MEKANIN CENNET OLSUN / İLBER ORTAYLI'NIN ANISINA...

MÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK
13 Mart 2026 Cuma 20:41
Bazen bir insanın adı geçer ve bir toplumun içi aynı anda sızlar. Çünkü bazı insanlar yalnızca bir meslek sahibi değildir; onlar bir ülkenin hafızasıdır, düşünme biçimidir, vicdanıdır. İşte böyle insanları düşündüğümüzde, onların yokluğunu hayal etmek bile içimizde büyük bir boşluk duygusu yaratır.
Tarih anlatırken yalnızca olayları sıralayanlar vardır. Bir de tarihi, bir medeniyetin ruhu gibi anlatanlar… Dinlediğinizde sadece bilgi edinmezsiniz; düşünmeyi öğrenirsiniz. Geçmişin içinden bugünü, bugünün içinden yarını görmeyi öğrenirsiniz. İşte bu yüzden bazı insanlar toplumlar için yalnızca bir akademisyen ya da yazar değildir; onlar yaşayan birer kütüphane, yürüyen birer tarih ansiklopedisi gibidir.
Ne yazık ki zaman zaman insan şu soruyu sormadan edemiyor:
Neden bir topluma yön verebilen, bilgisiyle, üslubuyla, saygısıyla örnek olan insanlar bu kadar az? Ve neden böyle insanların kıymetini çoğu zaman geç fark ediyoruz?
Bugün dünyaya baktığımızda konuşmayı çok seven ama söyleyecek sözü az olan pek çok insan görüyoruz. Yazılı bir metin olmadan iki cümleyi bir araya getiremeyen, ilk cümlesinden sonra ikinci cümlede kendisiyle çelişen yöneticiler, yorumcular, sözde fikir insanları… Gürültü çok, ama derinlik az.
Tam da bu yüzden gerçek bilgiye sahip insanlar daha da kıymetli hale geliyor. Çünkü onlar bağırmadan konuşur, ama söyledikleri yıllarca akılda kalır. Onların cümleleri slogan değildir; düşünce üretir.
Böyle anlarda insanın aklına bazen çocukça ama çok insani bir düşünce geliyor. Oğlum günlerdir aynı şeyi söylüyor: “Bilim bu kadar geliştiyse, keşke büyük insanların beyni alınabilse ve başka birine aktarılabilse.”
Elbette bu mümkün değil. Ama bu düşüncenin içinde çok derin bir özlem var. Çünkü aslında söylenen şey şu:
Keşke bilgiyi, vicdanı, ahlakı, merakı da bir insandan diğerine aktarabilsek.
Düşünün…
Vicdanlı insanların vicdanını,
ahlaklı insanların ahlakını,
insanı sevenlerin kalbini aktarabilseydik…
Belki de dünya bambaşka bir yer olurdu.
Ama insanlık bunun başka bir yolunu bulmuş aslında. Beyin nakliyle değil, fikirlerle… kitaplarla… öğrencilerle… nesillerle.
Bir insanın gerçek mirası bedeni değil, yetiştirdiği zihinlerdir.
Bugün ülkemizde çoğu zaman umutsuzluk konuşuluyor. Haberleri açıyoruz; kavga, gürültü, yüzeysellik… Dizilerde, magazinlerde, tartışma programlarında sanki gürültü düşüncenin önüne geçmiş gibi.
Ama yine de unutmamamız gereken bir şey var: Bir toplumun geleceğini televizyon programları değil, yetişen çocuklar belirler.
Eğer çocuklarımız merak etmeyi öğrenirse,
okumayı severse,
soru sormaktan korkmazsa,
saygıyı ve vicdanı kaybetmezse…
O zaman bir ülke hiçbir zaman gerçekten kaybetmez.
Belki de asıl mesele büyük insanların aramızdan ayrılması değil; onların bıraktığı ışığı çoğaltabilmektir.
Çünkü bir toplumun umudu tek bir büyük insan değildir.
Gerçek umut, o insanlardan ilham alan binlerce gençtir.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 1983 Antalya Son Haber
