BAŞARIYA KOŞANLAR: BAHAR AKSUNGUR

ALYA ŞAHİN
04 Ekim 2026 Pazar 19:11
Arkeoloji, tarih, kadın emeği ve kültürel miras üzerine/ RÖPORTAJ
İŞKADER (Lider İş Kadınları Derneği) tarafından hazırlanan Başarıya Koşanlar programında, İŞKADER Başkanı Alya ŞAHİN’in konuğu Arkeolog Bahar AKSUNGUR.
ALYA ŞAHİN: Lider İş Kadınları Derneği’nin hazırlayıp sunduğu Başarıya Koşanlar programına hoş geldiniz. Bugün farklı, dinamik ve genç bir arkeoloğumuzu konuk ediyoruz. Aynı zamanda İŞKADER Tarih Komisyonu Başkanı olan Bahar Aksungur ile arkeolojiyi, tarihi ve kültürel mirasımızı konuşacağız.
ALYA ŞAHİN: Bahar Hanım, arkeolog tam olarak ne yapar? Arkeoloji yalnızca kazı yapmak mıdır?
BAHAR AKSUNGUR: Literatürde arkeolojiyle ilgili bir karışıklık var. Arkeoloji bazen yalnızca “kazı bilimi” olarak açıklanıyor. Oysa biz arkeolojide sadece kazı yapmıyoruz. Kazı, arkeolojiye yardımcı olan bir teknik; eserleri ortaya çıkarma yöntemlerinden biri. Asıl iş bundan sonra başlıyor.
Arazi çalışmasından sonra ortaya çıkardığımız eserleri sınıflandırıyor, tarihlendiriyor ve hangi dönemde, ne amaçla üretildiklerini ve nasıl kullanıldıklarını anlamaya çalışıyoruz. Parçalar üzerindeki dini ve teknik öğeleri inceliyoruz. Ardından fotoğraflama, belgeleme, yayın ve arşivleme aşamaları geliyor. Eserleri koruma altına almak da arkeolojinin önemli alanlarından biri.
Kısacası arkeolojinin ilgi alanı, insanın ürettiği ve insana dair gördüğümüz her şeydir. İnsanların neyi neden yaptığını, neye inandığını ve neyin peşinden gittiğini ortaya çıkan eserler üzerinden anlamaya çalışıyoruz. Daha sonra bu bulgular üzerinden yapılan yorumlar da tarih yazıcılığının bir parçasını oluşturuyor.
ALYA ŞAHİN: Bir kazı alanında gün nasıl başlıyor? Kazı ekibinin çalışma düzeni nasıl?
BAHAR AKSUNGUR: Arkeolog dediğimiz kişi öncelikle kazı evinde kalır. Kazı evleri, ekip olarak kaldığımız ve genellikle kazı alanının içinde veya yakınında bulunan bilim çalışma merkezleridir. Ekipte hocalar, işçiler, öğrenciler ve farklı uzmanlık alanlarında çalışan kişiler bulunur.
İlk olarak arazi ekibinden söz edebiliriz. Arazi ekibi işin en zor kısmını omuzlayan kişilerdir. Kazının büyüklüğüne ve bütçesine göre birkaç kişiden onlarca kişiye kadar değişebilir. Sabah araziye çıkılır; ölçümler alınır, hangi tabakadan hangi eserlerin çıktığı takip edilir ve bulunan parçaların tarihsel akış içindeki yeri araştırılır.
Bunun yanında bilim ekibi vardır. Onlar ofis çalışmalarını yürütür; eserlerin fotoğraflanması, tarihlendirilmesi, benzer örneklerinin bulunması ve malzeme analizleri gibi çalışmalar yaparlar.
Son yıllarda arkeometri de çok önemli hale geldi. Eserlerin kimyasal testleri yapılarak hangi döneme tarihlendiği veya malzemenin hangi bölgeden gelmiş olabileceğini araştırılabiliyor.
Mimari çizim ekipleri, restoratörler ve Bakanlık temsilcileri de kazıların önemli parçalarıdır. Restoratörler, toprak altından çıkan ve zaman içinde korozyona uğramış eserlerin temizlenmesini ve korunmasını sağlar.
