HEPSİ ALTI SANİYE

GAZANFER ERYÜKSEL
29 Mart 2026 Pazar 19:05
Musluktaki suyu yüzüne vurup aynaya baktığında bir başkasının yüzünü yıkadığını gördü. Yüzünü kurulamadan odaya geçip pencereyi açtı. Akşamın esintisiyle suyun serinliğini aynı anda hissetmek sanki iyi geldi ona. Lisede öğrenciyken ders çalıştığı geceleri hatırladı. Uykusu geldiğinde yüzünü yıkar, pencereyi açıp sokağa bakarken gelen uyku gecenin sessizliğine karışıp giderdi usulca. Bu an, çalıştığı derse dönme vaktiydi. Evet. Niye Olmasın, diye düşündü. Az önce aynada gördüğü bir başkasına ait o yüz gitmiş olabilirdi. Yine de aynaya bakmak istemedi. Banyodaki ışığı yanık unuttuğunu fark ettiğinde gidip söndürdü ve yeniden pencereye döndü. Şehrin ışıkları, çalıştırılan bir saatli bombanın sayacındaki azalan sayılar gibi göründü ona.
Söz ağızdan çıkıp da yazıya düşmeyince göğe çıkardı. Ya ışıkları şehrin? Kötürüm olmuş da yardım istercesine göz ediyorlardı. Işıkları söndüğünde nasıl patlarsa saatli bomba şehir de vaktini bekliyordu sanki. Odanın ışığını açmamakta kararlıydı. Yatağa yüzükoyun uzandı ve o anda uykunun fitili ateşlendi kendiliğinden. Bu an aynı zamanda rüyaların da eşiğiydi.
Rüya bir oyun, bu oyunda ne tavla gibi zar atılıyor ne de satranç gibi en az iki hamle sonrasını düşünmek olası. Bilinçaltı, kendi yazdığı senaryoyu kendi çekip yönetiyor. Ne rüyalar gördüm, dedi, sadece seyirci olduğum. Uyurken de yorgunluk akıyordu yüzünden. Nehir giysili insanlar vardı, başlıkları bulut, yüzleri görünmüyor. Rüyanın bendeki bizin kurguladığı çekimler olduğunun işaretlerinden biriydi bu.
Meyhanede oyun havaları çalarken başının üstüne rakı kadehini koyup da oynayan adam belirdi birden. Rüyada dans tiyatrosu…
“Biz dansa ayaklardan bakarız, ayaklar yanlışsa yukarısı da yanlıştır” diyen sese döndü yüzünü. Feride’ydi bu. Sesinden tanımıştı. Ama kimse yoktu etrafında.
Açıkhava tiyatrosunda bir dans tiyatrosu seyrederken söylemişti bu sözleri. Bendeki bizin işaretlerinden biri daha diye düşündü.
Çağrışım kamerası başında rakı kadehiyle oynayan adama döndü. “Kadehte bulut misal rakı” benzeri bir dize yazmıştı bir zamanlar. Yazmıştı da aynı dizeyi bir başkasının şiirinde görünce o şiir dosyasında müebbede kalmıştı artık.
Rüyalar bir doğaçlama ustasıydı aynı zamanda şüphesiz. Bilinçaltına sızan bir konuyu, metaforu yeniden oynamak bendeki bizin bir diğer işaretiydi. Yarısı uykuda yarısı uyanık şehirler de öyle değil miydi? Salt şehirler mi? Ya doğa…
Gazel sağanağı dinmiş tüm doğa, ağaçlarıyla elbet, ilkyaza hazırlamıştı kendini. Kentin akşam inerken yanıp sönen ışıklarını saatli bir bombanın zaman sayacına benzetmesi onun dip kuytulara atılmış korkusu olmalıydı. O ışıklar, yarısı uyanık şehri eğlenceye çağıran renkli neonlardı ya da evlerin insanıyla buluşmasının işareti. İlkyaza hazırlanan ağaçlara su yürüyordu artık. Kış bir alkıştı ilkyazı sahneye çağıran.
“Belki de tüm sanat, rüyanın bir biçimidir,” der Borges.
Bilim insanları ise rüyaların toplam altı saniye sürdüğünü ölçtüklerine göre sanat uyanıkken de rüya görmek ve upuzun bir oyuna dönüştürmek değilse nedir ki? Unutmadan, hatırladığımız rüyaların uyanmanın eşindekiler olduğunun da söylüyor bilim insanları.
Sabit kalemi diline değdirip yazmaya başladı deftere. Ne yazdığını okuyamadan uyandı. Bitmişti rüya. Yazan mıydı yazılan mı yoksa? Tıpkı Chuang Tzu’nun rüyasında etrafında kanat çırparak dolaşan bir kelebek olduğunu görmesi gibi. (M.Ö. 4. Yüzyıl. Taoist filozof. Doğayla uyum, bireysel özgürlük ve dünyevi hırslardan arınmayı savunan)
Uyandığında rüyasında kelebek olduğunu gören Chuang Tzu muydu, yoksa Chuang Tzu olduğunu gören bir kelebek mi?
Francine Prose, (Amerikalı yazar ve eleştirmen) New York Review of Books'da yayımlanan ve bu konuya değinen makalesinde, “Edebiyat, kendi gördüklerimize nazaran çok daha net bir biçimde hatırladığımız rüyalarla doludur,” diye yazar.
Borges ise evrensel edebiyat tarihinden rüyaları derlediği Rüyalar Kitabı’na yazdığı önsözde, Coleridge’den alıntı yapar ve onun, “Hisler görüntülere ilham olurken uyanıklık hâline ait görüntüler de hislere ilham olur,” diye yazdığını söyler.
Bir şeyleri resmetmek yahut edebiyata dönüştürmek, zihnin hem tiyatro hem aktör hem de salon -izlemekte olduğumuz masalvari kurmacanın yazarıdır da- hâline geldiği ve aynı zamanda en büyük yazar ve sanatçılar için çarpıcı bir alıştırma olan rüyalar kadar soyut bir faaliyettir.
Bu yazı toplam 187 defa okunmuştur.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 1983 Antalya Son Haber
