LEJYONER HASTALIĞI VE BİNALARDAKİ GİZLİ RİSKLER

AHMET İLBARS
19 Temmuz 2026 Pazar 19:21
Modern mimari ve konfor anlayışımız geliştikçe, beraberinde getirdiği teknik riskler de bir o kadar karmaşıklaşıyor. Bu risklerin başında gelen ve özellikle toplu yaşam alanlarını tehdit eden "Lejyoner Hastalığı", bugün hala İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) süreçlerinin en kritik başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. Geçtiğimiz günlerde gündeme gelen "Hasta Bina Sendromu" kavramının çok daha ileri ve hayati bir boyutu olan bu hastalık, aslında sadece tıbbi bir vaka değil; temelde bir yönetim ve bakım disiplini meselesidir.
Hastalık ismini, tıp tarihine geçen oldukça dramatik bir olaydan alıyor. 1976 yılında Philadelphia’da bir otelde düzenlenen "Amerikan Lejyonerleri"(Eski Muharip Askerler) kongresinde yüzlerce kişi aniden ağır bir zatürreye yakalanmış ve ciddi can kayıpları yaşanmıştı. Yapılan derinlemesine araştırmalar, suçlunun ne gıdalar ne de kişiden kişiye bulaşan bir virüs olduğunu ortaya koydu. Fail; otelin merkezi havalandırma sistemindeki soğutma kulelerine yerleşen ve su buharı yoluyla tüm binaya yayılan Legionella pneumophila bakterisiydi. O günden beri bu bakteri, masum bir tatili veya iş toplantısını bir halk sağlığı krizine dönüştürme potansiyelini koruyor.

Teknolojinin zirve yaptığı günümüzde bu riskin hala güncel olup olmadığı sorusu akıllara gelebilir. Cevap maalesef evet; hatta bazı durumlarda risk daha da artmış durumda. Enerji tasarrufu amacıyla su sıcaklıklarının düşürülmesi veya binalardaki tesisatların giderek daha karmaşık hale gelmesi, bakteri için uygun üreme alanları yaratabiliyor. Özellikle mevsimsel çalışan oteller, uzun süre kapalı kalan ofis blokları ve sağlık kuruluşları bu konuda en hassas noktaları oluşturuyor. Bir binanın risk değerlendirmesi yapılırken; bakteriyi kilometrelerce uzağa taşıyabilen soğutma kuleleri, tesisatın suyun durağan kaldığı "ölü uç" denilen kör noktaları ve suyun 20°C ile 45°C arasında kalıp buharlaştığı jakuzi veya duş başlıkları büyüteç altına alınmalıdır.
Bu görünmez tehlikeyle mücadele etmek aslında bir "su yönetim stratejisi" kurmaktan geçiyor. İşletmelerin su depolarında tortu ve kireç birikmesine izin vermemesi, sıcak su sistemlerini bakterinin yaşayamayacağı 60°C ve üzerinde tutması hayati önem taşıyor. Ayrıca, kullanılmayan muslukların haftalık olarak düzenli akıtılması ve sistemin periyodik olarak akredite laboratuvarlarda denetlenmesi, olası bir facianın önüne geçecek en güçlü kalkanlardır. Binalarda sunulan konfor, teknik güvenlik ile perçinlenmediği sürece her zaman eksik kalacaktır. Etkin bir risk analizi ve tavizsiz bir bakım planı, bu gizli düşmanı bertaraf etmenin tek yoludur.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 1983 Antalya Son Haber
