri dost olduklarını belirterek, "Türk şiirinin büyük yenilikçisi İlhan Berk, yaşam tarzı ile de bizlere örnek oldu. Hepimizi Bodrumlu yapan odur. Şairliğinin yanı sıra ressamdır da. Üstelik herkesten cesur bir ressamdır" diye konuşur.
Yazar Latife Tekin, ünlü şairin çalışmalarında her zaman kendisine yardım ettiğini belirterek, "İlhan Berk, Gümüşlük Akademisi'nin kurulmasında bize destek verdi. O, dünyaya şiiriyle sinmişti. Öldüğünü kimse söyleyemez" demiştir.
Şair Leyla Müldür de İlhan Berk'in yenilikçi, çevreyi ve insanları çok seven bir şair olduğunu ifade etmiştir.
İlhan Berk için Bodrum'daki Adliye Camisi'nde cenaze töreni düzenlendi. Törene, oğlu Ahmet Berk, yakınları, Bodrum Kaymakamı Abdullah Kalkan, Belediye Başkanı Mazlum Ağan, sanatçı dostları, sevenleri ve vatandaşlar katılır.
Şair İlhan Berk'in cenazesi, Adliye Camisi'nde kılınan namazın ardından vatandaşların omuzlarında cenaze aracına konuldu. Törene katılanlar, karanfiller ve alkışlar eşliğinde ünlü şairi son yolculuğuna uğurlar ve Bodrum'daki Gümbet Türbe mezarlığında toprağa verilir.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 1983 Antalya Son Haber
