23 Ekim 2026
  • Antalya18°C

BIRAKALIM ARTIK ŞU KOLTUKLARI

AHMET DİKİCİ

22 Ekim 2026 Perşembe 23:07

​Sevgili dostlar, bugün sizlere toplum olarak her alanda hissettiğimiz ama bir türlü çözüme kavuşturamadığımız ortak bir sorunu sorarak dertleşmek istiyorum: Neden bir makama seçilen kişiler; aradan yıllar, hatta onlarca yıl geçse bile o koltuğu bırakmak istemez?
​Hayatın doğal akışı gereği zaman herkesi yıpratır. Yıllar ilerledikçe insanın beden gücü azalır, zihinsel esnekliği ve tazeliği ilk günkü seviyesinde kalmaz. Bu durum gayet doğaldır ve insan olmanın gereğidir. Nitekim kamu kurumlarında çalışan bürokratlar ve devlet memurları için net kurallar vardır. Belirli bir yaşa (65) gelen her görevli, tecrübesi ne olursa olsun görevini yeni nesillere devrederek emekli olur. Sistem burada çok net bir anlayışla hareket eder: "Süren doldu, nöbeti devretme zamanı geldi," der.
​Ancak aynı anlayış, karar alma yetkisini elinde tutan seçilmişler dünyasında maalesef yok sayılıyor. Üstelik bu durum sadece siyasetçilerle ya da belediye başkanlarıyla sınırlı değildir. İşçi ve memur sendikaları, meslek odaları, esnaf birlikleri, sivil toplum kuruluşları ve kooperatifler... Seçimle göreve gelinen hemen her yerde aynı tabloyla karşılaşıyoruz.
​Mevzuatta bir üst yaş ya da görev süresi sınırı bulunmadığı için, bir kez seçilen kişiler o makamı zamanla kendilerine verilmiş değişmez bir hak gibi görmeye başlarlar. Koltuğun sunduğu güç ve imkânlar arttıkça, yönetenlerin önceliği kuruma veya üyeye hizmet etmekten çıkıp mevcut konumunu koruma çabasına dönüşüyor. Yıllarca değişmeyen yöneticiler yüzünden kurumlar yenilenemez; çağın şartlarına, gelişen teknolojiye ve genç kuşağın beklentilerine ayak uyduramaz hale gelirler. Kurumsal hafıza, zamanla kurumsal bir durağanlığa sebep olur.
​Bu tıkanıklığı aşmanın en akılcı yolu, tüm seçilmişler için en fazla üç dönem kuralını getirmektir. Görev süresinin kısıtlı olduğunu bilen bir yönetici, enerjisini konumunu koruma hesaplarına değil, görev süresi içinde iz bırakacak faydalı işler yapmaya harcar. Süreli görev bilinci, hizmetin kalitesini de artırır. Böylece alttan gelen donanımlı, dinamik ve yetişmiş genç kadroların önü açılır; kurumlar kendi içinde sürekli bir tazelenme yaşar.
​Kuşkusuz tecrübe çok değerlidir. Fakat tecrübe, yenilenmenin ve gençleşmenin önünde bir engele dönüşmemelidir. Gerçek tecrübe; bir makamda sonuna kadar oturmak değil, birikimini aktarıp zamanı geldiğinde görevi taze bir anlayışa devredebilme olgunluğudur. Koltuktan güç alan değil, tecrübesiyle kuruma değer katıp vakti geldiğinde kenara çekilmeyi bilen yöneticilere ihtiyacımız var.
​Sizce de artık siyasetten sendikalara, odalardan birliklere kadar tüm seçilmişler için net bir dönem sınırı getirilmesinin zamanı gelmedi mi?

Bu yazı toplam 259 defa okunmuştur.
Yorumlar