CUMHURİYET VE DEVRİMCİLİK

NURİ SEZEN
02 Mayıs 2026 Cumartesi 19:45
'Türkçüler Günü dolayısıyla'
Güncel görünmeyen ama, günceli hiç geçmeyen bu konu, Cumhuriyet dönemimizde hep tartışıldı. “İmtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitle” olma hedeflerinden dolayı Cumhuriyetimiz hep eleştirildi. Yüz yaşını aşarken daha dinç daha genç olması beklenirken yüz yaşını aşmış bir insan görüntüsü veriyorsa hata nerde?
Enternasyonal düşünce ve evrensel inançlar ulus varlığını neden istemezler? Siyasi İslamcıları, bölücüleri, Marksist Sosyalistleri bu kategoride görebiliriz. Diyelim ki, Cemaatçi gruplar cahil, bağnaz, anlamaz. Ya kendilerini aydın, çağdaş, ilerici sayanlar Cumhuriyetimizin bu yönünü hep tartışıp durdular.
Bir halk idaresi olan Cumhuriyetimiz ne kadar halkçı ne kadar milliyetçi ne kadar devrimci?
Cumhuriyetin kuruluşuna kadar geçen Kurtuluş Mücadelesini Mustafa Kemal olarak kabul edip, Kurtuluştan sonraki gelişmeleri “Burjuva Devrimi” deyip Atatürk’ü kabul etmeyenler var!
Toprak Reformu gibi zaman isteyen hassas bir konuyu tartışanlar ile, Türk kimliğine karşı Osmanlı, hilafet hayranlığı taşasıyalar pirinç taşları gibi oldu hep.
Bu nedenle bazı çevreler Cumhuriyetin temel esaslarını kabul etmiyorlar. Bu yüzden iç cephenin birliği bir türlü sağlanamıyor.
1917- 1923 yılları dünya tecrübe edilmemiş bazı yeniliklere sahne oldu.
Rusya’da Karl Marksın Materyalist Doktrini gündemdeydi. Sömürülen halkın çıkarları evrensel boyutta ele alınırken, bunun dışında kalan değerler burjuva oyunu olarak görülüyordu. İşçilerin vatanı, milliyeti olmazdı. Bütün dünya işçilerine sesleniliyor. İnsanlar için dünya “Ruy-i zemin, nevi beşer”di.
Çarlık döneminde Türk toprakları büyük oranda gasp edildi. Esaret altındaki Türkler, Ruslardan baskı ve zulüm gördü. Halbuki Ruslar, Altınordu Devleti bünyesinde küçük bir beylik (knezlik) iken Türklerden öğrendikleri devlet teşkilatçılığı, posta işletmeciliği istihbaratçılığı, vergi alma teknikleri ile devlet olmayı öğrenip, Deli Petro idealleri ile git gide güçlenip eski efendileri Türklere egemen olup topraklarına el koydular. Toprakları gasp edilmiş esaret altındaki Türklerin her başkaldırıları korkunç İvan örneğinde olduğu gibi kanla bastırıldı.
Çarlık döneminde Türkler, çok çektiler. Bu yüzden Çarlığa başkaldıran (1917) Bolşevik ordusuna katıldılar. Lenin’in “Halklara özgürlük, Milletlere İstiklal” vaadine kapılmışlardı. Slav milliyetçiliği yapan Çarlığa karşı devrimci Bolşeviklere katıldılar ama, aldandılar. Bolşevikler Marksın doktrinine uymayıp gizli bir Rus Milliyetçiliği içindeydi ve Lenin’in vaatlerine de uymayan Stalin “Türkçülük yapıyorsunuz diye Türk aydınının birçoğunu öldürdü birçoğunu sürgüne gönderdi
Bazı Türk Aydınlar Rusya’da tutunamayıp Anadolu’ya kaçtı. Mustafa Kemal’in yanında Türk Ulus Devletine hizmet ettiler. Komünist Bolşevik ordusuna da hizmet eden bu aydınlar, Mustafa Suphi, Galiyev gibi aynı zamanda ateşli birer Türkçüydüler. Anadolu’daki Milli Kurtuluş Savaşı ile Sosyalizmi birleştirme çabası gösterdiler. (Bu konu, Muharrem Yellice’nin İdilde Urallarda Türk Ruhu adlı kitabında genişçe anlatılmakta.)
Halbuki Marksizm: Ulus varlığı Burjuva oyunu sayıp ulusu kabul etmeyen bir görüştü. Mustafa Kemal ise bunun bilincinde ulusçu, Türkçü idi. Türk Milleti Mustafa Kemal’e göre tarihi boyunca sınıfçı bir sosyal yapıya sahip olmamış, “imtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitle” idi, böyle kalmalıydı.
Bu noktada asla vatan haini demememiz gereken işçiden, köylüden, ezilenden yana, özgürlükçü, halkçı Nazım Hikmet, Mustafa Suphi, Sabahattin Ali gibi aydınlar, Mustafa Kemalden ayrı bir Bolşevik hayranlığı içinde olmalı ki, ayrıca toprak reformunun yapılamamış olması nedeniyle genç cumhuriyetimize bu yönü ile daima soğuk kaldığını ifade edebiliriz.
Bir başka sebep; Enternasyonal boyutlu üşünce sahipleri bölücülerin, Marksist solun, siyasi İslamcıları Türk kimliğine karşı olmaları.
Marksist teoriyi tüm sosyalistler yorumlamışlar. Rusya’daki yorumlar gizli bir Rus milliyetçiliğine, Çin’deki yorumlar gizli bir Çin milliyetçiliğine dönüşmüş. Tito’da Castro’da Enver’de de farklı yorumlar ve uygulamalar görülür.
İnançlar ve ideolojiler ne olursa olsun milliyet- ulus realitesini büsbütün ortadan kaldıramıyor. Tüm dünyada (bizde hariç) ulus çıkarlarının inançları da düşünceleri de saptırdığını tarih, ders niteliğinde bize anlatıyor. İnsan hayatında ve devlet hayatında iyi niyet yeterli olmuyor. Hatta saflık bile sayılabilir. Lenin’in vaatlerine; Bilge Kağan’ın Orhun Anıtlarında “Çinlilerin tatlı sözlerine ipek kumaşlarına, güzel kızlarına aldanma” uyarılarına uyup aldanılmamalı idi.
Hatta iktidar sahipleri gaflet dalalet hatta hıyanet içinde müstevlilerin siyası emelleri ile iş birliği yapmış olabilir” Atatürk’ün bu veciz sözleri de bu kavramda Türk Milletinin tarih boyunca dikkatinde asla uzak tutmayacağı uyarılar olmalı.
Memleketin her müşkül durumunda tüm Türk aydınları güç birliği içinde halkın mutluluğu ülkenin geleceği için, sömürüye adaletsizliğe, emperyalizme karşı kalkınma için yan yana çalışmalı.
Anadolu Türklüğü yanında Türk dünyasının da mümkün olabildiğince ortak geleceğine insani erdemler doğrultusunda hizmet görev bilinmeli.
Varlığın büyük bir bölümünü esarette bırakan Türklük bunu bizden bekler.
Milletler ailesi sürekli bir yarış içerisinde. Bu yarışın içerisinde kalmayanlar yok olur, yem olur.
Gafletin faturası esarettir.
Birbirini düşünmeyen fertler, hizmet idealini kaybetmiş yöneticiler felaket habercisidirler.
İnsanımız her türlü konfora layıktır.
Özgürlüğü hakkı ile yaşamak dileğiyle.
Türkçüler günümüz kutlu olsun.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 1983 Antalya Son Haber
