HER İNSANIN MUTLAK BİR SINIRI VARDIR

HASAN YAKUP CANGÜVEN
10 Temmuz 2026 Cuma 01:33
Her insanın biyolojik istiap haddi, zihinsel kapasitesi, duygusal dayanıklılığı, odaklanma becerisi ve kendine özgü bir sınırı vardır. Bu sınırlar kişiden kişiye değişse de değişmeyen tek hakikat; hayallerin, tutkuların ve ihtirasla peşinden koşulan her hedefin ulaşabileceği bir nokta, aşamayacağı bir eşik olduğudur.
Bugünün dünyasında insan; daha az çalışarak daha çok kazanmanın, daha az emekle daha fazla görünür olmanın, sürekli zirvede kalmanın ve hep bir numara olmanın peşindedir. Oysa insan ne kadar güçlü ne kadar başarılı ve ne kadar hırslı olursa olsun; olağanüstü bir zekâya, yaratıcılığa ve kavrayış gücüne sahip bulunursa bulunsun etten ve kemikten yaratıldığını unutuyor. Sınırlı bir ömre ve sınırlı bir kapasiteye sahip olduğunu, eninde sonunda da Allah’ın mutlak adaletiyle yüzleşeceğini çoğu zaman göz ardı ediyor.
Yaratılışının sınırlarını zorlayan, bedenini, ruhunu ve aklını hoyratça tüketen; nereden gelip nereye gideceğini sorgulamayan insan, er ya da geç hayatın görünmez duvarına çarpar. Bu çarpışma bazen en parlak kariyer döneminde yaşanan ağır bir başarısızlık, bazen tükenmişlik sendromu, bazen zirvede, çevresinin en kalabalık olduğu bir dönemde hissedilen derin bir yalnızlık, bazen de geri getirilemeyecek yılların ardından insanın kendi kendine sorduğu "Yaptığına değdi mi?" sorusuna dönüşen telafisi güç pişmanlıklar olarak karşısına çıkar.
İnsan ne kadar haklı olduğunu iddia etse de toplumun içine karıştığı anda sekizde iki tam kusurludur. Asıl mesele o görünmez duvara hiç çarpmamak değil; çarptıktan sonra gerçeği görebilmek ve samimiyetle, "Ben nerede yanlış yaptım?" diyebilmektir. Her insan düşebilir, hata ve yanlış yapabilir, günah ve haram işleyebilir. Düşmek, çoğu zaman etrafı görememekten kaynaklanır. Fakat herkes düştüğü yerden aynı güç ve aynı bilinçle kalkamaz. Kimi yaşadıklarını inkâr eder, kimi suçu başkalarında arar, kimi ise aynı hataları tekrarlayarak kendisini daha büyük yıkımlara sürükler.
Buna karşılık yaşadığı kırılmaları ve uğradığı yıkımları derin bir iç muhasebeye dönüştürebilen insan için her çarpışma, her kaza, her tökezleme yeni bir başlangıcın kapısını aralar. Bunun için yalnızca akıl yeterli değildir; sağlam bir irade, gerçek bir vicdani sorgulama ve insanı o zifiri karanlığın içinden çekip ayağa kaldıracak güçlü bir inanç ve iman gerekir. Çünkü insanı gerçek anlamda büyüten şey, sınırlarını inkâr etmesi değil; o sınırları bilerek yaşaması, haddini aşmaması ve hayatını bu idrak üzerine inşa etmesidir.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 1983 Antalya Son Haber

