Bugün bir haber duyuyoruz, “Bundan daha kötüsü olamaz” diyoruz. Ertesi gün öyle bir başka haber geliyor ki, dünkü şok çoktan unutuluyor.
Sonra yine aynı cümle:
“Bundan daha kötüsü olamaz.”
Ama oluyor.
Her gün biraz daha kötüsü, biraz daha şaşırtıcısı, biraz daha korkuncu…
Televizyonu açıyoruz, içimiz daralıyor. Açmıyoruz, “Acaba bugün ne oldu?” diye merak ediyoruz. Yorumları dinliyoruz, öfkeleniyoruz. Dinlemiyoruz, bu kez olup bitenden kopmuş hissediyoruz.
Galiba artık en çok şundan korkmalıyız:
Şok olmamaktan.
Çünkü insan her şeye alışabiliyor. Dün bizi ayağa kaldıracak kadar büyük bir olay, bugün birkaç saatlik bir haberden ibaret kalabiliyor. Yenisi geliyor ve eskisini unutturuyor.
Beterin beteri derken, betere alışıyoruz.
Oysa biz sadece biraz huzur istiyoruz. Güzel bir haber duyup içtenlikle sevinebilmek, yarına korkuyla değil umutla bakabilmek istiyoruz.
Ama sanki hayatın altından zemin yavaş yavaş çekiliyor.
Ne zaman “Artık yeter” desek, hayat bize “Daha bitmedi” diyor.
Belki de artık en büyük mücadelemiz, bütün bu kötülüklerin arasında iyi olanı, güzel olanı ve umudu kaybetmemek.
Çünkü insan kötü haberlere alışmamalı.
Hele ki umutsuzluğa hiç alışmamalı.
Bu yazı toplam 365 defa okunmuştur.