ALYA ŞAHİN: Kazı çalışmalarının başlaması için nasıl bir süreç gerekiyor?
BAHAR AKSUNGUR: Kazıyı istediğimiz zaman başlatamıyoruz. Öncelikle gerekli izinlerin alınması, evrak prosedürlerinin tamamlanması ve kazı evinin oluşturulması gerekiyor. Arkeolojik kazıların arka planında oldukça uzun ve titiz bir hazırlık süreci var.
Hocalarımız kazıları mümkün olduğunca uzun süre devam ettirmeye ve kapatmamak için gerekli çalışmaları yürütmeye gayret ediyor. Aynı zamanda kazıların genç araştırmacılar ve çalışanlar için istihdam yaratması da önemli.
ALYA ŞAHİN: Arkeolojiye ilginiz nasıl başladı? Ne zaman arkeolog olmaya karar verdiniz?
BAHAR AKSUNGUR: Aslında bunun ne zaman başladığını tam olarak bilmiyorum. Çocukluğumdan beri müze gezmeyi çok severdim. Ailem de tarihe meraklıydı ve bizi şehir değiştirdiğimizde o şehrin müzesine götürürdü. Böylece tarih bilinci çocuklukta oluşmaya başladı.
Lise yıllarında, çalışmama rağmen en sevdiğim ders hep tarihti. Üniversiteye geldiğimde ise tarihin ne kadar canlı ve keyifli bir alan olduğunu daha iyi anladım.
Örneğin antik çağdaki hamamlarla ilgili bir kitapta, sıradan bir insanın kent yöneticisiyle aynı hamamda yıkanabilmesini gurur verici bulması ve ona bir çömlek hediye etmesiyle ilgili bir hikâye okumuştum. Çömleği götürürken düşürüp kırması gibi küçük bir ayrıntı bile tarihi benim için çok daha canlı hale getirdi.
Bu nedenle gençlere hep şunu söylüyorum: Tarihi yalnızca ders kitaplarından değil, yaşanmış hikâyelerden okuyun. Çünkü o hikâyelerde kendinize ait bir şey mutlaka bulursunuz.
ALYA ŞAHİN: Bir arkeolog nasıl bir eğitim alıyor ve kendisini geliştirmek için neler yapıyor?
BAHAR AKSUNGUR: Türkiye’de arkeoloji eğitimi bölgelere göre farklılaşıyor. Bölgeler arkeolojisi önemli bir alan. Bunun yanında mimari, seramik sanatı, mozaik, sikke bilimi ve teknik çizim gibi dersler bulunuyor.
Teknik çizim bir arkeolog için çok önemli. Çünkü kazıda ne iş yapacağınızı doğrudan belirleyebiliyor. Bilim ekibinde çalışmak isteyen bir arkeoloğun teknik çizim, mimari çizim ve seramik çizimi konusunda kendisini geliştirmesi gerekiyor. Hem bilgisayar programlarıyla hem de el çizimiyle çalışabilmek önemli.
Yüksek lisans ve doktora aşamasında ise daha fazla uzmanlaşıyoruz. Ancak benim arkeoloji eğitiminde eksik gördüğüm konulardan biri metodoloji. Biz parçayı ve kazıyı öğreniyoruz fakat araştırma tekniklerini, yani “balık tutma yöntemini”, yeterince erken öğrenemiyoruz. Bu konuyu yüksek lisans ve doktora aşamasında öğrenmeye başlamak bence geç.
Bununla birlikte bireysel merak ve araştırma isteği de çok önemli. Ne kadar merak ediyor ve araştırıyorsanız, kendi yolunuzu bulmanız o kadar mümkün.
ALYA ŞAHİN: Kadın arkeolog olarak mesleğinizde zorlandığınız noktalar oldu mu?
BAHAR AKSUNGUR: Kadın olmak, Türkiye’de birçok alanda olduğu gibi arkeolojide de bazı zorlukları beraberinde getirebiliyor. Ben de bununla karşılaştım. Örneğin okuldayken sırf kadın olduğum için kazıya götürülmediğim bir dönem oldu.
