09 Mayıs 2026
  • Antalya25°C

ÖVÜNDÜĞÜMÜZ DİZİLER, TURİZMİN TANITIMINA YARAR MI?

NİZAMETTİN ŞEN

08 Mayıs 2026 Cuma 19:35

Geçen yazımda konusu Antalya’da geçen Şükran Yiğit’in romanı örnekli 'Antalya Radyo Şarampol’ü Neden Iskalıyor'dan sonra, son yıllarda gerçekten dünyada sükse yaratan 'Türk dizileri ve filmleri turizm tanıtımımıza daha nasıl yararı olur'u sorgulamak istedim.

Türk televizyon dizileri bugün dünyanın dört bir yanında (170 ülkede) izleniyor Eriştiği izleyici sayısı ise 750 milyon kişiden fazla olarak belirtiliyor. 1 milyar dolar potansiyel getiriye sahip Amerika’dan sonra 2. Büyük ihracat potansiyeline sahibiz. Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı bunu haklı olarak bir başarı hikâyesi olarak anlatıyor. Evet, kimin ne kadar başarısıdır? Ama aynı zamanda eksik bir başarıdır.

TGA'nın bahsettiği başarı Tabii isimli Netflix taklidi TRT devlet destekli dijital platform olsa gerek. Yeni Osmanlı ideolojini kendine şiar edinen bu kanal için meraklısına şu videoyu öneririm; 

Çünkü ihraç ettiğimiz hikâyelerin büyük bölümü, Türkiye’nin gerçek çeşitliliğini değil, belli kalıpları gösteriyor:

Silah, çatışma, entrika… Ve neredeyse her dizide karşımıza çıkan, Boğaz’a bakan villalarda yaşayan, toplumun küçük bir kesimine ait ultra lüks hayatlar…

Bu bir tercih olabilir. Ama bu tercih, ülke tanıtımı açısından tek başına yeterli değil.

Tam bu noktada Berlin International Film Festivali’nde ödül kazanan Sarı Zarf gibi yapımların önemi ortaya çıkıyor. Çünkü bu tür filmler şunu söylüyor:

Dünya artık “mış gibi” olanı değil, yaşayan hayatı görmek istiyor.

Gerçek hikâye… Gerçek mekân… Gerçek insan…

Ama burada kritik bir ayrım var:

Gerçekçilik, sıradanlık demek değildir.

Lüks ise yapay olmak zorunda değildir.

İşte tam bu noktada Antalya devreye girebilir.

Antalya, Türkiye’nin en güçlü görsel anlatı sahnesidir.

Deniz var, tarih var, modern turizm var, lüks var, doğallık var.

Ama ne eksik?

Hikâye.

Bugün Antalya, dizilerde bir “arka fon” olarak kullanılıyor ama bir karaktere dönüşemiyor. Oysa İspanya’nın bir şehri bir diziyle dünya markası haline gelebiliyor. Bir Kore dizisi, bir semti turizm destinasyonuna dönüştürebiliyor.

Antalya neden bunu yapamıyor?

Çünkü biz hâlâ turizmi tanıtım filmiyle anlatmaya çalışıyoruz. Oysa çağ değişti.

Artık en güçlü tanıtım aracı: hikâye anlatımı.

Burada çok net bir öneri var:

Antalya Altın Portakal Film Festivali yıllardır Türk sinemasına ev sahipliği yaptı. Karşılık beklemeden… Bu sektörün gelişimine katkı sağladı.Ama artık yeni bir sayfa açmanın zamanı geldi. Gerçi o sayfayı hakkını yememek lazım, Prof Mustafa Akaydın’ın belediye başkanlığı zamanında İsmail Cem adına TV ödülleri diye başlatılmıştı ama bizde yeni gelen eskinin güzel işlerini de kaldırır. Tıpkı Menderes Türel’in büyük yatırımlarla başlattığı Altın Portakal’ın Uluslararası kimliği projesinin, ondan sonra kaldırıldığı gibi

Altın Portakal, sadece sinema değil, dizi sektörü için de ayrı bir kulvar açmalıdır. Antalya’da geçen dizilere özel ödüller, uluslararası platformlara yönelik senaryo teşvikleri, Antalya’yı ana karakter yapan projelere finansal destek, TGA ile entegre çalışan bir “dizi tanıtım fonu”

Bu yapılmadan, Antalya’nın küresel bir hikâye merkezi olması mümkün değil.

Çünkü mesele şu:

Türkiye dizilerle dünyaya açılıyor…

Ama Antalya gibi diğer turistik destinasyonlar da bu hikâyenin içinde yeterince yer almıyor.

Biz dizilerle dünyayı etkiliyoruz…

Ama kendi en güçlü sahnemizi hâlâ başrol yapamıyoruz.

Meraklısı için turizmgazetesi.com da yayınlanan, dünyada otellerde çekilen ve otellerle özdeşleşen dizi ve filmler ile ilgili şu ilginç yazıyı okumalarını öneririm. 
 

Bu yazı toplam 322 defa okunmuştur.
Yorumlar