23 Nisan 2026
  • Antalya16°C

HAYATİ KWH

AHMET İLBARS

22 Nisan 2026 Çarşamba 13:27

Modern dünya, acımasız zıtlıklar yaşıyor. Yıldızlararası mesafeleri kat edecek teknolojiyi üreten akıl, bir mahalle ötedeki enerji yoksunluğunu çözemiyor. Modern enerji, artık sadece sanayinin çarklarını döndüren bir yakıt değil; eğitimin, sağlığın ve en önemlisi "onurlu bir yaşamın" anahtarıdır. İşte bu yüzden bugün, sadece bir yardımseverlikten değil, bir "Enerji Adaleti" arayışından bahsetme vaktidir.

Geçtiğimiz günlerde kurulan Enerji Yoksulluğu ile Mücadele Derneği (ENYOKDER), bu adaleti sağlamak için yola çıkan bir sivil toplum iradesi olarak hayatımıza girdi. Ancak bu mücadele, sadece fatura ödemekle sınırlı kalacak bir "pansuman" tedbir değildir. Bizim, 1987’deki Montreal Protokolü’nün o meşhur "İhtiyat İlkesi"nden ilham alan bir felsefeye ihtiyacımız var. "İhtiyat İlkesi" bize şunu söyler: "Bir zarar kapıya dayanmadan, bilimsel kesinliklerin arkasına saklanmadan önlemini al."

Enerji yoksulluğu kapıya dayanmadı; o artık evin içine girdi. Çözüm ise mevzuatın kalbine yerleştirilecek çözüm odaklı bir kavramda gizli: Hayati kWh. Hayati kWh; bir ailenin temel aydınlatması, buzdolabının çalışması, çocuğun internete bağlanıp eğitim alması ve kışın donmadan hayatta kalması için gerekli olan minimum enerji miktarıdır. İşte bu miktar, ticari bir meta değil, tıpkı hava ve su gibi bir "kamu hakkı" olarak tanımlanmalıdır.

Eğer yoksulluk bir yönetim tercihiyse, biz tercihimizi adaletten yana kullanmalıyız. Sosyal devlet, vatandaşına sadece "yoksul olduğu için yardım eden" değil, vatandaşının yoksullaşmasına izin vermeyecek "Enerji Güvenlik Kalkanı"nı kuran devlettir. "Hayati kWh" sınırının altındaki enerji tüketiminin kamusal bir hak olarak sunulması, bir lütuf değil, sosyal adaletin asgari şartıdır.

Önümüzde 2026 Antalya COP31 Zirvesi gibi küresel bir fırsat var. Türkiye, dünyaya sadece iklim hedeflerini değil, "kimseyi geride bırakmayan" bir enerji adaletini de dile getirebilir. Artık enerji meselesini sadece wattlar üzerinden değil, insan onuru üzerinden konuşmalıyız. Çünkü bir evin ışığı söndüğünde, sadece o ev karanlıkta kalmaz; o toplumun geleceği ve vicdanı da kararır. 

Bu yazı toplam 480 defa okunmuştur.
Yorumlar