17 Eylül 2026
  • Antalya21°C

BAŞARI KAÇ PUAN?

PINAR TEYİN

17 Eylül 2026 Perşembe 08:27

Şimdilerde ailelerin telaşının yeni adı: Girecekleri sınavlara çocuklarını yetiştirmek!

Hangi kurs, hangi sistem, hangi özel okul, hangi özel öğretmen ve dahası…

Gittikleri okullarda başarılı olma yarışına ek, bir de girebilmek için yarışacakları yeni okul veya sistem karmaşası.

Nerede, ilgisine göre eğitim alacak öğrenci? Yapılacak yeni yarışlarda.

Bir de ebeveyn olarak bizlerin başarı algısı bunlara eklenerek çığı daha da büyütüyoruz.

Çocuklarımızın karnelerini aldığımızda ilk baktığımız şey ne oluyor?

Notları.

Sonra sınav sonuçları, deneme puanları, yüzdelik dilimler, okul dereceleri, kazanılan üniversite…

Çocuğunuzun nasıl hissettiğinden, neyi merak ettiğinden, neyi iyi yaptığından önce çoğu zaman bir rakam konuşuyoruz.

Çünkü eğitim sistemini uzun zamandır başarı göstergesi olarak not üzerinden okumaya alıştık.

Başarı; yüksek not almak, iyi bir liseye girmek, iyi bir üniversite kazanmak ve sonunda iyi bir meslek sahibi olmak olarak tarif edildi.

Çocuklarımız da daha küçük yaşlardan itibaren bu yarışın içine dahil edildi.

Ama bugün geldiğimiz noktada hepimizin kendimize sorması gereken bir soru var:

BAŞARILI ÇOCUKLAR YETİŞTİRİRKEN GERÇEKTEN BAŞARILI İNSANLAR MI YETİŞTİRİYORUZ?

Çok soru çözen ama neden çözdüğünü bilmeyen, sınavdan yüksek alan ama başarısızlıkla karşılaştığında ne yapacağını bilemeyen, ezberlediğini kusursuzca anlatan ama kendi fikrini ortaya koymaktan çekinen çocuklarımız varsa burada bir şeyleri yeniden düşünmemiz gerekiyor.

Çünkü eğitim yalnızca çocuğu bir sonraki sınava hazırlamak değildir.

Eğitim, çocuğu hayata hazırlamaktır.

Bir öğrencinin başarısını yalnızca aldığı puanla ölçtüğümüzde onun merakını, yaratıcılığını, problem çözme becerisini, iletişimini, dayanıklılığını ve kendisini tanıma yolculuğunu görünmez hâle getiriyoruz.

Üstelik başarı odaklı sistemin en ağır bedellerinden biri de çocukların başarısızlıktan korkmayı öğrenmesi.

Oysa başarısızlık, eğitimin düşmanı değildir.

Bazen en iyi öğretmendir.

Yanlış yapan, tekrar deneyen, istediği sonucu alamadığında neden olmadığını araştıran bir çocuk aslında öğrenmektedir.

Fakat biz ona sürekli “Başarılı olmalısın.” dediğimizde çocuk zamanla başarıyı öğrenmekten çok, başarısız görünmemeyi öğreniyor.

İşte asıl tehlike burada başlıyor.

Çocuk, soruyu yanlış yapmaktan değil, yanlış yaptığında bizim gözümüzde değerini kaybetmekten korkuyor.

Sonra büyüyor.

Sınav bitiyor, okul bitiyor ama o korku bitmiyor.

Hayatın her alanında kendisini başkalarıyla kıyaslıyor.

Başarısını başkasının başarısına göre ölçüyor. Kendi yolunu bulmak yerine herkesin yürüdüğü yolda öne geçmeye çalışıyor.

Hâlbuki kimsenin olmadığı, kendiyle yarışacağı başka güzel yollar varken…

Peki, biz eğitimden bunu mu bekliyoruz?

Ben 29 yıllık öğretmenlik hayatımda şunu çok net gördüm:

Her çocuğun öğrenme biçimi, hızı, ilgisi ve güçlü olduğu alan farklı.

Bu nedenle eğitimde asıl hedef, bütün çocukları aynı kalıba sokmak değil; her çocuğun kendi potansiyelini keşfetmesine yardımcı olmak olmalı.

Elbette akademik başarı önemli.

Çocuğumuzun matematiği, fen bilgisini, Türkçeyi öğrenmesi; iyi bir eğitim alması ve hedeflerine ulaşması hepimizin isteği.

Ancak başarıyı tek başına hedef hâline getirdiğimizde eğitim, gelişimin önüne geçiyor.

Artık “Çocuğum kaç aldı?” sorusunun yanına birkaç soru daha koymanın zamanı geldi:

Ne öğrendi?

Neyi merak etti?

Neyi kendi başına yapabildi?

Bir problem karşısında nasıl düşündü?

Yanlış yaptığında ne yaptı?

Ve belki en önemlisi:

KENDİSİ HAKKINDA NE ÖĞRENDİ?

Çünkü hayat, hiçbirimizin karşısına yalnızca test sorularından oluşan bir sınav kâğıdı koymayacak.

Hayat bazen de tek bir doğru cevabı olmayan sorular soracak.

Bazen başarısız olacağız.

Bazen yeniden başlayacağız.

Bazen başkalarının çizdiği yoldan çıkıp kendi yolumuzu bulacağız.

E hâl böyleyken, hayat denilen gerçek sınavın var olduğunu bilerek ilerleyip en kıymetlilerimize bunu öğretmemiz elzem.

İşte çocuklarımızı asıl hayat sınavına hazırlamalıyız.

Başarıyı küçümsemeden, ama başarı kavramını yeniden tanımlayarak…

Çünkü iyi eğitim, çocuğa yalnızca kazanmayı öğretmez; kaybettiğinde yeniden ayağa kalkmayı da öğretir.

Belki bugün eğitimde geldiğimiz noktada ihtiyacımız olan şey daha fazla sınav değil, daha doğru sorular sormaktır.

Doğru soruları sorarak ilerleyen öğrencilerimizin çoğalarak artması, bizim başarı algımızın değişmesine bağlı.

Çocuklarımızın geleceğini yalnızca sınavlardan kaç puan aldıkları değil, o puana giderken hatalarından öğrendikleri, içselleştirdikleri bilgiler ve kazandıkları hayat deneyimleri belirleyecek.

Bu yazı toplam 184 defa okunmuştur.
Yorumlar