24 Mayıs 2026
  • Antalya18°C

TURİZM, İNSANLIĞA MUTLULUK ÜRETİR

NİZAMETTİN ŞEN

24 Mayıs 2026 Pazar 21:26

İtalya’nın Ancona kentinde görmez çift Aldo Grassini ve Daniela Bottegoni tarafından kurulan Amora Müzesi, aslında modern turizm dünyasına çok güçlü bir soru soruyor:“Bir medeniyet sadece görenler için mi vardır?”

1985 yılında Avrupa’daki müzeleri gezen çift, sanat eserlerine yaklaşamayan, heykellere dokunamayan, estetik deneyimin dışında bırakılan görme engelli insanların yaşadığı görünmez ayrımcılığı fark etti. Çünkü klasik müzecilikte “bakmak” vardı ama “hissetmek” yoktu.

Onlar ise başka bir şey yaptı.Dokunulabilen sanat fikrini geliştirdiler.

Bugün Omero Müzesi’nde Michelangelo’nun Pietà’sından antik dönem heykellerine, mimari modellere kadar yüzlerce eser görme engelliler için erişilebilir durumda. İnsanlar mermeri parmak uçlarıyla hissediyor, heykelin yüz ifadesini elleriyle okuyabiliyor, sanatla fiziksel bağ kurabiliyor.İşte tam burada turizmin gerçek anlamı ortaya çıkıyor.

Hep tekrarlıyorum bir kez daha tekrarlayacağım; Turizm yalnızca otel doldurmak değildir.Turizm yalnızca uçak koltuğu satmak değildir.Turizm yalnızca döviz girdisi değildir.

Turizm insanlığa mutluluk üretme sanatıdır. Ve mutluluk bazen bir manzarada değil, bir insanın ilk kez bir heykeli hissedebilmesinde saklıdır.

Bugün Türkiye’nin neredeyse her 20-30 kilometresinde bir antik kent bulunuyor. Akdeniz’den Ege’ye, Marmara’dan Güneydoğu’ya kadar insanlık tarihinin en büyük açık hava arşivlerinden birinin üzerinde yaşıyoruz. Binlerce heykel, kabartma, mozaik, fresk ve mimari eser bu topraklarda bulunuyor.

Ama çok önemli bir soruyu hâlâ yeterince sormuyoruz:Bu mirası herkes için erişilebilir hale getirebildik mi? Oysa Türkiye, arkeoloji ile erişilebilir turizmi birleştirebilse dünyada örnek gösterilecek ülkelerden biri olabilir. Antalya’da, İzmir’de, İstanbul’da ya da Ankara’da kurulacak büyük bir dokunsal arkeoloji müzesi yalnızca görme engellilere hizmet etmez; Türkiye’nin kültürel olgunluğunu dünyaya gösterir.

Çünkü gelişmişlik bazen yüksek bina yapmak değil, toplumun en kırılgan kesimlerini kültürün içine dahil edebilmektir.

Böyle bir yaklaşımın turizm imajına katkısı da son derece güçlü olur. Türkiye yalnızca “tatil ülkesi” değil; insan merkezli, vicdan üreten, kapsayıcı bir medeniyet ülkesi olarak algılanır.

Üstelik bunun ekonomik karşılığı da vardır.

Dünya nüfusu yaşlanıyor. Erişilebilir turizm pazarı büyüyor. Engelli bireyler, yaşlı ziyaretçiler ve özel ihtiyaç sahibi aileler giderek daha fazla destinasyon tercihinde “erişilebilirlik” kriterine bakıyor. Ancak mesele sadece ekonomik değildir.

Asıl mesele insanlıktır. Turizm insanlığa mutluluk üretmelidir dedim. 

Bir ülke, görmeyen insanlara sanatın kapısını açıyorsa; aslında kendi ruhunun kapısını açıyor demektir.

Bu kadar olumsuz ülke imajımıza hergün haberlerde çıkan birçok defolu yanımıza Belki de turizmin kazandıracağı böyle doğru bir yaklaşım anlamlı olur.

Son yıllarda başlatılan hedefsiz ve yüksek sesli eğlencelerle öne çıkan Kültür Festivalleri değil, daha büyük açık büfeler panayırlara dönüşen Yemek Festivalleri değil, insana dokunabilen fikirlere ihtiyacımız var. 

Çünkü turizm, insanlığa mutluluk üretir.

Bir ülke görmeyen ve dezavantajlı insanlara da sanatın kapısını da açıyorsa; aslında kendi ruhunun kapısını açıyordur.

whatsapp-image-2026-05-24-at-21-31-42.jpeg

 

Bu yazı toplam 118 defa okunmuştur.
Yorumlar