KANADA BAŞBAKANI HAZIR GELMİŞKEN…

HÜSEYİN KARABULUT
25 Ekim 2026 Pazar 08:28
2025 yılının mart ayında göreve başlayan Kanada Başbakanı Mark Carney, bir dizi görüşme gerçekleştirmek üzere 22–23 Ekim tarihlerinde Türkiye’ye resmî ziyarette bulundu. İnsan hakları, demokrasi, modern yaşam ve ekonomik gelişmişlik gibi kavramlar günümüzde Kanada’yı hatırlatan başlıca unsurlar arasında yer alıyor. Madem Kanada iki günlüğüne de olsa gündemimizde, o hâlde bu modern ülkenin özellikle çocuk hakları ve yerli halklara yönelik uygulamalar konusundaki geçmişine de bakmak gerekiyor.
Mayıs 2021’de Kanada’nın British Columbia eyaletindeki eski Kamloops Yatılı Okulu’nun arazisinde, yer altı radar taramaları sonucunda 215 çocuğa ait olduğu değerlendirilen mezar yerleri tespit edildi. Bu gelişme, yıllardır yeterince gündeme gelmeyen yerli çocukların maruz kaldığı asimilasyon politikalarını ve kültürel soykırım tartışmalarını yeniden dünya kamuoyunun gündemine taşıdı. Ülkenin geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğini gösteren bu durum, Kanada’daki yatılı okul sisteminin karanlık tarihini yeniden tartışmaya açtı.
Kanada’daki yatılı okullar, yerli çocukların Avrupa-Kanada kültürüne asimile etme amacını taşıyan, devlet ve kilise destekli dini kurumların başında gelmektedir. Bu okullar devletin resmi izin ve desteğiyle, başta Katolik ve Anglikan kiliseleri olmak üzere dini kurumlar tarafından inşa edilmiş ve yönetilmiştir. Kilise ve misyonerlerin bizzat yönetiminde oldukları yatılı okulların amacı yerli çocukları Hristiyanlaştırmaktı.
Kanada'da 1831 ile 1996 yılları arasında faaliyet göstermiş olan yatılı okullar, 1931 yılında 80 okul ile en yüksek sayıya ulaşılmıştır. Öyle ki 1930’larda, Kanada’daki yerli çocukların %75’inden fazlası bu okullara kayıtlı olup asimilasyon sürecinde yer almıştır. İlk yatılı okul olarak bilinen Ontario, Brantford'daki Mohawk Enstitüsü 1831'de açılırken, federal fonlarla desteklenen son okul olan Saskatchewan, Punnichy'deki Gordon Yatılı Okulu 1996'da kapanmıştır. Yaklaşık 150 bin çocuğun eğitim aldığı 150 yıldan fazla süren eğitim sürecinde, Kızılderili, Inuit ve Métis çocuğunun eğitim aldığı tahmin edilmektedir.
Kanada'nın 1831-1996 yılları arasında yatılı okullardayerli çocuklara yönelik sistematik fiziksel, biyolojik ve kültürel soykırım uyguladığı Kanada Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu (TRC) raporuyla sabittir. Yerli halkın çocuklarının Kanada toplumuna asimile etme amacıyla kurulan bu yatılı okullarda, kayıtların eksikliği nedeniyle kesin olmamakla birlikte, bu okullarda binlerce çocuğun öldüğü düşünülmektedir. Bu okullarda resmi rakamlara göre 3,201 çocuk hayatını kaybetmiştir.
1889-1996 yılları arasında resmi rakamların dışında 6 bin çocuğun öldüğü, kiliseler tarafından yönetilen bu okullarda 50.000 ila 100.000 arasında yerli çocuğun yaşamını yitirdiği ya da kaybolduğu tahmin edilmektedir. Yıllık ölüm oranlarının %30 ile %65 arasında olması, ölümlerin sıradan hastalıklar sonucu değil, planlı ve ihmalkâr uygulamaların sonucu olduğunu bilinmektedir. En yaygın ölüm nedenlerinin başında, verem gibi bulaşıcı hastalıklar gelmektedir.
Yatılı okullarda cinayet, hastalık, istismar ve işkence, Kızılderili öğrencilerin hayatlarını ellerinden almış; hastanelerde uygulanan hafıza ve kimlik silmeye yönelik tıbbi deneyler ise, yeni bir ulus yaratma hedefi doğrultusunda uzun yıllar boyunca sürdürülmüştür.
Bütün bu eylemlerde suç ortağı ağı o kadar geniş ki her mezhepten yerel din adamları, emniyet kuvvetleri, federal hükümet, kiliseler, doktorlar bulunmaktadır. Ölüm kayıtlarının eksik tutulması, hastalıklar, asimilasyon, istismar ve zorla kısırlaştırma gibi uygulamalar, tek bir kurum veya kuruluşa yüklenemez. Dolayısıyla Kanada’da, yerli halklara 1831-1996 yılları arasında, planlı ve sistemli bir şekilde fiziki, biyolojik ve kültürel soykırım hemen hemen bütün hükümetlerin programı dâhilinde gerçekleştirildiği bilinmektedir.
Kanada Başbakanı Stephen Harper, 2008 yılında federal hükümet adına yatılı okul sisteminin yol açtığı zararlar nedeniyle resmî özür diledi. Ancak özür, geçmişte yaşananların sonuçlarını kendiliğinden ortadan kaldırmadı. Kayıp çocukların kimliklerinin belirlenmesi, mezar yerlerinin araştırılması, hayatta kalanların ve ailelerinin desteklenmesi, yerli dillerinin ve kültürlerinin korunması gibi konular hâlâ önemini koruyor.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 1983 Antalya Son Haber
