07 Ekim 2026
  • Antalya19°C

ATEŞ BÖCEĞİ DEĞİLİM BEN

BİHTER GÖRDÜ

06 Ekim 2026 Salı 10:12

 

 

 

"Bu dünyada kadın olmanın gereği
Var olmak istiyorsan yanman gerek.
Yanarken peşinden gelenlerin yolunu aydınlatman,
Kendini feda etmen gerek.
“Fedai” olman gerek.
Sessiz olman gerek."

“Hem Müslüman, hem Türk, hem kadın.”

“Çığlığım duyulmuyor ki daralan çemberimden.
Olmadı zararım kimseye, kendimi soktum.
Ki zaten hiç hesapta yoktum.”

“Aşağılanmaya razı
Görmezden gelmeye
Görmezden gelinmeye alışık,
Tacizlere bağışık.
Ama bu kez böyle olmayacak.
Ateş böceği değilim ben.

"Bazen kendimi bir solucan gibi hissediyorum.
Oltanın ucunda bir yem.
Mütemadiyen didikleniyorum.
Pare pare dişliyorlar etimi.
Önceleri aldırmıyorum.
Sineye çekiyorum yitirdiklerimi.

“Aman ölmedim ya” diyorum, “canım sağolsun” diyorum.
Gel zaman git zaman kayıp bakiyeden fazla tartıyor; eksilen ben oluyorum. Bilmiyorlar ki en nihai zerrem de eridiğinde, ben de o kanca olup boğazlarına takılacağım."

Herkese merhaba. Sürpriz bozan cümleler yazmış olabilirim evet ama, sonunda Afife oyununu müthiş bir keyifle hem de Antalya’da izledim ve hala etkisinden çıkabilmiş değilim.

Biletimi Eylül ayında kendime doğumgünü armağanı olarak aldım sevgili okur. Antalya Açıkhava’da yıldızların altında “Afife” izlemeyi hayale ederken, yağmur altında bir tiyatro oyunu izleyeceğimi hiç düşünmemiştim.

Üstelik de 5 bin kişilik salonun hıncahınç dolu olduğu, oyun öncesinde yağmurlukların dağıtıldığı, şemsiyelerin açıldığı bir gece düşünün. Antalya’nın sanat aşkına bir kez daha hayran oldum.

Açıkhavaya girmeden önce yağmur çiselemeye başladı. Ardından hızını artırdı. Yağmurluklarımızı giydik, soluklarımızı tuttuk, oyunun başlamasını bekliyoruz. Yağmurda tiyatro izlemeyen de ne biliyim, bence has tiyatro izleyicisi sayılmaz.

Tam yarım saat geç başlayan oyunun sonunda hiçbirimiz salondan çıkmak istemiyorduk. Neden mi çıkmak istemiyorduk?

Çünkü bir kere televizyonda izlerken de görmüş olduğum Demet Evgar enerjisi denilen bir şey var. Ve bu enerji olağanüstü güzel ve bulaşıcı bir enerji. Öyleki sahnedeki tüm oyunculara ve de biz seyircilere öyle bir yayılıyor ki, anlatılmaz yaşanır bir his bu sevgili okur ki bence biz o ışığı bırakıp gitmek istemiyorduk.

 Sevgili Demet Evgar büyüleyici bir oyuncu. Sahnede olmak için yaşadığını ve varlığıyla sahnenin her noktasını doldurduğunu iliklerinize kadar hissettiriyor. Seyirciyi oyunun içine alıp adeta ona da yaşatan ender oyunculardan.

Sahnede pırıl pırıl parlayan Demet Evgar’ın yanında özellikle Necip Memili de en az başrol kadar iddialı oynuyor. Tilbe Saran, İdil Sivritepe ve Bora Akkaş da öyle.

Bazı oyuncular için oynuyor kelimesi bence az geliyor, çünkü onlar anı yaşıyor ve size de zaman tüneline girmiş gibi oyunu yaşatıyorlar. Sanki oyunun o sahnelerinde siz de bir rol kapmışcasına oyunun içine giriveriyorsunuz.

