03 Mayıs 2026
  • Antalya17°C

MASLOW PİRAMİDİ'NİN BASAMAKLARINDA

BAHAR UYSAL HAMALOĞLU

02 Mayıs 2026 Cumartesi 19:54

 

     Yükselen blokların ortasındaki parkta, salıncaktaki kız çocuğu bulutlara yükselmiş, skuteriyle alçaktan uçan küçük kardeş hız rekorunu egale etmiş ve çiçek tarhlarının yanında bir anne baba el ele yürüyor. Hepsinin yüzüne mutluluk ifadesi mührü vurulmuş. Bir grup genç televizyondaki maçı seyrederken birkaç paket cips çıtırtısının eşlikçisi kahkahalar, tavanda, duvarlarda, zeminde yankılanıp odalarımızın içine sızıyor. Parmağımız sosyal medya görüntülerinde nefessiz kayarkan birbiri peşi sıra ekranda geziler, parklar, bahçeler, kızgın kumlardan serin sulara bırakılan bedenler, kuş sütlü sofralar ve gülümseyen ayak parmakları sadece ünlülerin değil, herkesin, her zaman mutlu olduğuna inanmamızı nöronlarımıza kodluyor. Profiller, çok çekici deneyimler yaşayan, gülümseyen, mutlu görünen insanlarla dolu. Mutluluğa dair bu kusurlu kavrayış, anlık tatmin ve haz, parmak oynatılmamış çaba kültürü ve "her şeyin olumlu yönünü görmelisin’’ benzeri sloganlarla desteklenen yanlış yönlendirilmiş pozitif düşünce kitapları günümüz gerçekliğinin diğer unsurlarıyla birleştiğinde daha da güçleniyor. Oysa Dünya Sağlık Örgütü'nün çalışmaları sonucunda elde ettiği ruh sağlığı verileri tüm dünyada mutsuzluk oranının yükseldiğini çoktan ortaya koymuş. Kendimize biçilen mutlu olma ya da mutlu görünme zorunluluğu dayatması karşısında maskemizi takıp dış dünyaya karışan biz, giderek daha kötü hissediyoruz ve paradoksal olarak, bu toplumun dayattığı mükemmel olma baskısı nedeniyle, kendimizi iyi hissetmediğimiz için üstüne üstlük bir de suçluluk duygusu ağırlığının altında eziliyoruz. Ne her şey, her yer güllük gülistanlık ne bazı olaylardan etkilenmek, acı çekmek, pişmanlık duymak utandırıcı ne de mutsuz görünmek mutsuz olmak bir  suça denk düşüyor.

     Günümüzde herkes mutlu olmayı arzu etse de çok azımız mutluluğun gerçekten ne olduğu, ne ve nasıl olması gerektiği üzerine kafa yoruyoruz. M.Ö. 4. yüzyılda, Platon’un öğrencisi Aristoteles için mutluluk, akıl ve erdemden ayrı düşünülemez. Ödomani, lezzetli bir tatlının verdiği mutluluk hissinden ziyade bir yaşam tarzı ona göre. Anlık mutluluktan ziyade sürdürülebilir olan mutlulukla ilgileniyor Aristo. Mutluluğun birçok şey tarafından tetiklendiğini, dış etkenlerin de bunda payının olduğunu düşünmekle birlikte  kişinin mutluluğunun kendi çabası, eylemleri, aldığı kararlardan daha çok etkilendiğini belirtiyor. Mutluluğu bir yazgı veya doğuştan gelen bir şey olarak nitelendirmeyen, insanın kendi özünü gerçekleştirmesinin bireyin yeteneği ve eğilimi ile ilgili olduğunda da ısrarcı.

     Mutluluk, insanlık tarihinde  kesin olarak tanımlanması en zor olan kavramlardan biri. Her insanın, iyilik hâli, tatmin olmak veya doyuma ulaşmakla ilişkilendirilmiş sezgisel bir fikri var. Tam olarak ne anlama geldiği ifade edilmeye çalışılırken, birden fazla yorum ortaya çıkmış. Bazı teoriler mutluluğu zevkle, diğerleri kişisel tatminle ya da ahlaki açıdan iyi yönlendirilmiş bir yaşamla özdeşleştirmiş. Mutluluğun gerçekçi analizi ise anlık iyilik hâli deneyimi ile daha istikrarlı, tatmin edici bir yaşam biçimi arasında ayrım yapmayı gerektiriyor. İlk sistematik tartışmalardan biri Yunan felsefesinde ortaya çıkıyor. Bu bağlamda, mutluluk sadece hoş bir duygu olarak değil, iyi yaşamanın bir sonucu olarak ifade edilir. Bu anlayış temel bir noktayı ortaya koyar; mutluluk sadece duygusal bir durum değil, bir yaşam biçimidir. Mutluluğun içeriği, alışkanlıklar, alınan kararlar ve kişinin değerli gördüğü şey ile gerçekte yaptığı şey arasındaki tutarlılıktır. Bu anlamda mutlu olmak zaman ister. Sadece dış koşullara bağlı değildir, insan bunlardan etkilense de daha ziyade bireyin davranışlarını biçimlendirme değişkenine de bağlıdır. Diğer felsefi akımlar mutluluğu öncelikle haz ya da acının yokluğu olarak tanımlar. Tarihin farklı dönemlerinde gelişen hedonist düşünce, yaşamın rasyonel amacının zevk deneyimini en üst düzeye çıkarırken acıyı en alt düzeye indirmek olduğunu savunur. Ancak, bu bakış açısı içinde önemli farklar ortaya çıkar. Ne alınan zevkin değeri aynıdır ne de insan yaşamı üzerinde zevk aynı etkiyi yaratır. Bazıları kısa süreli ve daha sonra olumsuz sonuçlar doğurabilirken diğerleri aksine kalıcı bir refaha katkıda bulunabilir.

