ŞAİR FARUK ÇAĞLAR’IN HATIRA DEFTERİ

AHMET İLBARS
16 Ekim 2026 Cuma 20:34
Geçtiğimiz günlerde yayımlanan Yakılacak Kitap ve İskilip başlıklı yazının ardından, edebiyatın ve yerel tarihin bazen ne kadar şaşırtıcı karşılaşmalar barındırdığına bir kez daha şahit oldum. Yazıyı okuyan değerli arkadaşım, ressam-yazar Şahika Çağlar, sosyal medyadan bana kısa bir not düştü:
“Cevdet Saraçer bir yazısında der ki, İskilip-Osmancık arasında yaşanmış… Dedem Faruk Çağlar’ın şiirinden, yaşadığı bir aşk hikâyesinden esinlenmiş yazar bu romanı yazarken. Bir dipnot düşeyim dedim.”
O an zihnimde kıvılcımlar çaktı. Hemen Şahika’ya yanıt verip bu hazin öyküyü hatırladığımı, Cevdet Abi’nin yazdıklarını yıllar sonra tekrar bulup okuduğumu belirttim. Ancak gece ilerledikçe bu kısa yanıt bana yetmedi. Çünkü bir kentin sokaklarında yürürken attığımız her adım, altında yüzlerce yaşanmışlığın bastırıldığı bir arkeolojik kazı alanı gibiydi,
Hemen Cevdet Saraçer’in Tarihsel Doku İçinde Unutulan Bir Kent: Osmancık kitabını açtım. Metnin (137) numaralı dipnotunda karşıma çıkan isim, beni Çorum’daki gençlik yıllarıma götürdü: Merhum Macit Çağlar. Çorum Beden Terbiyesi Bölge Başkanlığı yapmış, spora ve kente hizmet etmiş Macit Bey’i çok iyi hatırlarım; ağırbaşlı,sevecen, aydın, son derece saygın ve dört kız babası bir beyefendiydi. İşte o Macit Bey, şair babası Faruk Çağlar’ın o paha biçilmez hatıra defterini, "Bizden çok size aittir bu defter" diyerek avukat ve yazar Cevdet Saraçer’in şahsında Osmancık halkının ortak hafızasına bağışlamıştı.
Zihnimi kurcalayan bu duygusal bağlar, beni iki önemli düşünce durağına götürdü.
İlkinde Franz Kafka’nın o derin sözleri bir kez daha doğrulanıyordu: “Bir şey söylediğim zaman, söylenen o şey anında ve kati olarak ehemmiyetini yitiriyor. Bir şeyi yazdığım zaman da öyle; ama yazılan şey, bazen yeni bir ehemmiyet kazanıyor.” Gerçekten de şair Faruk Çağlar’ın 110 yıl önce kâğıda döktüğü o acılı satırlar, bugün torununun küçük bir dokunuşuyla yeniden hayata dönüyor, yepyeni bir ehemmiyet kazanıyordu. Unutulan bir insan ve onun duygusal mirası, edebiyatın ve hatırlamanın gücüyle yeniden anılıyor, değer buluyordu.
İkincisinde ise değerli yazar Abdullah Ataşçı’nın “Romanın İmkânlarıyla Anımsamak” başlıklı konuşması aklıma geldi. Ataşçı, adeta bir hayat ve hayal bilgisi dersi verircesine; belleğin düşünceyi ve yazınsal anlatıyı nasıl biçimlendirdiğini, bireysel hatıraların roman aracılığıyla kolektif hafızaya nasıl dönüştüğünü anlatıyordu. Bireysel tutkular ve acılar, belgenin kuru soğukluğunu aşarak edebiyat sayesinde dönemin ruhunu ve insan deneyimini görünür kılıyordu.
Şair Faruk Çağlar’ın öyküsü tam da bu kuramsal çerçevenin yaşayan bir kanıtıydı. 1888 yılında doğan, gençliğinin en güzel yıllarını Kızılırmak’ın, gül bahçelerinin, bülbüllerin ve şelalelerin süslediği Osmancık’ta geçiren Faruk Bey, burada dönemin Kaymakamı Tevfik Bey’in kızı Zekiye’ye gönlünü kaptırır. Bir bahar günü peçesi açılan o "acele yürüyüşlü güzelin" bir anlık bakışı, iki genç arasında gizli ve sarsılmaz bir antlaşma imzalar.
Ancak dönemin katı toplumsal kuralları, ailelerin engelleri ve muhafazakâr baskılar bu sevdaya geçit vermez. Kızını Osmancık’tan uzaklaştıran aileye rağmen mektuplar yazılır, gözyaşları kâğıtlara düşer. Fakat bu vuslat hasreti, genç Zekiye’yi verem yatağına düşürür. Faruk Bey başucunda nöbet tutmaya razıyken, ne yazık ki ölüm bu sevdayı soldurur. Zekiye, sevdiğinin adını sayıklayarak hayata gözlerini yumarken; şair Faruk Çağlar, bu hazin sonu hatıra defterine şu ölümsüz dizelerle döker:
“Sonunda hayâlime dalmış, ismimi anmış
Dudağından sızan, ah! İki damlacık kanmış…”
İşte bu büyük, sarsıcı ve trajik aşk; dönemin ünlü gazeteci ve yazarı Etem İzzet Benice’ye doğrudan ilham kaynağı olmuş. Benice, bu yaşanmış hikâyenin duygusal atmosferinden süzülenlerle sadece Yakılacak Kitap’ı değil, aynı zamanda Sen de Seveceksin romanını da inşa etmiştir. Taşranın toplumsal yapısı, insan tipleri, gizli kalmış dramları edebiyatın imkânlarıyla kolektif bir hafıza eserine dönüşmüştür.

(Aşkın Halleri, Şahika ÇAĞLAR arşivinden)
Şimdi geriye dönüp baktığımda, bu sanatsal ve duygusal mirasın tek bir noktada kalmadığını görüyorum. Dedesinin aşkından ilham alan, romanın ilham kaynağını hatırlatan torun Şahika Çağlar; geçtiğimiz yıl Hollanda’da Aşkın Halleri isimli resim sergisini açar. Bir zamanlar dedesinin dizelerinde kanayan ve romanlara ilham veren o aşk rüzgârı, onlarca yıl sonra bir başka coğrafyada resim tuvallerinde yeniden renk bulur. Buna “dededen toruna esen estetik rüzgârın gücü” diyelim.

(Aşkın Halleri, Şahika ÇAĞLAR Arşivinden)
Şair Faruk Çağlar’ı, onun tutkulu aşkı Zekiye Hanım’ı, bu öyküyü romanlaştırıp unutturmayan Etem İzzet Benice’yi, anıları kente bağışlayan değerli Macit Çağlar’ı ve bu hafızayı kaleme alıp ölümsüzleştiren Avukat Cevdet Saraçer’i hürmetle anıyorum. Hatırlatmasıyla bu arkeolojik kazıyı başlatıp bizlere bu estetik rüzgârı hissettiren arkadaşım Şahika Çağlar’a da teşekkür borçluyum. Edebiyatın ve anımsamanın gücü, kentin unutulan ruhunu yaşatmaya devam edecektir.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 1983 Antalya Son Haber
