07 Eylül 2026
  • Antalya36°C

KURTULUŞ SAVAŞI VE YERLİ RUMLAR

ŞENER METE

07 Eylül 2026 Pazartesi 00:59

Yerli Rumlar; “Kökleri Bizans İmparatorluğu’na dayanan, Anadolu, Kıbrıs veya Adalar’da yerleşik olarak yaşayan, Türkçe konuşabilen, genellikle Ortodoks mezhebinden olan Hıristiyanlar” olarak bilinir.

Kaynaklar, 1453 yılında İstanbul’un fethinden sonra şehirdeki Rumların %40’ının İznik, Trabzon ve İtalya’ya gittiğini yazar. Ancak Fatih, İstanbul’u başkent yapmayı, imparatorluğu da evrenselleştirmeyi düşününce, şehirden ayrılan Rum tüccar ve yöneticilerin geri dönüşü için bir af fermanı çıkardı. 6 Ocak 1454 tarihinde, Fener Rum Patrikhanesi yeniden kuruldu ve Gennadios, Patrik olarak atandı.

Fatih Sultan Mehmet, fetihten hemen sonra Ayasofya ve Zeyrek kiliselerinin bir bölümünü medrese haline getirmişti. Müslümanlar için kurulan bu okullardan sonra Rumlar için de bir okul açma gereğini duydu, Balat sokaklarına ve tüm Haliç’e tepeden bakan, görkemli Fener Rum Erkek lisesini, Mektebi Kebir adıyla yeniden açtı.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Rumların oturduğu her yerde Rum-Ortodoks mahalleleri vardı. Bu mahallelerde çoğunluğu, yerli Rumlar oluştururdu.  Bu durumun gerekçesi, İstanbul’un fethinden sonra, Fatih Sultan Mehmet’in Rum milletini ve Patrikhane’yi tanıyarak onların haklarını tanıyacağını bildiren bir emir vermesidir. İstanbul’da Haliç’in iki yakası ile Kadıköy ve Adalar, yerli Rumların oturduğu alanlar idi. Bunların bir bölümünü İzmit’ten göç eden Rumlar oluşturuyordu. Girit ve Rodos başta olmak üzere Ege Denizi’ndeki adalarda da Rum nüfus çoğunluktaydı. Ayrıca Hatay, İskenderun, Antalya, İzmir ile Ege Bölgesi’nin birçok şehir ve kasabasında yerli Rumlar yaşardı. 13 ve 15. yüzyıllar arasında hüküm süren Trabzon Rum İmparatorluğu döneminden kalma birçok yerli Rum, Karadeniz’in çeşitli şehirlerinde iskân edilmişti. Karaman’daki Rumlar, Kilisede bile Türkçe dua ederdi. 1839’da Tanzimat Fermanı ile Osmanlı İmparatorluğu, Rumlara “millet” statüsünü verdi. O dönemde, 2 milyon civarında yerli Rum yaşadığı tahmin edilmektedir. Örneğin Antalya’da yerli Rum nüfusu 6.533 idi. 1830’da Yunan krallığının kurulmasından sonra yerli Rumların bir bölümü Yunanistan’a göç etti.

Yerli Rumlar; ekonomik, toplumsal ve dinî her türlü muamele ve yaşayışlarında serbest olmalarına rağmen, Kurtuluş Savaşı sırasında önemli bir bölümü Yunan işgal güçlerine yardımcı oldu. Yunanistan’ın, Anadolu’daki Yerli Rum halkın desteğini almadan işgali başarabilmesi mümkün değildi. Bunun için işbirlikçileriyle birlikte, Mavri Mira ve Pontus Rum Cemiyeti gibi zararlı cemiyetleri örgütlemekten kaçınmadı. Bu örgütlerde Rum gençlerini bağımsızlık fikriyle çetecilik faaliyetlerinin içine itti. Böylece Rum terör grupları ortaya çıktı. Bu gruplar Kurtuluş Savaşı sırasında Ermeni terör örgütleriye ortak hareket etmeye başladı. 

