MAKAMIN BÜYÜKLÜĞÜ DEĞİL, İNSANIN AĞIRLIĞI

MELTEM YUVARLAK
16 Ekim 2026 Cuma 18:09
Bazı insanlar oturdukları koltuğa anlam katar, bazılarıysa o koltuğun gölgesinde kendilerini büyük sanır. Aradaki farkı anlamak için uzun uzun konuşmaya gerek yoktur. İnsan, kendisine verilen yetkiyi nasıl kullandığıyla kendisini zaten anlatır.
Makam sahibi olmak bir imkândır; ağırlık sahibi olmaksa bir meziyet.
Çünkü makam, insana kapılar açabilir ama gönüllerde yer açamaz. Bir imza nice işi çözebilir ama güveni satın alamaz. Bir unvan insanı kalabalıkların önüne çıkarabilir fakat tek başına saygınlık kazandıramaz. İnsanların size mecbur olduğu yerde gördüğünüz ilgiyle, hiçbir mecburiyetleri yokken gösterdikleri saygıyı birbirine karıştırmayın.
Biri şartların getirdiği yakınlıktır, diğeri sizin kişiliğinizle kazandığınız değerdir.
Hayatın en büyük yanılgılarından biri, sahip olduğu yetkiyi kendi şahsının üstünlüğü sanmaktır. Bir göreve gelir, çevresindeki insanların davranışları değişir; daha dikkatli konuşurlar, daha çok iltifat ederler, isteklerini geri çevirmemeye çalışırlar. O da bütün bunları kendisinin ne kadar önemli olduğuna yorar.
Oysa bazen insanlar sizi değil, taşıdığınız makamı dikkate alıyordur.
İşte insanın kendisine sorması gereken soru tam burada başlar: Ben bulunduğum yerden ayrıldığımda, benden geriye ne kalacak?
Bir insanın gerçek ağırlığı, odasına girildiğinde ayağa kalkılmasıyla ölçülmez. Odasından çıktığında arkasından nasıl konuşulduğuyla da tek başına ölçülmez. Asıl ölçü; adil davranıp davranmadığı, verdiği sözleri tutup tutmadığı, kendisine emanet edilen sorumluluğu hakkıyla taşıyıp taşımadığıdır.
Çünkü insanın değeri, kendisi için oluşturduğu görüntüden çok, başkalarının hayatında bıraktığı sonuçlarla anlaşılır.
Kimi yöneticiler vardır; yanlarında çalışan insanların gelişmesine fırsat verir, başarılarını paylaşır, hatalarda sorumluluktan kaçmaz. Kimi de bütün başarıları kendisine yazar, en küçük aksaklıkta suçu başkasına yükler. Birincisi bulunduğu kurumu güçlendirir; ikincisi kendi gölgesinden başka hiçbir şeyin büyümesini istemez.
Aynı makam, iki ayrı karakterle bambaşka sonuçlar doğurabilir. Demek ki mesele koltukta değil, o koltuğa oturan insanın taşıdığı anlayıştadır.
Üstelik gerçek ağırlık, sert görünmekle de kazanılmaz. Herkese mesafe koymak, insanları bekletmek, sesini yükseltmek ya da ulaşılmaz olmayı bir ayrıcalık gibi sunmak, kişiye kendiliğinden değer katmaz. Bazen en güçlü duruş, kimseyi ezmeden sınır koyabilmek; bazen en büyük otorite, bağırmadan sözünü geçirebilmektir.
İnsan, kendisine duyulan saygıyı zorla kabul ettirmeye çalışıyorsa orada düşünmesi gereken bir şey vardır. Çünkü saygı talep edilebilir ama kalıcı hâle gelmesi davranışlara bağlıdır.
Hayatın bir de sessiz hesabı vardır. Görevler sona erer, yetkiler devredilir, odaların kapıları başka insanlara açılır. Bir zamanlar herkesin dikkatle dinlediği sözler unutulur. Fakat bir insanın hakkaniyetle yaptığı işler, yetiştirdiği insanlar, kimseyi incitmeden çözebildiği meseleler ve zor zamanda gösterdiği tutum yaşamaya devam eder.
İşte gerçek itibar budur: İnsanların size mecbur oldukları için değil, sizinle çalışmayı ve sizinle yol yürümeyi değerli buldukları için yanınızda durmaları.
Makamınızın büyüklüğü başkalarının gözünde değişebilir. İnsanın ağırlığı ise her gün yeniden, davranışlarıyla kazanılır.
Koltuk insana yer verir; o yerde nasıl bir insan olunacağını karakter belirler.
Meltemce'nin sözü açık: Bir gün herkes bulunduğu makamdan ayrılabilir. Önemli olan, ayrıldığında arkasından boşalan koltuğun değil, eksilen insanın konuşulmasıdır.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 1983 Antalya Son Haber
