BİZLER KÜÇÜLDÜKÇE, EKRAN BÜYÜYOR

OYA ÖZGÜR
06 Ekim 2026 Salı 13:30
Telefondan epey önce mahalle hoparlörleri vardı. Mahalleli belediyenin duyurularını hep birlikte öğrenirdi. Hoparlörlerden birinin, Söke’nin Forbes mahallesinde göbekteki kahvehaneyi hemen geçince köşedeki ahşap elektrik direğindeki yeri gözümün önünde. Ölüm haberleri de oradan verilir, tanışlar camiye davet edilirdi. Çocuk aklımla ciddi, yaslı haberlerin yeriydi; çocuk için haber dediğin ciddidir zaten; dedeler anneanneler gong sesiyle radyodan havadis dinleyeceklerinde susulurdu.
Ama hep gerçeği değil eğlenceli hayalleri duyuran hoparlörler de olurdu. Sinemalarda oynayacak filmler, başroller ve “Aşk, macera, entrika hepsi bu filmde! “ diye mahalleden geçen bir taksinin açık penceresinden duyurulurdu. İki hatta üç film izlemek cabası , ne kadar ağladıysan film için “çok güzeldi çook ağladık” demek adettendi.
Sonra telgraflar vardı: Vardım stop. Büyüklerimin ellerinden küçüklerimin gözlerinden öperim stop… Doğu hizmetlerinden dayılarımın memleketlerini ziyaret sonrası gönderdikleri normaller ve bazen de acil para istemek için çektikleri “ ivedi “ olanlar…Dayılarımdan biri hep benzer mektupları yazar; mektubunda burası çok soğuk, kömür alınacak, her şey çok pahalı vs der zemin hazırlanınca da aniden acele telgraf yollardı : “Oğlan ateşlendi acil bir miktar…”
Az sonra PTT’ ye telefon için çağrıldığımız, bir yeri aramak için memura yazdırıp, sıraya girip beklediğimiz zamanlar geldi . Gelip gidenlerin getirdikleri dışında bu kadar haberleşme iyi kötü hepimize yeterdi. Kötü haber zaten tez gelirdi…
Evlere telefon alınacağındaysa eğer İzmir gibi büyük şehirdeysen büyük olasılıkla mahallede “kutu yok” denirdi. Aylarca beklemek zorunda kalınır, bazen şansı başına dert olmuş yan komşu telefon için ezile büzüle rahatsız edilirdi…
Lise yıllarında İzmir’de Konak’ta saat kulesinin önünde değil de Yeni Karamürsel’in önünde buluşurduk. Saat ikiyse iki, üçse üç… Bekledim de gelmedin anca şarkı olurdu. Sözlerin, sorumlulukların sınırı vardı. Olamayan olmaz veya söz verildiyse oldurulurdu.
Antalya’ya geldiğim üniversite yıllarında ankesörlü telefondan annemi aramaya gittiğimde bazen jeton takılır yedi düveli konuşacak zamanımız olurdu. Ama haftada bir konuşma her iki tarafı da idare ederdi. Özlemenin zevki vardı. Limitli iletişim seperasyonuma dolayısıyla büyümeme yardımcıydı.
İlk cep telefonumu kızım doğduğunda aldım. Yenice piyasaya çıkmış hantal bir şeydi. Ama evden ayrılmamı kolaylaştırdığı için neredeyse önünde eğilmiştim. Sonra olanları hepimiz tanığız… Özellikle aile içinde birbirimizden anında haber almak kaygı eşiğimizi alabildiğine düşürdü: Aşkımm nerdesin?
Haber almanın diğeriyle mesafelenmeye engel koyduğu duvarın önünde diz çöktük bugün. Zaman-mekandan vazgeçtim senler-benler karıştı… Gençler iyi yapıyor! Arıyorsun bakmayıveriyorlar telefonlarına; eğitiyorlar bizi.
Sosyal medya ise kalan tüm boş alanları dolduruyor. Biraz gönül abla, biraz da köşe yazıları…Bir yandan da oluşuna, gidişine ve sonlanışına etkimizin olmayacağı yüzlerce havadisi bombalar gibi üzerimize yağdırıyor. Sanki kendimizi sinema koltuğuna büzülmüş oturan küçük bir çocuk gibi hissetmemiz isteniyor… Bizler küçüldükçe ekran büyüyor, büyüyor…
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 1983 Antalya Son Haber
