BEN Mİ HÜLYALI BİR ÇOCUKTUM YOKSA...

OYA ÖZGÜR
18 Eylül 2026 Cuma 09:38
Ben mi hülyalı bir çocuktum yoksa mevsimler panosu mu çok güzel bir şeydi bilmem.
Çocuklarım için neler konuşulacağını bilerek gittiğim veli toplantılarında gözlerim çaktırmadan o panoyu arardı sınıflarında.
Yıllar sonra öğrendim ki ayların sıralarını bir türlü öğrenememem aslında özel bir öğrenme güçlüğüydü. Sayıları kolayca kaydedemiyordum da, hikayesi varsa hafızam vakum gibi çalışıyordu. Mevsim panolarının altındaysa hep hikayeler olurdu...
Sonbahar ile başlarlar. Hey allahım bir şey nasıl sondan başlar? Bu bile başlı başına bir merak konusudur. Altında sarı yapraklar,az daha büyüdüğünde Alpay'ın şarkısı; Eylül de gel...Gelmem mi! Ben okulu hep çok sevdim. Ev yalnızlık demek. Her tatilde herkes seviniyor diye ben de rol yapardım. Gizliden gizliye okulu hep tatile tercih ettim.
Kasım, sarı, beyaz kasım patları, ölüm demek. Atatürk'ümü anarız...
Kış; ille bir kardan adam figürü bir yerlerinde. Ege’de neredeyse hiç kar olmaz. Olsun. Kış demek kar demektir. Kitapların öğrettiği karlı yerleri özleriz. Gitmesek de gelmesek de bizim köyümüz olan yerlerde yaşayan, okula gitmek için kilometrelerce yol yürüyen çocukların varlığından suçluluk duyması gereken bizler miyiz? İyi ki henüz bilmiyoruz.
En başında aralık var ki yılbaşı demek. Annem ev yapımı mayonezle rus salatası yapar. Muz o gün bola döke alınmıştır; sofrada baş köşede...Tavuklar iki butlu iyi ki, iki çocuklu aileye uygun. Biz şanslıyız; kardeşim zaten yeni doğmuş... Anneannem falan gelir, yalnız kalmasın... Annem o gün bile çalışır.(Eskiden öyle zırt pırt tatil olmazdı zaten. Çalışılması gereken bir ülkeydik.) Yorgun düşmediysek hazırlıklardan, az biraz eğleniriz. Basit şeylerden... Ayarı kısılmamış gaz sobasından, rujunu sürmüş anneden, hikayelerini gülerek anlatan anneanneden, özenle hazırlanmış sofradan...
Televizyonda önce Zeki Müren sonra dansöz çıkar ilk saatlerinde ocak ayının; Nesrin Topkapı; öyle döner durur, herkes niye merakla bekler? Büyüklerin de kendi kendilerine koydukları yasaklarına, biz çocukların yemekten önce çukulata yeme isteğimiz gibi daha bir iştahlı olduğunu sezerim.
Yılbaşı çekilişi yapılır sınıfta. Bana illaki çorap, artık orlonlardan evde örülmüş lif falan çıkar. Fakir çocuklarıdır bana denk gelenler. Üzülürüm hediyelere ama çaktırmam. Yeterince Kemalettin Tuğcu, yeterince Aziz Nesin okuyan tüm çocuklar aynı kanıdadır; hepimiz birazcık fakir olursak daha az acıtır. Ben hediye olarak hep kitap alırım. Ama hediye etmeden önce, sayfalarını kıvırmadan gizlice okurum. Ayıp mı? Bilmem ayıp herhalde...Belki kitap hediye edilenler de başka hediyeler isterlerdi, henüz akıl edemem...
Sonra bahar olur. Mart kararsız bir ay. Geçen yıldan kalkan yazlıkları kolları bacakları kısalmış da olsa hasretle giymek istersin. Hızla büyümek, büyümek istersin. Ne zaman sokağa insen yağmur bastırır. Evde işin olduğundaysa tüm çocuklar sokaktadır. Murphy diye kuralları anlatan biri vardır. Bu olanlar hep onu haklı çıkarmayadır. Henüz tanışmamışsındır.
Nisan en sevdiğim. Söylemesi bile güzel... Nisan... İnsan demek gibi...Artık okula oyun oynamaya gidersin. Dersler hafifler, her kızın, her oğlanın bir sevdiği olmaya başlar; mayıs. Benim de vardı. Gizli. Beden eğitimi derslerinden birinde, oyunda, sağa dönecekken, bana; sola dönüvermişti. Ne ümitli ne coşkulu haller...
Haziran gelir; sıcak tozlu tatil. Karne zamanı. Gelinecek yine okula. Kısa bu ayrılık. Tebeşir kokusunu hafızama kazır, biten her şeyden olduğu gibi içim buruk ayrılırım.
Ayrılmaları da öğreniyorsun önünde sonunda.
Paydos bana olur. Pano kalır... Hatta bir
şiir olur, yeterince büyüdüğümde ;
Sonra yine kış biter, karlar erir,
Güneş ısıtmaya başlar
Gölge aranır...
Küçük kızlar kedileri sever
Belki biz göremeyiz bu sefer
Ama sever...
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 1983 Antalya Son Haber