Atatürk, 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a çıktıktan sonra bölgedeki durumu Nutuk’ta şöyle yazmıştı: “Bafra ve Çarşamba havalisindeki yerli Rumlar, mütemadiyen kiliselerde toplanıyor, teşkilât ve teçhizatlarını takviye ediyorlardı.”

Megali İdea peşinde koşan örgütlerle bağlantılı hareket eden yerli Rum çeteleri, işgal öncesinde Yunan bayraklarıyla dolaşarak korku salmaya başlıyorlardı.  Yunan işgaline uğrayan Anadolu şehirleri adeta yerle bir edildi. Yunan askeri, bir şehri işgal etmeye başlamadan önce Mavri Mira ya da Pontus Rum Cemiyeti yetkilileriyle görüşüp şehrin zenginliklerini ve zenginlerini öğreniyor, din adamlarının düşüncelerini sorguluyordu. Bu arada Rum ve Ermenilere silah dağıtılıyordu. Silah alanların kendilerine katılması isteniyordu. Yerli Rum ve Ermeniler her yerde onlara istihbarat sağlıyor ve kılavuzluk yapıyorlardı. Daha sonra kendilerine karşı koyabilecek kim varsa Yunan askeriyle birlikte evlerine baskın düzenliyor, evdeki silahları toplayıp yağmaya başlıyorlardı. Bu sırada karşı koyanlar öldürülüyordu. İşgal ilerledikçe, şehirdeki genç kız ve kadınlara tecavüz etmek serbest bırakılıyordu. Taciz ve tecavüzler esnasında doğal olarak birçok erkek hayatını kaybediyordu.  Baskılar ve katliamlar karşısında bölgeyi terk etmeğe çalışan Müslüman halka Yunanlılar, olayları gizlemek ve örtmek amacıyla izin vermiyor, karşı koyanlar genellikle idam ediliyordu. Örneğin 2 Kasım 1920 günü Yalova’nın Karamürsel Nahiyesi’nin işgali sırasında yaşanan olaylarla ilgili Harbiye Nezareti’nce yazılan ve Başbakanlık Osmanlı Arşivi kayıtlarında bulunan 13 maddelik listenin 10. maddesi şöyledir: ”Yunan Kıtaatının (Karamürsel’i) işgali esnasında Yalova’nın yerli Rumlarından iki bin kişi bu kıtaata iltihak ederek (Karamürsel)’de iki yüz kişi idam edilmiş kara ve denizden icra edilen ateşlerle on dört köy, hak ile yeksan ve bu havalideki bütün çiftlikler ve hayvanlar yağma olmuştur.”

9 Eylül yaklaşırken, Yunan ordusuna işbirlikçilik yapan yerli Rumlar, Yunan askerlerinin peşine takılıyordu. Yılmaz Özdil şunları yazıyor: "Ege'deki bütün tren istasyonları mahşer yeri gibiydi. Yerli Rumlar, İzmir'e kaçmaya çalışıyorlardı. Olan her zamanki gibi garibana oluyordu. Yoksul Rumlar mecburen kalıyor, zengin Rumlar kaçıyordu." Ege sahillerinden kalkan kayıklar, en yakın adaya insan taşıyordu. Yunan askerinin girmediği Antalya’dan bile gidenler vardı.

Lozan Barış Antlaşmasından sonra Yunanistan ile yapılan mübadele (zorunlu göç) sözleşmesiyle yerli Rumların 1 milyon 200 bini, Yunanistan’dan gelen Türklerin yerine Yunanistan’a gönderildi. Bunların arasında, Karamanlı Ortodoks Türkler de bulunuyordu. Gidenlerin yerine de 200 bin civarında Müslüman Rumeli Türkü getirildi.

Bu yazı toplam 357 defa okunmuştur.
Yorumlar