COP 31 BAŞLARKEN İKLİM KRİZİ DEĞİL, YAŞAM KRİZİ

IŞIK YARGIN
07 Kasım 2026 Cumartesi 12:51
Antalya’nın geleceği suya, toprağa ve doğayla kuracağımız yeni ilişkiye bağlı.
Bir sabah musluğu açtığınızda suyun akmadığını, markette alışveriş yaparken temel gıda ürünlerinin fiyatlarının yeniden yükseldiğini ya da yaşadığınız kentin yaz sıcağında giderek daha zor nefes alınan bir yere dönüştüğünü düşünün.
Bunlar birbirinden bağımsız sorunlar gibi görünebilir. Oysa hepsinin arkasında aynı soruya uzanan bir gerçek var: Doğanın sınırlarını ne kadar dikkate alarak yaşıyoruz?
İklim değişikliğini uzun yıllar boyunca çevre uzmanlarının, bilim insanlarının ve uluslararası kuruluşların gündeminde kalan teknik bir mesele gibi değerlendirdik. Oysa bugün iklim meselesi, ekonomiden sağlığa, gıdadan enerjiye, kent yaşamından toplumsal adalete kadar hayatın bütün alanlarını ilgilendiriyor.
Bu nedenle artık yalnızca bir iklim krizinden değil, yaşam biçimimizi ve kalkınma anlayışımızı sorgulamamızı gerektiren bir yaşam krizinden söz etmeliyiz.
Kasım ayında dünyanın gözü Antalya’da olacak. COP31 vesilesiyle iklim değişikliği uluslararası gündemin merkezinde yer alırken, bizim de yaşadığımız kentin geleceğine daha yakından bakmamız gerekiyor.
ANSİAD öncülüğünde hazırlanan COP31 Antalya Sivil Platformu raporunun önemini burada görüyorum. Farklı uzmanlık alanlarının katkılarıyla oluşturulan çalışma, Antalya’nın iklim dirençliliğini, su güvenliğini, tarım ve turizm ilişkisini, enerji verimliliğini ve kentleşme sorunlarını ortak bir gelecek perspektifinde ele alıyor. Üstelik bu çalışma, yalnızca bugünün ihtiyaçlarına değil, Antalya’nın 2050 vizyonuna da odaklanıyor.
ANSİAD Çevre ve İklim Masası Başkanı Cem ARÜV Sivil Toplum Platformu paydaşları ile birlikte raporun Stratejik Yaklaşımını kamuoyu ile paylaşırken; “Antalya’nın COP31 sürecinde sadece ev sahibi konumunda kalmayıp; su güvenliği, yeşil dönüşüm ve iklim dirençliliği başlıklarında somut, uygulanabilir ve finansmanla desteklenebilir projeler sunması gerektiğini savunmuştur.”
Çünkü geleceği korumak istiyorsak önce bugünün gerçekleriyle yüzleşmeliyiz.
Kentlerin yalnızca ne kadar büyüdüğüyle ölçülmemeli. İnsanlarına ne kadar güvenli, sağlıklı ve yaşanabilir bir çevre sunduğu da aynı ölçüde önemli.
Bu nedenle tarımla turizmin birbirinin kaynaklarını tüketen sektörler olarak değil, doğal sermayeyi koruyan ortak bir kalkınma anlayışı içinde ele alınması gerekiyor
Burada önemli olan, ekonomik büyüme ile doğayı korumak arasında kaçınılmaz bir karşıtlık bulunduğunu varsaymamak. Asıl mesele, büyümenin hangi yöntemlerle ve hangi sınırlar içinde gerçekleşeceğine karar vermek.
9 Kasım’da Antalya’da COP31 zirvesinde dünyanın geleceği için kaygı duyanlar, çözüm üretenler bir araya gelecek. Dilerim COP31 iklim ve çevre zirvesi gezegenimizi yeni bir geleceğe taşımamıza vesile olsun.
Haydi o zaman başlasın.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 1983 Antalya Son Haber