     İnsan, mutluluğun belirli bir hedefe ulaşmakla geleceğini düşünür: bir iş, sosyal bilinirlik, ekonomik istikrar veya sevgi dolu bir ilişki. Sorun, arzunun durmadan kıpırdayan, kımıldayan, sürekli devinim içinde olan bir ufuk çizgisiymiş gibi bir görev üstlenmiş olmasındadır. Bir hedefe ulaşıldığında, yeni bir hedef ortaya çıkar. Bu mekanizma tanıdık bir deneyim üretir; elde edilen tatmin kısa ömürlüdür ve hızla yerini yeni bir beklentiye bırakır. Bu açıdan baktığımızda mutluluğun yalnızca arzuların tatminine bağlı olmadığını çünkü insan arzusunun sürekli yenilenme eğiliminde olduğunu anlarız. Çağdaş psikoloji, bu fenomeni hedonik adaptasyon olarak adlandırır. İnsanlar hayatlarındaki olumlu veya olumsuz değişikliklere hızla alışır; gelir artışı, yeni bir iş veya önemli bir başarı başlangıçta sevinç yaratır, ancak zamanla normun bir parçası haline gelir, sıradanlaşır. Bu, birçok maddi ilerlemenin neden kalıcı mutluluk yaratmadığını açıklar.

     Dolmuş, otobüs, tren camlarına düşen yüz suretleri, fersiz, ışıksız, boş bakan gözler, omuzları kısılmış, düşmüş, ayaklarını sürüyen kalabalığın sürüklediği insanlar gördükçe  aklıma mutluluktan önce ülkemin insanlarının sürekli iyilik hâlinde olmayı hak ettikleri gerçeği geliyor. Bu sürekli iyilik hâli ‘’Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’’ndeki sağlıklı beslenme, temiz içilebilir su, barınma gibi yaşamın sürdürülebilmesi için en zorunlu fizyolojik ihtiyaçlar, sağlık, iş, mülkiyet ve fiziksel emniyeti kapsayan güvenlik ihtiyaçlarının karşılanmasıyla gerçekleşebilir. Kabul görme, sevgi, aidiyet, başarı, onaylanma, tanınma, takdir edilme, yaratıcılık, içsel doyum ise her bireyin ömründe kendisi tarafından gerçekleştirip mutlu olabileceği ya da yaşama geçiremediğinde hayal kırıklığı, yenilgi ve kederi yaşayacağı tek bir kırılma anı ya da daha uzun süreye yayılan zaman dilimleri olabilir. İşte o anlar ve zaman dilimlerinde mutsuzluğu saklamak gerektiğini değil, aksine onları kabul ederek hayatın sunduğu zorlukların üstesinden gelmek zorunda olduğumuzu, bu zorlukların bize büyüme fırsatı vereceğini öğrenmeliyiz. Arkadaşlık, dostluk, aile ilişkilerinin, onların barındırdığı sevgi, vefa, sadakatin  sorunlara karşı oluşturacağımız dayanıklılık surları inşasında bize rehberlik edebileceğini ve bu öğrenme deneyimlerinde mükemmelleşmek için içimizdeki kaynakların uyanışına neden olabileceğini akıldan çıkarmamalıyız.
  
   Her günü 1 Mayıs olanlarla haklarını elde edinceye kadarki sürede kolektif bilincin artarak hepimizin dayanıklılığının çoğalmasını diliyorum. Maslow piramidinin diğer basamaklarını bir birey olarak biz kendi emeğimizle çıkana dek her gününüz kutlu olsun. 

Eğer dünyanın tümünden bir ısırık alabilseydim

Eğer dünyanın tümünü ısırıp 
tadına bakabilseydim 
bir an için daha mutlu olurdum…
Ama her zaman da mutlu olmak istemem
doğal olan zaman zaman da 
mutsuz olmak gerekliliği.
Her gün güneşli bir gün değil,
ve yağmur her geciktiğinde
yağsın diye dua ediyoruz.
Bu yüzden mutsuzluğu mutlulukla birlikte 
kabulleniyorum.
Tıpkı dağların, ovaların kayaların 
ve otların varlığına 
şaşırmayan biri gibi doğallıkla.
Zorunlu olan mutluluğu da mutsuzluğu da
doğal ve sakin sahiplenmek.
Gözlemleyen biri gibi hissetmek. 
Yürüyen biri gibi düşünmek
ve ölmek gerektiğinde 
günün de öldüğünü 
gine de gün batımının 
geriye kalan gecenin de
güzel olduğunu akla getirmek.
Hep öyle oldu 
hep de öyle olacak .

Fernando Pessoa

Şiir çevirisi: Bahar Uysal Hamaloğlu

whatsapp-image-2026-05-02-at-16-20-28.jpeg

Bu yazı toplam 369 defa okunmuştur.
Yorumlar