12 Ağustos 2026
  • Antalya31°C

CANSEVER’İ UĞURLARKEN…

HASAN YAKUP CANGÜVEN

12 Ağustos 2026 Çarşamba 18:02

Tedavi gördüğü hastanede, 59 yaşında hayatını kaybeden arabesk müziğin güçlü ve kendine has isimlerinden Cansever Hanım’a Allah’tan rahmet diliyorum.

Yaklaşık 25 yıl kadar önce, kendisine yaptığım küçük bir jest vardı. Dün akşam vefat haberini duyunca, yıllardır zihnimin bir köşesinde sessizce duran o anı yeniden hatırladım. Bazen insanın hayatında çok büyük olaylardan ziyade, küçük bir iyiliğin, bir tebessümün ya da içtenlikle yapılan bir jestin iz bıraktığını düşünüyorum. Bu da onlardan biriydi.

O yıllarda Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Genel Müdürlüğü’nde, Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğünde görev yapıyordum.

Bir gün, dönemin Genel Müdür Vekili, devam eden bir toplantı nedeniyle bizleri makama çağırmış ve yaklaşık bir saat sonra sona erecek toplantının hemen ardından yukarıda hazır bulunmamızı istemişti.

Genel Müdürlüğün hemen altında, Merkez Birliği’nin kiracısı olan TRT Genel Müdürlüğü’ne ait Arı ve Orkut stüdyoları bulunuyordu. Çalışanların giriş çıkışları, deyim yerindeyse birbirine karışacak kadar yakındı.

Toplantı devam ederken aşağıda Arı Stüdyosu’nun şefi Selim Bey’le karşılaştım. Kısa bir hâl hatır faslından sonra kendisine:

“Selim, sen akşamları gelirdin. Canlı yayınlar genellikle akşamları yapılır diye biliyorum. Bu saatte burada olman hayırdır?” diye sordum.

Selim:

“Hasan, aşağıda seyircisiz canlı müzik yayını var.” dedi.

“Konuk kim?” diye sorunca:

“Cansever.” cevabını verdi.

Kısa bir şaşkınlığın ardından Selim’e Cansever Hanımı dinlediğimi, kendisine bir çiçek vermek istediğimden bahisle; “Cansever’i severim. Kendi hâlinde, kimseye zararı olmayan, işini iyi yapan, sahnedeki performansını da beğendiğim, dürüst bir sanatçı. Kendisine bir çiçek vermek mümkün mü?” diye sormuştum. 

Sağ olsun, Selim konuyu yönetmene iletmemiz için benimle birlikte canlı yayının yapıldığı stüdyoya geldi. Durumu yönetmene kısaca anlattık. Yönetmen, “Çiçeği hemen alıp gelin.” dedi.

Ancak yayın canlı ve seyircisiz olduğu için çiçeği Cansever Hanım’a nasıl vereceğimizin de bir kurgusu vardı.

Plan şöyleydi:

Ben kamera arkasında, elimde çiçekle bekleyecektim. Program sunucusu, kameranın bulunduğu yöne dönerek:

“Aman efendim, kimleri görüyorum?” diyecekti.

Yönetmenin işaretiyle ben de sahneye çıkacaktım.

Sunucu, çiçek için bana teşekkür edecekti.

Ben ise:

“Hayır, bu çiçek size değil. Cansever Hanım’a getirdim.” diyecektim.

Sunucu da çok şaşırmış ve üzgün bir ses tonuyla “öyle mi” diye cevap verecekti.

Olay küçüktü ama jest büyüktü ve canlı yayın olunca olay daha da büyüktü. Hata yapmamam gerekiyordu.

Her şey saniyesi saniyesine planlandı.

Ve planlandığı gibi de kusursuz bir şekilde gerçekleşti.

Cansever Hanım’ın o andaki mutluluğunu, şaşkınlığını ve memnuniyetini bugün bile hatırlıyorum. Belki benim için birkaç dakikalık küçük bir davranıştı; fakat onun için o günün içinde hoş bir hatıra olarak yer etmişti.

