13 Mart 2026
  • Antalya11°C

BİR TATLI UYKU SONRASI HÜZÜN

ŞEBNEM YAPA ÖZTOPRAK

13 Mart 2026 Cuma 13:44

Hani derler ya, "Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır" diye; işte o mart, bugün az kalsın bizim yüreğimizi yakıyordu. Ne Antalya Antalya olalı böyle bir soğuk görmüştü, ne de biz.

Takvimlerin 13 Mart 1987'yi gösterdiği bu günde, günlerden beri bizleri perişan eden mart soğuğundan daha dondurucu bir olay yaşadık.

Akşam iş yerinden çıkıp durağa gittiğimde, normalde hiç beklemeden bindiğim dolmuşu tam 15-20 dakika bekledim ve iliklerime kadar üşüdüm. Eve vardığımda kapı zilini birkaç kez çaldım ancak açılmadı. Anahtarımla açmak istedim fakat arkada anahtar kaldığı için kapıyı açamadım. Israrla zile basıp kapıya vurdum. O sırada kız kardeşim karşı komşudan çıktı ve "Biz annemle bir saat önce buraya geldik," dedi. En küçüğümüz, benim de göz bebeğim olan erkek kardeşimin evde olduğunu söyledi.

"Uyuyakalmıştır" diye düşünerek kapıya daha sert vurmaya başladık. Bütün komşular telaşımıza ortak olup kapının önünde biriktiler. Endişelerimiz gitgide artıyordu. Kapıyı tekmeleyip yumrukluyor, bağıra çağıra Cem’e sesleniyordum. Bir ara terasa çıkıp uzun bir sopayla odanın camına vurarak onu uyandırmaya çalıştıysam da nafile... Apartman sesimizden çınlıyor ama bizim evden çıt çıkmıyordu.

Artık korkmaya başlamıştım; boğazımda bir şeyler düğümleniyordu. Her kafadan bir ses çıkıyordu; kimi kapıyı kırmayı, kimi kapının üstündeki pencere camını kırıp çocuklardan birini içeri geçirmeyi öneriyordu.

Sonunda camın kırılmasına karar verildi. Komşumuz Avukat Metin Bey merdiven getirip elindeki çekiçle cama vurmaya başladı. Müthiş bir şangırtıyla yere düşen cam kırıkları, insanın sinirlerini bozacak kadar yüksek bir ses çıkarıyordu.

Derken, aksilik bu ya, elektrikler de kesildi! Karanlıkta kalakalmıştık. Komşular hemen mum getirdiler. Metin Bey ellerinde mumlar olan insanların arasında camı kırmaya devam ediyordu. Artık kendimi tutamıyor, sessiz sessiz ağlıyordum. Allah’ım, bizi içeride nasıl bir manzara bekliyordu?

Sonunda cam kırma işlemi bitti ve kız kardeşim Melek’i pencereden içeri soktuk. Melek kapıyı açar açmaz hep birlikte oturma odasına doğru koştuk. O gergin sinirle Cem’i çağıran Melek’in sesi ağlamaktan anlaşılmıyordu.

Karanlıksa işimizi daha da güçleştiriyordu. Melek, battaniyeyi başına çekip uyumuş olan Cem’i sarsarken boğuk bir sesle bağırıyordu. (Ayrıntıları hatırlamıyorum) Odada en az 14-15 kişi vardı ama ben önümdeki kalabalıktan Cem’e bir türlü ulaşamıyordum.

Sadece kalabalığın arasından yükselen "Uyuyormuş!" seslerini duyabildim.

O an olduğum yere, koltuğa çöktüm ve hıçkırıklara boğuldum. Nefes almakta güçlük çekiyordum. Birileri yüzüme kolonya döküyor, tokat atarak beni ayıltmaya çalışıyordu. Kendime gelir gelmez anneme ulaşmaya çalıştım çünkü o da baygınlık geçiriyordu. Ellerimi yüzümü yıkayıp annemin yanına geldim; ıslak ellerimi yüzüne sürüyor uyanması için onu sarsıyordum. Annem biraz düzelir gibi olduğunda bu sefer Melek ağlama krizine girdi. Bir süre de onunla uğraştık.

Bu sırada komşular bizi teselli ediyor, olan bitenden habersiz şaşkınlıkla bakan Cem’in başını okşuyorlardı. Canım kardeşim; o da neye uğradığını şaşırmıştı. Uykusundan uyandığında karanlıkta ellerinde mumlarla bir sürü insan ve ağlayan, bayılan ablalarını görünce annesine bir şey oldu sanıp çok korkmuştu. Bir süre sonra komşular gitti ve biz birbirimize sarılıp öylece kaldık.

Nihayet elektrikler geldi. Cam kırıklarını topladık, kırılan camın yerine geçici olarak bir yolluk kapattık. Babam eve geldiğinde başımızdan geçenleri anlattık. O da çok duygulandı ve üzüldü. Bizi, "Canınız sağ olsun," diyerek teselli etti.

Şimdi sıcacık evimizde, ailemizin huzurlu sıcaklığında bu gün, yaşadığımız heyecan ve korku dolu günün böyle tatlı bir rutine dönmesine şükrediyorum. Rabbim bu soğukta evsiz barksız ve kimsesiz kalanların yardımcısı olsun.

Bu yazı toplam 251 defa okunmuştur.
Yorumlar