Kazılar her yerde aynı şartlarda gerçekleştirilmiyor. Bazı bölgelerde güvenlik sorunları, konaklama şartları veya coğrafi koşullar nedeniyle kadın arkeologların tercih edilmesi konusunda farklı yaklaşımlar olabiliyor.
Ancak bana göre daha temel bir sorun var: Kadınların ikinci sınıf vatandaş olarak görülmesi ve kendi ayakları üzerinde durmasının sorgulanması.
Çalışan ve para kazanmaya çalışan bir kadına “Sen zaten kadınsın, sana baban ya da kocan bakar; sen parayı ne yapacaksın?” gibi ifadeler söylenebiliyor. Bu tür söylemler kadınların ekonomik bağımsızlığını küçümseyen bir anlayışı yansıtıyor.
ALYA ŞAHİN: Türkiye’nin arkeoloji alanındaki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
BAHAR AKSUNGUR: Türkiye, arkeoloji açısından dünya genelinde çok önemli bir konumda. Arkeologların işsizliği ve atamalar gibi sorunlar konuşulsa da bilimsel çalışmalar ve sahip olduğumuz kültürel miras bakımından çok güçlü bir arkeoloji ortamımız var.
Yabancı ekiplerle çalışma fırsatım oldu. Yumuktepe’de İtalyan bir ekipte çalışırken kazı başkanının, Türkiye’nin arkeoloji alanındaki imkânlarını ve sahip olduğu potansiyeli çok yüksek bulduğunu söylediğini hatırlıyorum.
Ayrıca Türkiye’de her yıl Kazı Sonuçları Sempozyumu düzenleniyor. Kazı başkanları o yıl yaptıkları çalışmaları birbirleriyle paylaşıyor ve araştırmacılar güncel çalışmalardan haberdar oluyor. Bu sempozyumun uluslararası alanda da ilgi gördüğünü söyleyebiliriz.
Kazı izinleri konusunda da araştırma yapmak isteyen kişilere imkân tanınması, yeni araştırmacıların kendilerine alan bulması ve yeni yerlerin keşfedilmesi açısından önemli.
ALYA ŞAHİN: Tarih ve turizm açısından Türkiye’de hangi alanların daha fazla değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?
BAHAR AKSUNGUR: Öncelikle büyük antik kentlerin ziyaret edilmesini öneriyorum. Restorasyon çalışmaları yapılmış kentlerde geçmişi görselleştirmek daha kolay. Arkeolojiyle uğraşmayan bir insan için toprağın altında bulunan tarihi anlamak zor olabilir; bu nedenle restorasyonu yapılmış ve ziyaretçiye anlatımı güçlü alanlar insanları tarihe çekmek açısından çok önemli.
Göbeklitepe gibi çok önemli merkezlerimiz de var. Bununla birlikte kültür ve turizmin birbirinden ayrı tutulmaması gerektiğini düşünüyorum.
Yurt dışında kültür ve turizmi birleştiren, yerinde gösterim ve açık hava müzeciliği üzerinden istihdam oluşturan projeler bulunuyor. Bir eser bulunduğunda orada uzmanların çalışması, ziyaretçilerin bilgilendirilmesi ve elde edilen gelirin bu alanın sürdürülebilirliğine katkı sağlaması mümkün.
Türkiye’de de arkeolojik alanlar, su altı batıkları ve yerel hikâyeler turizmle daha fazla buluşturulabilir. Tarih, turizm ve istihdam birlikte düşünüldüğünde gençler için yeni çalışma alanları oluşturulabilir.
ALYA ŞAHİN: Gençlerin arkeolojiye ilgisini artırmak için neler yapılabilir?
BAHAR AKSUNGUR: Öncelikle alanda istihdam sağlamak gerekiyor. Günümüzde bir bölüme olan ilgi, büyük ölçüde mezuniyet sonrasında iş imkânlarıyla bağlantılı.
Arkeolojiyi başka bir alana geçmek için basamak olarak kullanmayı önermiyorum. Çünkü arkeoloji çok zor bir alan. Bu mesleğe gerçekten tutkuyla bağlı değilseniz arkeolojiye girmemenizi öneririm. Yaşam tarzı açısından da diğer mesleklerden farklı bir alan.
