BİR KIRLANGIÇ KANADINDA

BAHAR UYSAL HAMALOĞLU
31 Mayıs 2026 Pazar 11:41
Kırlangıç kuşuna sormuşlar: "Neden böyle bir yerden, bir gökten uçuyorsun?" "Dünya ile baş edemiyorum! Onun için, bir altından geçiyorum, bir üstünden! Bir yerden, bir gökten uçuyorum..." demiş. Fakir Baykurt ‘’Tırpan’’ ında böyle yanıt verir uçmaya sevdalı, gökyüzüne sadık kırlangıç.
Ufacık tefecik bu kuş, mavi veya parlak yeşilden başlayıp kuyruğuna doğru beyazlaşan ya da kızıllaşan tüyleriyle, ucu sivri, dar kanatlarıyla, minik ve kısacık gagası, çatal kuyruğuyla, narin ve çelimsiz ayaklarıyla şu dünyanın en büyülü göçmenlerinden. O ince narin çelimsiz ayakları yere pek sıkı basamadığından, yeryüzüne tutunamadığından ömrünün çoğunu uçarak gökyüzünde geçirir. Toprağa değdiğinde ayaklarını sürüyerek yürüdüğünden olsa gerek sınırsız, sonsuz mavinin sevdalısıdır o. Kendine özgü mimarî tekniğiyle oluşturduğu yuvasına göçerken de yuvasını terk ederken de her seferinde diline yeni bir şarkı dolar. Terk-i diyar ederken de şarkılarıyla gider, sadakat duygusunu sığdırdığı yüreğinin rehberliğinde, inşa ettiği yuvaya gine şarkılarıyla döner.
Türkler, mitolojik yaratılış öykülerinde dostluğu ve şefkati temsil ettiğinden evlerinin çatılarına, kapılarının üzerine yuvalar yapıp ağırlamak istediler kırlangıçları. Çinliler, mutluluğu ve baharın gelişini müjdelemek için onların resimlerini yaptı. Denizciler, denize açılmadan önce kırlangıç dövmesi yaptırdılar döndüklerinde ikinci bir kırlangıç eklendi kollarına. Gemi, tekne, yelkenli kıyıya yaklaştığında onları ilk karşılayanlar, geri dönmediklerinde de onları en son uğurlayanlar kırlangıçlar oldu. Denizcilerin ruhları kırlangıçların kanatlarında göğe yükseldi.
Kısacık ömrünün -ortalama üç yıl- çoğunu gökte geçiren bu kuş sadakatın, özgürlüğün ve umudun habercisi. Bazı insanları anımsatıyor bana kırlangıçlar; sürünürken, yılmışken, çökmüşken birden ayağa kalkıp tüm cesareti, inancı ve azmiyle uçmaya hazırlananları, yaşanmışlıkları ardında bırakıp umudun peşinden gidenleri. Umut yaşamda yola devam edebilmemiz için tutunabileceğimiz olumlu bir duygu ancak ona edilgenlik değil eyleme geçmek yakışıyor. Anlaşmazlıklara, yenilgilere, zorluklara, engellere, başarısızlıklara, hayal kırıklıklarına rağmen hayata daha sıkı bağlanmak için kayıp düşerken ipin ucuna alelacele attığımız sağlam düğüm. Terapötik açıdan baktığımızda umudu geliştirmenin duyulan acı ve kederi azaltıp kendine güveni, zihinsel esnekliği geliştirdiğini kişinin dün, bugün ve yarın ile yüzleşmede daha olumlu bakmasını sağladığını görüyoruz. Umut, parmağını kımıldatmadan yarının her zaman kendi lehine sonuçlanacağını, beklentilerinin gerçekleşeceğini varsayan kişileri kapsamaz. Kendi istediği ve arzuladığı amaç için harekete geçmeye hazır olan, bir eylem sürecine inananlardan oluşur. Kötü zamanlarda umutlu olmak sadece romantik bir şey değil. Tarihin sadece kötülüğün değil, aynı zamanda şefkatin, fedakârlığın, cesaretin, nezaketin de tarihi olduğunu anımsamak gerek. Sadece en kötüyü hatırlamak, görmek bir şeyler yapmaya dair inancımız ve enerjimizi yok eder. Eyleme geçmek, her ne kadar küçük de olsa, ütopik bir gelecek için eli kolu bağlı beklemektense umuda katkı sunmak anlamını taşır. İnsanın yaşaması gerektiğini düşünür gibi yaşamak, etrafımızdaki kötü şeylere meydan okuyarak yaşamak, olağanüstü bir zaferdir. Kierkegaard’ın ediği gibi ‘’Umut mümkün olana tutkudur.’’
Kıyametin ortasında bulsak bile kendimizi, o siyah bulutların arasından sızacak gün ışığına odaklanmalıyız. Realite, imkânsız olduğunu düşündüğümüz şeyler için değil gerçekleştirilecek olası amaçlar peşinden gitmemizi gerektirir. Gine de gerçekleştirememe olasılığını da zihin sepetimizde tutarak yola koyulmalıyız aksi takdirde oluşacak hayal kırıklığı bazılarını eylemsiz kılabilir. Önemli olan vazgeçmemek…
Elwyn Brooks White, bir okurundan insanlığa dair inancını kaybettiği için acı çektiğini anlatan bir mektup aldığında okurunun kırık kalbini onarmak için bir mektup yazar:
‘’Namuslu dimdik duran tek bir adam ve merhametli tek bir kadın olduğu sürece bu özellikler bulaşıcı olduğu için yayılır ve sahne ıssızlaşmaz. Umut kötü günler için bize bahşedilmiş tek şeydir. Ben her pazar sabahı kalkar, düzene ve sebata katkı olarak saati kurarım.
Denizcilerin hava durumu için kullandığı bir deyim vardır: ‘Hava harika bir blöfçüdür.' derler. Sanırım, aynı şey biz insan topluluğu için de geçerli, gidişat karanlık görünebilir, sonra birden bulutların aralanmaya başladığını görürüz ve her şey bazen aniden değişir. İnsan ırkının bu gezegende tuhaf bir karmaşaya yol açtığı aşikâr. Ama belki de insan olarak biz uzun bir süredir derinlerde filizlenmeyi bekleyen iyilik tohumlarını barındırmaktayız. İnsanın merakı, merhametsizliği, yaratıcılığı ve maharetleri onu çok derin sorunların içine çekmiştir. Biz, aynı özelliklerin kendi yolunu, pençeleri ile açmasında ona olanak sağlayacağına dair umudumuzu kaybetmemeliyiz. Umuduna sarıl ve saati kur çünkü yarın başka bir zaman her gün.’’
Bu mektubu hep hatırlıyorum. Bazen açık kapıdan süzülüveren tüy telekleri eve misafir olduğunda, kuş sürüleri bulutların bir içine dalıp bir dışına çıkıp gözden yittiğinde umuda tutunmak için eyleme geçme zamanının geldiğini anlıyorum. Ancak o iki mavide özgürlüğü yakalayabileceğimi biliyorum. Sadakat sevginin iskeleti onu ayağa kaldıran, yürüten, kavuşturan. Dünya ile baş etmek için dünyanın üstünden geçme zamanı…Kırlangıçlara selam olsun.

Resim: Kikuchi Tomakazu, Fuji günü
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 1983 Antalya Son Haber
