16 Mart 2026
  • Antalya13°C

'BOMBALARIN KARBONU'

CEM ARÜV

16 Mart 2026 Pazartesi 20:12

 

COP31 Antalya’da Konuşulması Gereken Büyük Çelişki

2026 yılı Kasım ayında dünyanın gözü Antalya’da olacak. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31, küresel ısınmanın insanlık için oluşturduğu en büyük tehdide karşı yeni kararların alınacağı bir platform olarak planlanıyor. Bilim insanları, hükümetler, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör temsilcileri iklim krizinin çözüm yollarını tartışmak üzere Türkiye’de bir araya gelecek.

Ancak Antalya’da yapılacak bu zirvenin gündemine girmesi gereken çok önemli bir gerçek var: Savaşlar ve iklim değişikliği arasındaki derin çelişki.

Bir yandan ülkeler karbon emisyonlarını azaltma sözü verirken, diğer yandan dünyanın birçok bölgesinde devam eden savaşlar atmosfere devasa miktarda sera gazı salmaktadır. Üstelik bu emisyonların büyük bir bölümü uluslararası iklim politikalarının hesaplamalarına bile dahil edilmemektedir. Bu durum yalnızca bilimsel bir eksiklik değil, aynı zamanda ciddi bir politik ve etik sorundur.

Bölgemizde yaşanan gelişmeler sonrasında bugün artık şu soruyu açıkça sormak zorundayız:
Paris İklim Anlaşması ile karbon emisyonlarını azaltma sözü veren ülkeler, savaş sırasında atmosfere saldıkları karbonun sorumluluğunu neden üstlenmemektedir?

Savaşın Görünmeyen Karbonu

Modern savaşlar yalnızca insan hayatını değil, gezegenin iklim sistemini de etkileyen büyük çevresel olaylardır. Bombaların patlaması, şehirlerin yanması, petrol tesislerinin vurulması, askeri uçakların ve donanmaların yoğun yakıt tüketimi, hepsi birlikte dev bir karbon ayak izi oluşturur.

Bir savaş uçağının tek bir operasyon uçuşunda birkaç ton jet yakıtı tükettiği bilinmektedir. Bu yakıtın yanması sonucunda atmosfere onlarca ton karbondioksit salınmaktadır. Bir hava operasyonunda onlarca uçağın görev yaptığı düşünülürse ortaya çıkan emisyon miktarı kısa sürede binlerce tona ulaşabilmektedir.

Savaş yalnızca askeri operasyonlardan ibaret değildir. Bombalanan şehirlerde çıkan yangınlar, yıkılan binalar, patlayan yakıt depoları ve zarar gören sanayi tesisleri atmosfere çok daha büyük miktarda karbon ve kirletici gaz bırakır.

Özellikle petrol depoları ve rafinerilerin hedef alındığı saldırılar, haftalarca sürebilen yangınlara yol açabilir. Bu yangınlardan çıkan siyah karbon partikülleri atmosferde güneş ışığını emerek küresel ısınmayı hızlandıran en güçlü iklim zorlayıcılarından biridir.

Tarih bize bunun en dramatik örneklerinden birini göstermiştir. 1991 Körfez Savaşı sırasında Kuveyt’te ateşe verilen petrol kuyuları aylarca yanmış ve atmosfere yüz milyonlarca ton karbon eşdeğeri emisyon salınmıştır. Bu olay, savaşların çevre üzerindeki yıkıcı etkisinin sembolü olarak tarihe geçmiştir.

Paris Anlaşması ile Savaş Gerçeği Arasındaki Çelişki

2015 yılında imzalanan Paris İklim Anlaşması, küresel sıcaklık artışını 1.5°C ile sınırlamayı hedeflemektedir. Bunun için ülkelerin karbon emisyonlarını hızla azaltmaları gerekmektedir.

Ancak dünyada yaşanan jeopolitik gerilimler bu hedeflerle açık bir çelişki oluşturmaktadır. Bir tarafta ülkeler karbon azaltım planları hazırlarken, diğer tarafta savaşlar fosil yakıt tüketimini artırmakta ve atmosfere büyük miktarda sera gazı salınmasına neden olmaktadır.

Daha da çarpıcı olan ise askeri faaliyetlerden kaynaklanan emisyonların çoğu zaman ulusal karbon envanterlerinde şeffaf biçimde raporlanmamasıdır. Birçok ülke askeri operasyonların yarattığı karbon emisyonlarını iklim raporlarının dışında bırakmaktadır.

Bu durum iklim politikalarının en büyük açıklarından biridir. Çünkü dünyanın en büyük yakıt tüketicileri arasında yer alan askeri sistemlerin emisyonları görmezden gelinmektedir.

