BUTLAN: İNSAN, DÜŞÜNCESİ KADAR VARDIR...

MÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK
22 Mayıs 2026 Cuma 15:12
İnsan, sadece nefes alan, tüketen ve rüzgâr ne yönden eserse oraya savrulan bir varlık değildir. Bizi biz yapan; hayallerimiz, umutlarımız, haksızlığa karşı içimizde büyüttüğümüz o itiraz duygusu ve en önemlisi düşüncelerimizi özgürce kelimelere dökebilme yetimizdir. Descartes’ın o zamansız "Düşünüyorum, o halde varım" sözü, bir insanın sadece biyolojik olarak hayatta kalmasını değil, zihinsel ve onurlu bir duruşla var olmasını anlatır. Peki, insanın kalbinden geçenleri, zihnini kurcalayan büyük soruları ve toplumsal kaygılarını açıkça yazamadığı bir iklimde, gerçekten "var olduğumuzu" ve "özgür olduğumuzu" nasıl iddia edebiliriz? İfadenin yok sayıldığı yerde, varoluşun kendisi bir tür "butlan" (hükümsüzlük) ile karşı karşıya kalmıyor mu?
Bugün mesele sadece mevsimlerin güzelliğinden, denizden ya da güneşten bahsetmek değil. Hayat, pembe bir tülün arkasından izlenemeyecek kadar gerçek ve sarsıcı. Alınan kararların, yaşanan değişimlerin kimleri mutlu ettiğini, kimlerin omuzlarına yeni yükler bindirdiğini hepimiz görüyoruz. Sebepleri ve sonuçları herkesin malumu olan gerçekler karşısında, toplumun ortak aklının sustuğu, sesli düşünmenin bir risk haline geldiği yerde, aslında insanlığın en büyük erdemi olan "sorgulama yeteneği" yara alıyor. Alınan idari ya da toplumsal kararlar ne olursa olsun, asıl sorgulanması gereken, o kararların vicdanlardaki karşılığıdır.
Gelecek kaygısıyla, "Aman sus, düzenin bozulmasın" telkinleriyle büyütülen bir sessizlik, bireyin kendi onurundan ,duruşundan vazgeçmesi demektir. Oysa bir ülkenin gerçek zenginliği, sadece kendi konforunu düşünenlerin yüzeyselliği değil; ülkesinin geleceğini, çocuklarının ve torunlarının yarınlarını dert edinen, beynini ve yüreğini bu toprakların çıkarları için kullanan insanların varlığıdır. Hayatı sadece vitrinlerden ve kişisel konfor alanlarından ibaret gören o kayıtsızlığın bir parçası olmayı reddetmek, bir insanın kendine yapabileceği en onurlu tercihtir.
Ben, son nefesime kadar düşünen, sorgulayan, yeri geldiğinde eleştiren, yeri geldiğinde hakkı teslim eden bir insan olarak kalmak istiyorum. Çünkü insan ne için yaşar? Bir duruşu, bir fikri ve haksızlığın karşısında eğilmeyen bir omurgası olduğu için yaşar. Hakiki bir demokrasinin, insanların korkusuzca huzur bulduğu bir barış ikliminin var olması; ancak düşünen ve düşündüğünü nezaketle ama kararlılıkla söyleyebilen insanların omuzlarında yükselecektir.
Düşüncenin kuyulara gömülmediği, kelimelerin özgürce kanatlandığı ve her insanın korkusuzca "ben buradayım" diyebildiği bir gelecek, hepimizin en büyük hakkıdır.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 1983 Antalya Son Haber