İfade etmesi gerçekten güç, bu hazzı yaşamalısınız sevgili okur. Tiyatro aşkı böyle bir şey. Nefis bir düş görmüş gibi çıkıyorsunuz bu oyundan ve etkisi günlerce sürüyor. Demedi demeyin. Muhakkak izleyin.

Sözün özü, biz aslında oyunu izlemedik, Afife’nin sanat yolculuğunda yaşadıklarını derinden ruhumuzda hissettik. Sahne tasarımı, prodüksiyon ve görsel atmosferiyle muhteşem bir deneyimdi.

Bütün ekibin yüreğine sağlık, ölmeden yaşanması gerekenlere bir tuğla daha koyduğum için mutluyum. Kendime harika bir armağan seçmişim yine.

Şimdi de size biraz Afife’nin hayatından bahsedeyim. Türk tiyatrosunun öncü ismi Afife Jale, 1902 yılında İstanbul’un Kadıköy semtinde orta halli bir ailenin kızı olarak dünyaya gelir. Doktor Sait Paşa’nın torunu olan Afife, Hidayet Bey ve Methiye Hanım’ın üç çocuğundan biridir.

Behiye adında bir kız ve Salah adında bir erkek kardeşi vardır. Afife’nin çocukluk düşlerini sahnede olma hayali süslerken babası bu tutkusunu ne kadar anlayamamışsa, annesi de o kadar kızının yeteneğinin farkında olarak ona destek olur.

İlk kez Darülbedayi’de namıdiğer bugünkü şehir tiyatrolarında sahneye çıkan Afife, Yamalar adlı oyunda Emel rolüyle perdenin önüne adım atar ve Jale takma adını alır.

Önceki sezon rolü oynayan Eliza Binemeciyan Paris’e gidince, Afife henüz onaltı yaşında stajer artistlikten başrole yükselir. Malesef Osmanlı’da Müslüman kadınların sahneye çıkması yasaktır, yalnızca Ermeni, Rum ve Yahudi kadınlar sahne alabilmektedir.

Ancak Afife bu akılalmaz muhafazakarlığa ve cinsiyetçi ayrımcılık düzenine karşı dimdik durur. Gelen yasaklara, sahne baskılarına, türlü hakaret ve şiddete direnir. Direnirken de bedeni bu yobazlık karşısında sağlam kalamaz.

Baş ağrıları günden güne artar, sahne yasağı kalksa da kullandığı ilaçlar nedeniyle sahneye dönemez. Çünkü, doktorunun yatıştırıcı olarak vurduğu morfinlerin bağımlısı olmuştur. Eşi, meşhur “Bir Bahar Akşamı Rastladım Size” ve diğer unutulmaz şarkıların bestecisi Selahattin Pınardır.

Afife ona öyle derin bir aşk duyar ki, kendinden uzak tutmanın yolunu ondan ayrılmakta bulur. Önce çalıştırılmadığından, sonra da çalışamadığından borçları artar. Ablası Behiye Hanım’ın yanında bir süre yaşadıktan sonra, İstanbul’da çok kötü şartlar altında yalnız kalır ve Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde yapayalnız ölür.

Bu hayat hikayesini yıllar yıllar önce okuduğumda beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Türkiye’deki ilk renkli polaroid fotoğraf sergisini açan Türk fotoğraf ve grafik sanatçısı Şahin Kaygun’un 1987’de yönettiği, Müjde Ar’ın başrolünde oynadığı Afife Jale filmi dışında, bu hikaye gerçekten anlatılmamıştı.

Nasıl olur da bu derece önemli bir yaşam hikayesini geniş kitlelere duyurabilecek güçte yapımlar bugüne kadar olmamış demiştim. 25 yılı aşkın süredir kadının sesi günden güne kısılan ülkemizde, yıllar yıllar sonra, bize yeniden Türk Kadının yerini hatırlatan, gücümüze güç katan Demet Evgar iyiki var ve iyiki bu projeyi yaptı.

 

 

Bu yazı toplam 360 defa okunmuştur.
Yorumlar