IŞIĞINI BULAN OYUNCU

GAZANFER ERYÜKSEL
29 Haziran 2026 Pazartesi 16:27
I
Nerede, nasıl ne yapacağına karar veremeyen deniz, falezlerdeki mağaraya sığındı.
Komik ve trajik diye düşündü rüzgâr, başını kuma gömen tipik devekuşu sendromu.
Acaba, dedi gök, şu bizim deniz mağara alegorisini biliyor olmasın?
Bilindiği üzere Platon Mağara Alegorisi’nde insanların duyularıyla algıladıkları fiziksel dünyanın gerçekliğin sadece bir gölgesi olduğunu, asıl gerçeğin (idealar) ise ancak akıl ve felsefe yoluyla kavranabileceğini anlatır. Zincirlenmiş mahkumlar cehaleti, mağara dışı hakikati olan güneş ise en yüce bilgi olan "İyi İdeası"nı temsil eder.
Klasikleri kendi dilinde okuyan ağaç, bilgesiydi doğanın. Kaos insan icadıdır, dedi, denizler durulmaz dalgalanmadan.
Göğün fincanına tıraş limon bir ay atan geceydi.
Dudağındaki sigarayı unutan güneş, bir dal sigara aldı karadelikten, her şafakta yaptığı gibi. Kırmızı, dedi, kırmızı… Gözü dönen ruletindeydi dünyanın.
Falezdeki mağaradan çıkan deniz, tekne misal açıldı enginine, ufkun uçurum korkusunu yenmenin ferahlığıyla. Işığını bulan oyuncuydu artık o.
II
Sonbaharın kahvesinden bir yudum alıp kâğıdı mendil misal serdi masaya. Eli sigara paketine uzandı. Kalemdi dokunulmayı bekleyen. Uçuşan gazellerin peşi sıra süzülecek sözcükleri bekliyordu. Kahveden bir yudum, bir nefes aldı sigaradan. Taş aynasında kahvenin göz göze geldi gazellerle. Yağmurun içinden geçen bir tümceyi sürüklüyorlardı. Buğulandı bir anda taş ayna. Sis içinde tekneleri andırıyordu gazeller artık. İşte o an, kâğıda sis çanı tınısında bir tümce süzüldü.
Nasıl da özledim seni. Deniz fenerim olduğunu söylemiş miydim? Yazıyorum işte. Işığını bulan oyuncuyum artık.
III
Yazıda kimselerin bilemediği bilmeceyi çözüyor üst akıntısı rüzgârın. Her çözümün de yeni bir bilmece olduğunu görüyor akşam. Uzayda gezinen iki astronot, 24 saatte 16 gün doğumu ve bir o kadar da gün batımı saymışlar.
Zihnindeki kameranın kadrajı geniş açıyla boz-yazıdaydı, bozlak çalıyordu bir bağlama. Tek ağaçta kaldı kamera. O tek ağaç yitik bir ormanın parmak iziydi sanki. Bu tekil duruş, iradi bir yalnızlık mıydı veya göğü tek başına taşımaya bir mahkûm muydu yoksa? Yalnızlık nasıl da zamanı hissettiriyordu ağaca. Yalnız olduğunu düşündüğü için mi yalnızdı, tersi mi yoksa? Işığını bulan oyuncu da diyebiliriz buna.
IV
Baktıkça sana İstanbul oluyorum
Işığını bulan oyuncu
Sahnedeki
Erguvanlar açıyor yüreğimde
Kanatsız da uçulur
Dersindeyim ömrün
Ellerimde bir telâş
Serçe ürkekliği
Acemi oyuncuyum
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 1983 Antalya Son Haber