Hürmüz Boğazı ve Enerji Tesisleri: Küresel Risk

Bugün Orta Doğu’da yaşanan gerilimler yalnızca bölgesel bir güvenlik sorunu değildir. Hürmüz Boğazı çevresindeki petrol ve gaz altyapısı dünya enerji sisteminin kalbidir.

Bu bölgede meydana gelebilecek büyük bir savaşın petrol depoları, rafineriler ve enerji terminalleri üzerinde yaratacağı yıkımın iklim üzerindeki etkisi son derece büyük olacaktır.

Büyük petrol yangınları milyonlarca ton karbon emisyonu yaratabilir. Aynı zamanda siyah karbon ve toksik gazlar atmosferde kısa vadede hızlı ısınma etkisi yaratabilir. Böyle bir senaryonun gerçekleşmesi, küresel iklim hedeflerine ulaşmayı daha da zorlaştıracaktır.

Savaşın İklim Faturası Kim Tarafından Ödenecek?

Bugüne kadar savaşların çevresel maliyetleri çoğu zaman göz ardı edilmiştir. Oysa bugün geldiğimiz noktada bu yaklaşım sürdürülebilir değildir.

İklim değişikliğinin yol açtığı kuraklık, aşırı hava olayları ve deniz seviyesi yükselmesi özellikle gelişmekte olan ülkeleri ağır şekilde etkilemektedir. Bu ülkeler çoğu zaman savaşların tarafı değildir; ancak ortaya çıkan iklim krizinin bedelini ödemek zorunda kalmaktadır. Bu nedenle uluslararası toplumun yeni bir tartışma başlatması gerekmektedir:

Savaşların yarattığı karbon emisyonları için sorumluluk ve tazminat mekanizmaları oluşturulmalıdır.

Nasıl ki sanayi faaliyetlerinden kaynaklanan karbon emisyonları için karbon fiyatlandırması veya karbon vergisi gibi mekanizmalar konuşuluyorsa, savaşların yarattığı emisyonlar da benzer şekilde değerlendirilmelidir.

Savaş sırasında atmosfere bırakılan karbonun, petrol yangınlarının, yıkılan şehirlerin ve yeniden inşa süreçlerinin yarattığı emisyonların bir iklim maliyeti vardır. Bu maliyet yalnızca savaşan ülkelerin değil, tüm gezegenin geleceğini etkilemektedir.

Dolayısıyla savaşın karbon faturası da uluslararası iklim politikalarının gündemine girmelidir.

COP31 Antalya: Yeni Bir Tartışmanın Başlangıcı

Antalya’da yapılacak COP31 konferansı bu konuyu gündeme getirmek için önemli bir fırsat sunmaktadır.

Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı bu zirvede, yalnızca enerji dönüşümü ve yenilenebilir kaynaklar değil, aynı zamanda savaşların iklim üzerindeki etkisi de tartışılmalıdır.

Uluslararası toplum artık şu gerçeği kabul etmek zorundadır:

Savaşlar, iklim değişikliğiyle mücadele eden bir dünyanın en büyük çelişkilerinden biridir.

Eğer ülkeler gerçekten karbon emisyonlarını azaltmak istiyorsa, askeri faaliyetlerin ve savaşların yarattığı emisyonları da şeffaf biçimde raporlamak zorundadır.

Daha da önemlisi, savaşların neden olduğu çevresel tahribatın finansal sorumluluğu da tartışılmalıdır. Çünkü savaşın iklim maliyeti yalnızca savaş alanında değil, gezegenin her köşesinde hissedilmektedir.

Gezegen İçin Bir Uyarı

İklim değişikliği insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük küresel krizlerden biridir. Bilim insanları küresel sıcaklık artışının kritik eşiklere yaklaştığını ve geri dönüşü zor süreçlerin başlayabileceğini yıllardır söylüyor.

Böyle bir dönemde savaşların yarattığı karbon emisyonlarını görmezden gelmek büyük bir çelişkidir.

Bir yanda karbon emisyonlarını azaltmak için milyarlarca dolarlık yatırımlar yapılırken, diğer yanda birkaç gün süren bir bombardıman operasyonu atmosfere on binlerce ton karbon salabilmektedir.

Bu nedenle Antalya’da yapılacak COP31 yalnızca iklim politikalarının değil, aynı zamanda insanlığın vicdanının da test edileceği bir zirve olacaktır.

Dünya liderleri şu gerçeği artık görmelidir:

Bombalar yalnızca şehirleri yıkmaz.
Bombalar aynı zamanda atmosferi de ısıtır.

Ve eğer insanlık gerçekten sürdürülebilir bir gelecek istiyorsa, savaşların yarattığı karbonu da konuşmak zorundadır.

COP31 Antalya bu tartışmanın başladığı yer olabilir.
Ve belki de dünya ilk kez şu soruyla yüzleşebilir:

Savaşların iklim faturasını kim ödeyecek?

 

Bu yazı toplam 226 defa okunmuştur.
Yorumlar