ANNELİĞİN DEĞİŞEN YÜZÜ, DEĞİŞMEYEN VİCDANI

PINAR TEYİN
27 Temmuz 2026 Pazartesi 18:27
“Kardeşlerine göz kulak ol!”
“Akşam ezanı okunmadan eve gelin, beni aşağı indirmeyin!”
“Yattığın yatak toplanmazsa, o yatakta son yatışın olur!”
Bazı cümleler vardır; üzerinden onlarca yıl geçse de hafızamızdan silinmez. Çünkü onlar yalnızca birer uyarı değil, bir dönemin yaşam biçimini anlatan sessiz tanıklardır.
Bir zamanlar hayat gerçekten daha yalındı. Okula gidilir, eve dönülür, ödev yapılır, akşam aynı sofrada buluşulurdu. Televizyonun karşısında masallar dinlenir, günün sonunda güven duygusuyla uykuya dalınırdı. Mutluluğun tanımı, bugünkü kadar karmaşık değildi.
Annelerimizin “günleri” olurdu. Evde hazırlanan kekler, börekler ve “Birazdan geliyorum.” cümlesi… O “biraz”, çoğu zaman saatler sürerdi. Biz çocuklar ise kendi oyunlarımızı kurar, hayal dünyamızda büyürdük. Bugün düşündüğümüzde bunun adı belki “özgür çocukluk”tu.
Apartmanlar yalnızca beton yapılardan ibaret değildi; aynı zamanda dayanışmanın, komşuluğun ve ortak sorumluluğun yaşandığı küçük mahallelerdi. Bir evden yükselen ses, bütün apartmanı ilgilendirirdi. Yazılı olmayan kurallar vardı ve herkes bu kuralları içselleştirirdi.
Ev işlerinde herkesin bir görevi bulunurdu. En küçük çocuk bile gücü yettiğince katkı sağlardı. Erkek çocuklarının görevi ise çoğu zaman ortalığı dağıtmaktı. Yaz akşamları sokaktan dönen çocukların üzerindeki toz, toprağın kokusu bugün hâlâ birçok insanın hafızasında yaşamaktadır.
Annenin sözü tartışılmazdı. Bazen tek bir bakış, uzun cümlelerden çok daha etkili olurdu. Misafir ağırlamanın adabı, büyüğe saygı, küçüğü koruma gibi değerler konuşularak değil, yaşayarak öğrenilirdi.
Belki de en önemli fark buydu.
Hayatın kuralları yazılı değildi ama herkes tarafından bilinirdi.
Sonra zaman değişti.
Teknoloji hızlandı. İletişim biçimleri dönüştü. Siyah beyaz televizyonlardan akıllı telefonlara uzanan süreç, yalnızca teknolojiyi değil, insan ilişkilerini de değiştirdi.
Bizler X kuşağı olarak iki dünyanın arasında büyüdük.
Bir yanda geleneksel aile düzeni…
Diğer yanda sürekli değişen modern yaşam…
Kadınlar eğitim aldı, çalıştı, ekonomik özgürlüğünü kazandı. “Güçlü kadın” kavramı hayatın merkezine yerleşti. Ancak bu kazanımların yanında yeni bir yük de omuzlarımıza bindi.
Kusursuz anne olma zorunluluğu…
İşte tam da bu noktada annelik değişmeye başladı.
Bir zamanlar anneler sezgileriyle çocuk büyütüyordu.
Bugün ise annelik; uzman görüşleri, psikoloji kitapları, pedagog önerileri, ekran süresi hesaplamaları ve sosyal medya tavsiyeleri arasında şekilleniyor.
Çocuğun her davranışı analiz ediliyor.
Her öfke nöbeti bir problem olarak görülüyor.
Her gözyaşı “Acaba travma mı oluştu?” endişesiyle karşılanıyor.
Bilgi arttıkça ne yazık ki kaygılar da büyüyor.
Aslında hepimiz aynı soruyu kendimize soruyoruz:
“Yeterince iyi bir anne olabildim mi?”
İlginç olan ise bu sorunun cevabını en çok sorgulayanların, çocukları için hayatını adayan anneler olmasıdır.
Çünkü modern çağın anneleri yalnızca çocuklarını büyütmüyor; aynı zamanda kendi çocukluklarını da onarmaya çalışıyor.
Geçmişte yaşadıkları eksiklikleri çocuklarına yaşatmamak için büyük bir çaba gösteriyorlar.
“Aman üzülmesin…”
“Aman travması olmasın…”
“Aman huzurumuz bozulmasın…”
Bu cümleler aslında annelerimizin yıllar önce söylediği başka bir cümlenin yeni versiyonudur:
“Tadımız kaçmasın.”
Bugün anneler bir araya geldiklerinde çocuklarını büyütürken yaşadıkları anıları anlatıyorlar.
Gülüyorlar…
Duygulanıyorlar…
Ama sohbetlerin sonunda neredeyse herkes aynı soruyu dile getiriyor:
“Acaba daha iyisini yapabilir miydim?”
Belki de bizim kuşağın en ağır yükü tam olarak budur.
Yetersizlik hissi.
Oysa gerçeğe biraz daha yakından baktığımızda bambaşka bir tablo görüyoruz.
İstisnalar elbette vardır.
Ancak hiçbir anne bilerek çocuğuna zarar vermek için yola çıkmaz.
Her anne, sahip olduğu bilgiyle, şartlarla ve imkânlarla elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışır.
Anneliğin ölçüsü kusursuz olmak değildir.
Anneliğin gerçek ölçüsü; bir çocuğun hayat yolculuğunda ona güven verebilmektir.
Belki çocuklarımız bizi mükemmel olduğumuz için hatırlamayacak.
Ama düştüklerinde elimizi uzattığımızı…
Üzüldüklerinde yanlarında olduğumuzu…
Başardıklarında onlarla gurur duyduğumuzu…
Hiç unutmayacaklar.
Çünkü çocukların hafızasında en çok pahalı oyuncaklar değil, güvende hissettikleri anlar kalır.
İşte bu yüzden anneliği yeniden tanımlamaya ihtiyacımız var.
Mükemmel anne olmak zorunda değiliz.
Yeterince iyi anne olmak çoğu zaman fazlasıyla yeterlidir.
Bugün aynaya baktığınızda eksiklerinizi değil, büyüttüğünüz hayatları görün.
Çünkü bir çocuğun kalbine sevgi bırakabilen her anne, farkında olsun ya da olmasın, dünyayı değiştirmiştir.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 1983 Antalya Son Haber