Şaşıran yalnızca Cansever Hanım değildi. Yukarıda Genel Müdürlük katında toplantı devam ederken, yayını izleyen ve bugün adını hatırlayamadığım genel müdürlük çalışanlarından bir arkadaşımın, beni ekranda görünce şaşkınlığını şu sözlerle gizleyememiş olmasıydı.

“Hasan, sen burada değil miydin? Az önce yukarıdaydın. Şimdi seni televizyonda, canlı yayında, elinde çiçekle görüyorum. Sen ne ara aşağıya indin de canlı yayına çıktın, Cansever Hanıma çiçek verdin. Bunu nasıl başardın?” diye sormuştu.

Gerçekten de onun açısından bakıldığında şaşılmayacak gibi değildi. Birkaç dakika önce Genel Müdürlükte, toplantının bitmesini bekleyen ben, bir anda televizyon ekranında, stüdyoda, canlı yayında Cansever Hanım’a çiçek veren yine ben.

Aradan yaklaşık 25 yıl geçti.

Yalnızca dün akşam saatlerinde vefat haberini duyduğumda değil; Cansever adını ne zaman duysam ilk aklıma gelen o küçük sahne olurdu.

Yıllar önce yaşadığım bir anının, bir gün böyle bir vesileyle yeniden karşıma çıkacağını hiç tahmin edemezdim?

Cansever Hanım’ı şahsen çok yakından tanımıyordum. Kendisini ilk ve son kez o canlı yayında görmüştüm. Ama o kısa karşılaşmadan ve o birkaç dakikalık canlı yayından bende kalan izlenim; kendi hâlinde, mütevazı, kariyeri boyunca siyasi polemiklerden, parti siyasetinden ve ideolojik tartışmalardan tamamen uzak duran; sanatçı kimliğini her zaman ön planda tutmuş; tarafsız, bağımsız ve yalnızca müziğiyle konuşan bir profile sahip; yaşamı boyunca daha çok müzikal çalışmaları, kendine has tarzı ve ne yazık ki çocukluğundan beri peşini bırakmayan ciddi sağlık sorunlarıyla mücadele eden iyi bir insan olduğuydu.

Vefatına gerçekten üzüldüm.

Hayat böyle…

İnsan yaşlanır, hastalanır ve bir vesile ölür. Mevsimler değişir, zaman geçer. Ve nihayetinde her şeyin bir sonu vardır.

Kimi insanlar hayatımıza uzun yıllar eşlik eder, kimi insanlar ise yalnızca birkaç dakikalığına girer. Ama bazı karşılaşmalar vardır ki, üzerinden çeyrek asır geçse bile hafızada bir yerini korur.

Cansever Hanım da sessiz yaşadı, kendi dünyasında sessizce yürüdü ve sessizce fani âlemden baki âleme göçtü.

Geride sesi, şarkıları ve onu hatırlayan insanların hafızasında kalan güzel izler kaldı.

Allah, ölümün de temizini, hayırlısını, kolayını ve huzurlusunu nasip etsin.

Rabbim mekânını cennet eylesin.

Cansever Hanım’a Allah’tan rahmet, sevenlerine ve yakınlarına sabır diliyorum.

Bazı insanlar hayattan sessizce gelip geçer. Ardında bir tebessüm, bir şarkı, bir hatıra, bir eser, bir çeşme ya da yaptığı küçük bir iyilik bırakır. Kendileri aramızdan ayrılsa da, bıraktıkları bu güzel izler onları hatırlayan insanların hafızasında yaşamaya devam eder.

Ne diyor anonim bir halk deyişi:

Şu çeşme ne derindir

Su içecek tası yok

Kırma insan kalbini

Yapacak ustası yok…

whatsapp-image-2026-08-12-at-18-05-58.jpeg

Bu yazı toplam 173 defa okunmuştur.
Yorumlar