07 Ekim 2026
  • Antalya19°C

KULLUK AMA NASIL?

ALİ İHSAN DİLMEN

06 Ekim 2026 Salı 09:56

Kulluk bilincine sahip olmanın hayatın her alanı, ilişkilerin hem bireysel hem toplumsal boyutuna bakan yönlerinin hayatımızda ortaya çıkması icap eder.

Bir müslümanın kulluk bilinci bağlamında, bireysel ibadetler ve sakınmalar kadar toplumsal ilişkiler;helal-haram çizgilerinde, kul hakkında, toplumsal fayda ve zarar, güçlünün zayıfa yaptığı aşağılayıcılığı yok sayan, baskı ve sindirmelerde yaratıcının ondan beklediği hassasiyeti göstermesi gerekir.

Helaller-haramlar, ibadetler konusunda gösterdiğimiz hassasiyeti göstermiyorsak dinin önemli tarafının farkında değiliz demektir.

Allah - insan ilişkisinde ortaya çıkan sakınmalar ve ibadetlerin Allah'a fayda sağlayan bir yönünün olmadığını, zaten Allah’ın buna ihtiyacı olmadığını, bu disiplinlerin insanın terbiyesi ve istikametinde önemli olduğunu Allah bize defaatle bize söylemekte ve aslolanın insan-insan, insan doğa, insan diğer canlılar arasında ortaya çıkan ilişkilerde sınırları korumak;kardeşlik, barış, dayanışma, yardımlaşma, paylaşma vb. amellerle, tutumlarla biçimlenmesi ve bu sayede ortaya; muhabbet, sevgi, yeryüzüne imar gibi hasletlerle hayatımızı zenginleştirmesini öğütlemektedir.

Unutmayalım, yeryüzünde bizlerin tercihiyle ortaya çıkan ilişkilerin, insan-insan boyutunun yanı sıra insan - tabiat/doğa, insan diğer canlılar boyutu da vardır.

Bunlarla ilişkilerde de insanlığın mevcut durum ve gelecek maslahatı/faydası, yaşadığımız çevrenin korunması, imar edilmesi ve gelecek nesillere temiz bir şekilde ulaştırılması insanın sorumluluk alanındadır.

Görüldüğü gibi kulluk bilinci/duyarlılığı sadece insanın kendisini ilgilendiren formel ibadetler;namaz, oruç, hac vb. ibadetlerin ve haram-helal sınırlarını gözetmenin ötesine uzanarak topluma ve geleceğe taşıyacak şekilde davranma yükümlülüğünü içermektedir.

Kulluk vazifesi ancak böyle bir bilinçle ortaya çıktığında Allah-insan ilişkisiyle asıl anlamına kavuşmuş olabilir.

Allah'ın Kur'an'da sık sık ifade ettiği “İman eden ve Salih amel” işleyen insan talebi bunun içindir.

İman etmek, Allah dışında başka yaratıcı, buyurucu kabul etmemek, egemenlik hakkı tanımamak, O'nun yine Kur'an'da ifade ettiği “Emr'i bil ma'ruf, nehyi an'il münker” (maruf/iyilik- Münker/kötülüktür) ve bunlar için özel tanım yapılmamış Kuran'ın indiği toplumda kabul edilmiş ortak iyilik ve kötülük yeterli görülmüştür.

Yani Allah özel olarak “İyilik ve Kötülük” şudur dememiştir.

Kısaca söylemek gerekirse; kötülük zulümdür, iyilik adalettir, barıştır, toplumsal veya bireysel faydadan ibarettir.

Tabi bunun için de insanın kendini kötülük için ayartan, her türlü bireysel ve toplumsal güçten özgürleşmesi gerekir.

Bu özgürlüğe sahip olamayanların iyi insan olmaları ve barışa yönelik iyi işler yapması mümkün değildir.

İman etmenin temel esprisi budur.

Bu yoksa eğer, var olan iman makbul bir iman değildir.

Bu yazı toplam 310 defa okunmuştur.
Yorumlar