06 Ağustos 2026
  • Antalya27°C

KAHVERENGİ

NURİ SEZEN

06 Ağustos 2026 Perşembe 21:20

 

Üç ana rengi karıştırırsak ortaya çıkan renk kahverengidir. Ortaya konmuş ne kadar zıt renk varsa karışımından yine bir çeşit kahverengi çıkar. Kahverengiyi aslında renk saymazlar; ölü ve renksizdir, her renkle uyumludur. Soya fasulyesi gibi girdiği her maddenin tadını, rengini alan bir kimliksizliktir. Toplumsal yapıya uygulandığı zaman kimliksizlik her yapıya uyan, her yapıda kaybolan kozmopolit bir durumdur.

Toplumlarda mozaik yapı zenginlik sayılsa da bu renklilik ortak değerlerle birbirine bağlanmazsa tam bir kaos yaratır. Sanki renk terörü doğar. Birbiri ile karıştırılırsa kimlikler kaybolur, kahverengileşir- topraklaşır.

Türkiye’de bölücü düşüncelere uygun ortam bu mozaik safsatası ile başlamadı mı? Evet mozaik çok renkliliktir ama, bağlayıcı değerler yok edildiği zaman tam bir parçalanmışlık ortaya çıkıyor. Ülkemizi Cumhuriyetimizin birleştiriciliği aksine bölünme çizgisine getiren bu mozaik- zenginlik aldatmasıdır.

Tüm İmparatorluklar, Osmanlı dahil tam bir mozaik düzenidir. Gün gelir imparatorluk dağılır ya da sahipsiz kalır.

Renkleri korumak lazım. Ya da hangi rengin hangi renkle karışımından ne çıkacağının hesabını iyi yapmak lazım. Düzensiz, hesapsız renk karışımları tam bir renksizliğe dönüşür.

Farklı renkleri bir arada tutan, zenginlik yaratan bağlayıcı renk değerleridir.

Görsel – plastik alandaki bu sanat değerlerini sosyolojik alanda toplumlara, milletlere uygulayacak olursak; Farklı kültür ve etnik değerleri bir arada tutacak ortak toplumsal değerlere ihtiyaç duyulur. Ülkü birliği, bayrak birliği, vatan birliği gibi. Kültürler bu tür değerlerdir. Birlikte yaşamayı, kardeşliği, dayanışmayı, sevmeyi öğretir.  Düşmana karşı dayanışmayı, dosta müşfik olmayı…

Uyanık olmak; geleceği güne harcamak değildir.

Atasözlerinde belirtildiği gibi: iyi günlerde herkesin dostu çok olur. Asıl dostluksa kötü günlerde belli olur.

Milletler bu küçük örneklerden çok daha mühim kurallarla yaşar. Kanla elde edilen bağımsızlık, onur gibi değerler gerektiğinde yine kanla korunabilir. “Savaş hayati olmadıkça tam bir cinayettir.” Atatürk bunu böyle özetlemiş.

Barış barış… adı ne güzel. Bir gerçek var. Barışı mağluplar ister. Galiplerin zaferdir barış. Bazen barış yeniden savaşa hazırlanmaya zaman- fırsat yakalamaktır.

Granada elden giderken Endülüs’ün son hükümdarı XII. Ebu Abdullah Muhammed’e Annesi “erkekler gibi savaşamayanlara kadınlar gibi ağlamak düşer. Ağla oğlum ağla!” der.

Maksadım savaş, kan çığırtkanlığı yapmak değil. Barışın efsununa kapılıp Birgün bebekler gibi ağlamamak için!

Çözüm bugünlerden ziyade yarınlar için gerekir.

Tarih sahnesinden acılar içinde çekilmiş nice milletler var

 Tarih daha ziyade sultanların hikâyesini yazsa da halkların acısı daha vahim daha sahipsiz kalmakta. Onlar hep bu tür aymazlıkların cezalarını çok çektiler.

 Bağımsızlık bireylerin olduğu kadar milletlerin de şiarıdır. Bazıları için bunun bir anlamı olmasa da Bağımsızlık; Bağımsız yaşamaktansa ölmeyi tercih eden milletler için çok önemli değeridir.

Rakip milli (etnik) hasletlerle mücadele ederken, sen popülist evrensel (barış, demokrasi, eşitlik, paylaşımcı) değerlerle karşılık verirsen uygarlık bir şey kazanmaz, sen kaybedersin. Tıpkı 2012-2015 yılları arası PKK ile yapılan “BARIŞ SÜRECİ” sözleşmesinde olduğu gibi. Barış sürecinde PKK Şehir yapılanmasını güçlendirdi, silah ve mühimmat depoladı, hendekler kazdı. Diyarbakır’daki “Hendek Operasyonunda 793 Mehmetçiğimizin şehadetine sebep olmuştur. Tarihi sosyal gerçeklik maalesef böyle!

Kahverengileşmemeli.

Bu yazı toplam 239 defa okunmuştur.
Yorumlar