30 Mayıs 2026
  • Antalya24°C

METİN ELOĞLU, ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN, FİKRET OTYAM VE AYŞEMAYŞE

YUNUS YAŞAR

30 Mayıs 2026 Cumartesi 09:21

1998 yılında Antalya’da yayım hayatına başlayan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde Fikret Otyam’la aynı dergide çalışma şansım oluyor.

Bir gün Metin Eloğlu ile ilgili bir anısını anlatıyor bana. Sonra “İnsan” dergisinin 18. Sayısında bu anısını “Hâlâ Yağmur Yağıyor Leyla” adlı yazısının bir bölümünde şöyle yazıyor:

“Metin Eloğlu gırtlak kanseri. Gün gün eriyor, tükeniyor. Torosların en has ballarını postalıyoruz Gazipaşa’dan. Telefonla, mektupla hep arıyoruz. Yalvar yakar zorla ikna ediyoruz. İlla Ankara’ya gel, Prof. Dr. Hüsnü Göksel bir görsün. Sabahın köründe o güzel doktor, o güzel insan o güzel yürekli yazar doktor, Filiz ve ben Limasol’un yağmuru altında Ankara Gar’ında karşılıyoruz Metin’i.

Hüsnü can en güzel odayı ayırmış. Artık emin ellerde. Ama ne var bilir misiniz? Metin, anlaşılan çoktan ölmeye yatmış. Bir hafta sonra tüymüş hastaneden ver elini İstanbul. Varıyoruz İstanbul’a. Sabahın köründe çalıyoruz kapısını. O halinde harika resimler yapmış, neşesi yerinde. Ölüme meydan okuyor ve boynu sarılı, delik açılmış boynundan. Şua tedavisi yapılıyormuş. Kapanacakmış ve yediği içtiği bu delikten çıkıyormuş. Dedim ki Filiz’e: “Filiz, canım en çok ne çekiyor biliyor musun? Biraz beyaz peynir, kızarmış bir dilim ekmek, sonra bir kadeh rakı.”

Kimlerin gelip gittiğini soruyorum. Acıyla geriliyor o sarı yüzü. “Sizler hariç, bir de Leyla. Buradan sadece o arıyor, geliyor, ilgileniyor.”

Ah Leyla! Sevgili, vefalı insan Leyla..

Metin’den çıkıp Beşiktaş’taki eski meyhanemize giriyoruz. İyi ki kimse dokunmuyor, ağlayacağım. Ve bir masada Metin’in en iyi dostu, sevdiği insan Edip Cansever. Karısıyla karşılıyor. Hıncımı Edip Cansever’den alıyorum. Edip ezilip bükülüyor. Bir yıl önce hastaneye gidip görmüş. “O haline dayanamadım, ondan aramadım” diyor. Ve canım dost Metin de öksüz bırakıyor beni.”
*
“Biliyor musun Fikret Abi” dedim. 1960’lı yılların sonu. Ümit Yaşar Oğuzcan, Metin Eloğlu’nun şiirlerini “Ayşemayşe” adı altında kendi kayretleriyle kitaplaştırıyor. Kardeşi Mehmet Başak Oğuzcan, Mersin’de “Doslar” adlı bir kitabevi işletiyor. Ümit Yaşar Oğuzcan, Mersin’deki ailesini ziyarete gelmiş. Kitabevinin vitrinine “Ayşemayşe”yi yerleştiriyorlar. Ben de tesadüfen kitabevindeyim.

Ümit Yaşar Oğuzcan bana dönüp, “Yunuscuğum diyor, Metin (Eloğlu) çok hasta, ölmeden önce bir sergi açsak; ben sana Metin’nin desenlerini, fotoğraflarını ve şiirlerini versem, ben de bestelenen şiirlerimden birkaçını.. Sen de benim köşemde (Hürriyet’in Kelebek eki) yayımlanan şiirlerinden istediklerini..

Onları hat/güzel yazı tekniğiyle tablo haline getirsen ve üçlü bir “Resimli Şiir Sergisi” açsak.

Hiç olmazsa Metin, “Ayşemayşe”yi imzalayarak hem moral bulmuş olur, hem de kitabı dağıtmış oluruz” diyor.

“Olur ağbi diyorum. Siz Metin Eloğlu’nun desen, fotoğraf ve şiirleriyle birlikte kendişiirlerinizi de gönderin, ben onları en kısa sürede tablo haline getiririm”

Mersin’de “Resimli Şiir Sergisi” adı altında üçlü ortak bir sergi açıyoruz. Metin Eloğlu, Ümit Yaşar Oğuzcan’ın babası Lütfi Oğuzcan’nın misafiri oluyor. Sergi açılışında Metin Eloğlu epeyce kitap imzalıyor. Ancak ertesi günü İstanbul’a dönüyor.

Ümit Yaşar Oğuzcan da sizin gibi Metin Eloğlu’nun rahatsızlığıyla çok yakından ilgilendiğini biliyorum, ancak başarılı olamıyor” diyorum.
*
O sırada Çetin Yetkin geliyor. Sohbet de böylece bitiyor.

Bu yazı toplam 375 defa okunmuştur.
Yorumlar