28 Şubat 2026
  • Antalya6°C

ALEVİLİĞİN SOLCULAŞTIRILMASI

EŞREF URAL

27 Şubat 2026 Cuma 20:38

 

Ülkemiz siyasetinde din, mezhep ve kimlik gibi kavramların siyasi ideolojiler üzerinde güçlü hakimiyet gösterdiklerini öteden beri hep düşünegelmişimdir. Nitekim bundan üç beş yıl önce Türkiye Solu’nun yakın geçmişi üzerine bir yazı yazmıştım ve o yazıda, kendisini fesheden bir sosyalist grubun “fesih manifestosu” mahiyetindeki bildirisini, “eğer Türkiye’nin geleceğinde yeniden bir sosyalizm mücadelesi ortaya çıkacak olursa, bu muhakkak TÜRK ve SÜNNİ bir tabana yaslanmak zorundadır” diyerek bitirdiklerini hatırlatmıştım. Ve tahmin edileceği gibi, bazı sosyalist kimlik taşıyan arkadaşlar bu ifadeyi sert bir dille eleştirmişler ve itiraz etmişler idi.

Geçenlerde youtuube platformunda önüme bir video düştü. Genç bir adam konuşuyordu ve videonun başlığı da dikkatimi çekmişti, çünkü başlık şöyleydi; “Aleviliğin solculaştırılması”. Açtım videoyu ve izlemeye başladım. Haydar Karataş adlı bir şahıs. Videoda anlattıklarından Tunceli-Dersim bölgesinde doğduğunu, erken yaşlarda İstanbul’da radikal sol bir örgüte katıldığını, on yıl kadar cezaevinde kaldığını anlıyoruz, muhtemelen şimdilerde yurt dışında. Ve belli ki cezaevinde epey kitap okumuş, düşünmüş, taşınmış, kafa yormuş ve kendi çapında yaşadıklarını, tecrübelerini, bildiklerini anlatmaya çalışıyor.

Haydar Karataş’ın “Aleviliğin solculaştırılması” konusunda söylediği özetle şu; 1970’li yıllardan itibaren devlet Sol-sosyalist düşünceyi marjinalize etmek, dağlara ve kırsal bölgelere sıkıştırmak ve geniş sünni-muhafazakar kesimlerle bağını kopartmak için, Aleviliği solculaştırma kararı aldı ve bunu da uyguladı” diyor.

En nihayetinde bu bir tez ve her tez gibi tartışılmaya muhtaç. Bakalım bu hususta tarihsel süreç nasıl işlemiş ve dile getirilen bu tez tarihin kayıtları ile uyumlu mu? Çok eskilere gitmeye gerek yok, 1960’lı yıllarla başlayabiliriz. Çünkü 1960’lı yıllar, Türkiyemizde toplumun her kesiminin yeni şeyler, yeni düşünceler, yeni sosyal kavramlar peşinde koşmaya başladığı, dünyada gelişen fikir hareketlerini takip ettiği, yayımlanan kitapların bol bol okunduğu ve tartışıldığı bir dönemin adıdır. Böyle bir iklimde sosyalist fikirlerin örgütlenmesi de pek doğaldır ve sahnede Türkiye İşçi Partisi’nin etkili bir rol oynadığını görüyoruz. Ve bunun dışında bazı dergiler etrafında kümelenmiş aydın hareketleri, öğrenci hareketleri, işçi hareketleri falan… Yani Türkiye hareketli ve toplumun bilhassa okur-yazar kesimleri sola açık. O günlerde “sola açık olmak” demek, Türkiye’nin NATO-ABD çizgisinden çıkması ve Rus-Sovyet Blokuna savrulması demek. O günün dünyasında ne Türkiye devletinin yerel güç elitleri, ne de Soğuk Savaş ortamının hassas dengeleri böyle bir gelişmeye asla izin veremezdi. Ama ortada gözle görünür bir hakikat vardı ki; toplumun ciddi bir kesimi, bilhassa orta sınıflar, süratle solculaşıyorlardı ve buna engel olmaları gerekiyordu.

Kuşkusuz başka pek çok siyasi, adli, bürokratik önlemler hayata geçirildi zaman içerisinde; darbeler, muhtiralar, idamlar, sıkıyönetim uygulamaları vs. Ama öyle anlaşılıyor ki dönemin devlet bürokrasisi, “sosyoloji biliminden” de çok başarılı bir şekilde yararlanmış görünüyor.  İşte Alevi toplum kesimlerinin süratle solculaştırılması, ki bu aynı zamanda ve süreç içerisinde “Sol’un da Alevileştirilmesi” anlamına gelecekti, bu dönemde uygulamaya başlanıldı. Bana göre 70’lerin ikinci yarısından itibaren organize edilen Malatya-Çorum-Sivas-Maraş olayları bu politikanın kanlı sonuçları idi.  Ve günün sonunda, gerçekten de sol-sosyalist dünya görüşü, sadece Alevi muhitlerinde konuşulan bir ideoloji haline getirilerek, tamamen etkisizleştirilmiş oldu.

Ben hâlâ aynı fikirdeyim; eğer bu ülkenin geleceğinde bir Sosyalist Türkiye inşâ edilecekse, muhakkak bu mücadele Türk ve sünni bir tabana yaslanmak zorundadır. Elbette toplumun her kesimi burada olmalıdır, Aleviler, Kürtler, işçiler, aydınlar, köylüler, emekçiler falan. Ama sosyo-kültürel tabanı ağırlıklı olarak Türk ve Sünni olmak zorundadır, yoksa bu devran böyle gelmiiiş, böyle de gider, hepsi bu kadar. 

Bu yazı toplam 264 defa okunmuştur.
Yorumlar