Öte yandan teknolojiyle arkeolojinin kesiştiği alanlar gençler için önemli fırsatlar sunabilir. Örneğin arkeolojik yazılımlar gelecekte daha fazla ihtiyaç duyulabilecek spesifik bir alan olabilir.
Gençlerin enerjisini de çok değerli buluyorum. Gençlik yenilik ve farklılık getiriyor, insanları konfor alanından çıkarıyor. Yeni neslin enerjisi ve merakı bilimsel çalışmaların gelişmesine de katkı sağlayabilir.
ALYA ŞAHİN: Kazıda yaşadığınız unutulmaz bir anınızı paylaşır mısınız?
BAHAR AKSUNGUR: İlk kazılarımdan birini Ayasuluk Tepesi’nde, eski Efes antik kentinde gerçekleştirmiştim. Sivil konutları, yani tüccar konutlarını kazıyorduk. O dönemde yeni olduğum için arazi ekibindeydim.
Bir gün açmanın içinde seramikler ve kemikler çıkarken içime bir his geldi ve “Buradan bir şey çıkacak” dedim. İşçilerle iddiaya girdik. Gerçekten de kısa süre sonra bir buluntu ortaya çıktı.
Sonradan bunun orijinal bir posta mührü olduğu anlaşıldı. İmparator tarafından kentte imtiyazlı bir tüccara verildiği değerlendirildi. Ben o zamana kadar böyle bir posta mührü görmemiştim. Uzman incelemesinden sonra gerçek niteliği anlaşılınca bizim için çok güzel bir deneyim oldu.
Hoca da buluntuyu çıkardığımız için günlerce bize kek, poğaça ve börek gibi ikramlarda bulundu. Benim için çok güzel ve unutulmaz bir kazı anısıdır.
ALYA ŞAHİN: Bugünkü noktaya gelmenizde size en çok katkı sağlayan deneyim ne oldu?
BAHAR AKSUNGUR: Kişisel deneyimimin bana en büyük katkısı, her şeyi kontrol edemeyeceğimi anlamak oldu. Bilimin her şeyi kontrol etmek anlamına gelmediğini ve insanların inançlarını anlamanın gerektiğini fark ettim.
Arkeolojide çoğu zaman teknik sorulara odaklanıyoruz: Neden çıktı, neden yapıldı, nasıl kullanıldı? Ancak o insanların bir inancı ve dünyayı anlamlandırma biçimi vardı. Bu inanışları anlamaya başladığımda arkeolojide çok farklı noktaları görmeye başladım.
Yüksek lisans da benim için çok faydalı oldu. Araştırma teknikleri sayesinde bilim insanı olmanın ne demek olduğunu, nasıl araştırma yapılacağını daha iyi anladım.
Kazılarda çalıştığım hocaların da büyük katkısı oldu. Özellikle Mimar Sinan Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nden Gülgün Köroğlu hocamı hiçbir zaman unutmam. Bizi koruyan, kollayan ve yol gösteren çok değerli bir hocaydı.
ALYA ŞAHİN: Programımızın sonunda izleyicilerimize bir arkeolog olarak ne söylemek istersiniz?
BAHAR AKSUNGUR: Mutlaka müze ve ören yeri gezmenizi öneriyorum. Tarihle, geçmişte yaşamış insanlarla ve bulunduğunuz toprakla bağ kurmak çok önemli.
Arkeoloji aynı zamanda etik demektir. Atalara saygıyı, toprağa saygıyı ve geçmişte insanların ne hissettiğini anlamayı gerektirir. Müzeler ve ören yerleri bu bağı kurabilmemiz için çok kıymetli.
Bir sanat eserinin veya tarihi bir yapının yanında bulunduğunuzda, ona dikkatli ve saygılı biçimde yaklaşarak o mekânın ve eserin verdiği hissi anlamaya çalışın. Ben kendimi daha fazla tarihçi olarak görmüyorum; sadece geçmişe dokunmak ve o hissiyatı yaşamak için fırsat buldum.
Siz de kendinize bu fırsatı yaratın; müzeleri ve ören yerlerini ziyaret edin, geçmişle bağ kurun.
ALYA ŞAHİN: Değerli bilgileriniz ve programa katıldığınız için çok teşekkür ediyoruz.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 1983 Antalya Son Haber
